Greek city of Klazomenai, Asia Minor.

seen from China
seen from China
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Philippines

seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from Argentina
seen from China
seen from Ecuador

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
Greek city of Klazomenai, Asia Minor.
Urla, İzmir il merkezine 35 km uzaklıktadır. Doğusunda Güzelbahçe ve Seferihisar, batısında Çeşme, kuzeybatısında Karaburun, kuzeyinde ve güneyinde Ege Denizi ile sınırlanmıştır. Bu şirin ilçe çok uzun bir sahil şeridine sahiptir. Yüksek öğretim kurumları açısından zengin olan ilçede, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu bulunmaktadır. 6.000 yaşında höyük doğa ve tarihin kucaklaştığı Urla’da yapılan arkeolojik araştırmalarda İskele Mahallesi’ndeki Limantepe Höyüğü’nün M.Ö 6. bin yıla tarihlenen bir merkez olduğu ortaya çıkarılmıştır. Buluntuların en önemlilerinden birisi de Liman olup, tarihte bilinen en eski limandır. Antik Klazomenai Kenti liman bölgesinde yer almaktadır. Kent, Antikçağ’da özellikle zeytinyağı üretimiyle önemli bir ticaret merkezi olmuştur. Urla, Aydınoğulları Beyliği ile 1330’lu yıllarda ilk kez Türk egemenliği ile tanışmış, XIV. yy. sonlarında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Denizli Mahallesi Camii, Kamalı Camii, Sungurlular Camii, Hacı Turan Kapan Camii ve Fatih İbrahim Bey Camii ve Hacı Turan Şadırvanı XV. Ve XVI. yüzyılda yapılmış Türk eserleridir. Urla kıyıları ve önündeki 12 ada ile İzmir Körfezi, en güzel şekilde Urla’nın Güvendik sırtlarından seyredilmektedir.
Urla köyleri denildiğinde; tiyatrosu ve seraları ile ünlü Bademler Köyü, iç kısımda kalmasına karşın önemli ölçüde turist çekmeyi başaran Barbaros Köyü, kıyıdaki Özbek ve Balıklıova, Gülbahçe köyleri ilk akla gelenlerdir.
> Klazomenai– Limantepe
12 İyon kentinden biri olan Klazomenai antik kentin bir kısmı Urla kemik hastanesinin bulunduğu Karantina adası üzerindedir. Kent karantina adasının karşısındaki Limantepe’den batıdaki Ayyıldız ve Cankurtaran tepeleri eteklerine kadar yayılm aktadır. Yerleşimin klasik devre ait Nekropolü (mezarlık) Ayyıldız tepe ile Cankurtaran tepenin oluşturduğu zincirin batısında ve KlazomenaiHypkremnos-Erythrai antik yolunun geçtiği bölgede yer alır.
Klazomenai antik kentinin tarih öncesi dönemi ile birlikte klasik dönemlerini de yansıtan Limantepe, İskele mahallesinde, İzmir Çeşmealtı yolu tarafından ikiye bölünmüştür. Kazılar sonunda, Erken Tunç çağına tarihlenen Ege dünyasında koridorlu ev olarak tanımlanan, siyasi ve ekonomik otoriteyi temsil eden saray yapısının bir bölümü açığa çıkarılmıştır. Yine aynı döneme ait, koruma yüksekliği 6 m’ye ulaşan şehir suru, Orta Tunç Çağı’na tarihlenen yuvarlak tek mekanlı evler (oval ev) ile bilinen en eski zeytinyağı işliği ortaya çıkarılmıştır.
> Klazomenai zeytinyağı işliği
