

#dc comics#dc#batman#bruce wayne#dick grayson#batfam#tim drake#batfamily#dc fanart



seen from United States
seen from United States

seen from Ukraine

seen from Colombia
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Greece
seen from Canada
seen from Canada
seen from Brazil
seen from Italy
seen from China

seen from New Zealand
seen from New Zealand
seen from United States
seen from China
seen from United Kingdom
İnsanları evin yapma.
Ben kafamı dinlemek değil susturmak istiyorum.
ARYA
Romanların en ücra satırlarında ya da en işlek caddenin en kirli ve çıkmaz sokaklarında, aşınmış, yırtılmış hatta kirlenmiş kıyafetlerin içinde; saçı sakala karışmış, yüzü kirden seçilmeyen evsizler vardır. Hayatlarındaki en kıymetlileri yitirdikten sonra, ruhlarının verdiği azabı bastırabilmek için kendi yaşamlarını unutmaya çalışırlar. Kimi zaman bilerek, kimi zaman mecbur kalarak… Depresif hâlleriyle ve insani ihtiyaçlarını en asgari seviyeye indirerek, hayata tutunmaktan vazgeçmiş yenik ya da yenilmek üzere olan insanlardır.
Parmakları notalarla dans ederken dudaklarından dökülen sözler yankılanırdı:
Günün ilk ışıkları kadar aydın bir yüz, ardımda bıraktığım o masum öksüz. Daha yaşını bile doldurmadı henüz. Yeni doğmuş, kendini savunamayacak kadar güçsüz. O hep kalbimde ölümsüz.”
Buffo, yılların ve geçmişin ağırlığını sırtında taşıyordu. Bir zamanlar bir evi, bir ailesi, bir hayatı vardı. Şimdi ise tek dostu eski bir gitar, altında yarı ıslak bir parça karton ve hemen yanında yanan harlı bir ateşti. Tek kazancı, etkileyici ve hissiyatlı sesi… Karnını doyurabilmek için hemen her gece yüzlerce kişinin oluşturduğu kuyruklara girip evsizler için dağıtılan sıcak çorbayı almaya çalışıyordu. Bazen de girdiği kuyrukta “Beklemeyin artık, yemek bitti.” sözüyle karşılaşıyor, aç kalmanın verdiği sancıyı sessizce taşıyordu.
Rüyalarında hep aynı görüntülerle uyanırdı. Bir ev, yarım kalmış bir hayat ve bir bebek ağlaması… Her sabah aynı isimle irkilirdi: Arya… Arya… Arya… Onun yaşadığını bilmiyor, bilmesine de izin verilmiyordu.
Bir gün yine aynı caddede, aynı şarkıyı mırıldanırken yaşlı bir kadınla karşılaştı. Kadın, onu baştan aşağı süzüp “Zavallı…” dedi. Buffo başını kaldırdı; hüzünlü bir bakışla kadına baktı, sonra gözlerini yeniden yere indirdi. Titrek bir sesle şarkıya devam etti:
“Daha yaşını bile doldurmadı henüz. Yeni doğmuş, kendini savunamayacak kadar güçsüz. O hep kalbimde ölümsüz.”
Yaşlı kadın, öfkeyle karışık bir ifadeyle yanından uzaklaştı. Birkaç adım attıktan sonra durdu; hıçkırıklara boğuldu. Çünkü o sözlerde, yıllardır sakladığı bir gerçeğin yankısını duymuştu.
Buffo, bu karşılaşmanın hemen ardından yıllardır gitmediği o yere doğru yürümeye başladı. Adımları ağırdı. Yaklaştıkça gözlerinin önüne hep aynı yüz geliyordu. Bir mezar taşının önünde durdu. Taşta Subret yazıyordu. Hayatını kaybeden, eşiydi. Subret’in ölümünden sonra Buffo yalnızca eşini değil, kendisini de kaybetmişti. Subret’in ailesi onu suçlamış, Arya’ya bakamadığı için onu reddetmiş, hayattan silmişti. Buffo da bu yükün altında ezilmişti.
Gözlerinin önüne tanıştıkları o gün geldi. Bir müzikalde oynayacakları role hazırlanırken Buffo, Subret’i ilk kez orada görmüştü. Subret çok heyecanlıydı; biraz sakar ama hayat dolu bir insandı. Rolü için giymeye çalıştığı kıyafetin kolunu bir türlü geçiremiyordu. Buffo gülerek yanına gitmiş, ona yardım etmişti. O gün başlayan bağ, zamanla aşka dönüşmüş, sonunda evlenmişlerdi. Yıllar boyunca mezarını ziyaret edememiş, geçmişiyle yüzleşmekten kaçmıştı. Mezarın başına tek bir gül bırakıp sessizce uzaklaştı.
Yaşlı kadın torununa uzun uzun bakmıştı. Hayatının büyük bir bölümünde bu masum çocuğa bakarken zorlanmış, sorduğu sorulara bir türlü cevap bulamamıştı. Küçük kıza anne ve babasının öldüğü söylenmişti. Gerçek, onun için ağır bulunmuştu. Müziğe karşı doğuştan yeteneği olan Arya, bilerek müzikten uzak tutulmuştu; çünkü müzik, geçmişi hatırlatıyordu.
Bir gün yine yaşlı kadınla caddede dolaşırken Arya bir anda kalabalığa karışıp kayboldu. Kalbi müziğin geldiği yöne çekilmişti. Yakınlarda gitarıyla şarkı söyleyen bir evsize doğru yaklaştı. Yanına sokuldu, başını adamın dizine koydu. Buffo, bu beklenmedik temas karşısında irkildi ama gitarını çalmayı bırakmadı. Bir yandan da küçük kıza gülümsedi; sanki tanıdık bir sıcaklık hissetmişti.
Kalabalığın içinden bir kadın telaşla bağırıyordu: “Arya! Arya! Arya!” Sonunda onu gördü. Gözlerine inanamadı, sendeledi; gözleri doldu. Demek onu buldun… Demek babanı buldun, Arya… Buffo küçük kıza doğru eğildi, onu kavradı ve yıllardır içinde biriken tüm pişmanlıkla, tüm özlemle sıkıca sarıldı.
Dün seni sevdim.
Bugün de seviyorum.
Öbür gün borcum olsun yaşarsam,
Söz yine seni seveceğim.
"Çok uzun sürecek Mavi... Her ne başladıysa bu, çok uzun sürecek."
N.G. Kabal - Gecenin Hikayesi, Aylema
Nasılsın, ait olmadığın yerlerle savaşın bitti mi?
Ben sana veda edemedim. Hiçbir şey söyleyemedim. Gitme diyemedim.