Klazomenai işliği kendi dönemine ait küçük buluntularla birlikte açığa çıkarılmıştır. Bu buluntuların bize verdiği tarihlere göre Urla’da kazısı yapılmakta olan işlik, M.Ö.6. yüzyılın ilk yarısında kurulmuştur. Bu işlik, yüzyılın ortasında Persler’in Lidia ile birlikte İyon kentlerini ele geçirdikleri dönemde terk edilmiş; yüzyılın son çeyreği içinde yeni düzenlemelerle tekrar kullanılmıştır. Tüm yerleşmede de izlenebildiği gibi bu tesis, M.Ö.500 dolaylarında İyonya ayaklanması sırasında bir daha terkedilmiş ve daha sonra kullanılmamıştır. M.Ö. 4. yüzyılda işliğin bulunduğu alan üzerinde inşa edilen büyük bir yapı için gerekli tesviye çalışmaları sırasında, kaya içine oyularak yapılan tesisin içi doldurulmuş, üzeri örtülmüş ve kayaya oyulmuş alt yapısı bu şekilde günümüze kadar korunup gelmiştir.
> Urla’ya Nasıl Gidilir?
Urla’ya gidebilmek için öncelikle İzmir merkeze ulaşmalısınız. Bugün hemen her yerden İzmir’e karayolu, havayolu, deniz yolu ya da demir yolu ile ulaşabilirsiniz. Otobüsle ya da trenle İzmir merkeze ulaştıktan sonra, şehir içi minibüs ve otobüsleri kullanarak Urla’ya varabilirsiniz.
Havayolu ile gelmek isteyen misafirler içinse en uygun yer İzmir Adnan Menderes Havaalanı. Buradan servis araçları ya da taksilerle Urla’ya ulaşabilirsiniz.
Denizyolu ile de İstanbul’dan, özellikle de yaz mevsiminde daha sık olarak, feribotlarla İzmir’e gelebilirsiniz. Buradan Urla’ya ulaşmanız daha kolay olacaktır.
Kendi aracı ile ulaşmak isteyen misafirlerimiz içince bazı yol bilgilerimiz şöyle: •
İzmir – Urla arası yaklaşık 35 kilometre ve 30 dakika sürmektedir. •
İstanbul – Urla arası yaklaşık 605 kilometre ve 8 saat 20 dakika sürmektedir. •
Ankara – Urla arası yaklaşık 635 kilometre ve 8 saat 15 dakika sürmektedir. •
Kocaeli – Urla arası yaklaşık 510 kilometre ve 6 saat 50 dakika sürmektedir. •
Bursa – Urla arası yaklaşık 370 kilometre ve 4 saat 50 dakika sürmektedir.
İzmir – Urla Hakkında Bilgiler Nerede Nasıl Gidilir ? Urla, İzmir il merkezine 35 km uzaklıktadır. Doğusunda Güzelbahçe ve Seferihisar, batısında Çeşme, kuzeybatısında Karaburun, kuzeyinde ve güneyinde Ege Denizi ile sınırlanmıştır.
Güzel İzmir’in 38km batısında, Güzelbahçe, Çeşme ve Seferihisar’la komşu harika bir deniz kasabası. Ege’nin özel hazinelerinden. Nobelli Şair Yorgo Seferis, Necati Cumalı, Neyzen Tevfik ve Tanju Okan’ın Urla’sı. Urla Bağbozumu festivali Ağustos ayında.
URLA GEZİLECEK YERLER
İSKELE MAHALLESİ ÇEŞMEALTI LİMAN YORGO SEFERİS EVİ NECATİ CUMALI KÜLTÜR EVİ SANAT SOKAĞI BADEMLER KÖYÜ TİYATROSU KADINLAR ÜRETİCİ PAZARI MALGACA PAZARI : Urla’nın mısır çarşısı ÇEŞMEALTI PAZARI : Akşamları kuruluyor TEKNE GEZİSİ GÜVENDİK TEPESİ: Eşsiz bir görüntü KARANTİNA ADASI : Manzarası harika KLAZOMENAI ANTİK KENTİ ÖZBEK KÖYÜ VE YÜZYILLIK AĞAÇLARI
URLA NE YENİR?
URLA KATMERİ MALGAÇ İÇME SUYU SANAT SOKAĞI KAFELERİ BEĞENDİK ABİ : Harika ev yemekleri, enginar kalbi, yaprak sarma ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR URLA PAZARI LEZZETLERİ
URLA NE ALINIR?
ESKİ PLAKLAR ESKİ KİTAPLAR EL YAPIMI OYUNCAKLAR MALGACA PAZARI ÜRÜNLERİ URLA PAZARI ÜRÜNLERİ ENGİNAR ZEYTİN ZEYTİNYAĞI KADINLAR ÜRETİCİ PAZARI ÜRÜNLERİ ANTİKA PAZARI YÖRESEL ÖRTÜLER BAKIR OBJELER
FOTOĞRAFLAR – PHOTOS
URLA Güzel İzmir'in 38km batısında, Güzelbahçe, Çeşme ve Seferihisar'la komşu harika bir deniz kasabası. Ege'nin özel hazinelerinden.
Anadolu'nun Antik Tiyatroları-5 Ionia Bölgesi
İonia, Anadolu'da bugünkü İzmir ve Aydın illerinin sahil şeridine Antik Çağ'da verilen addır. İlk Çağda, Anadolu’nun batı kıyılarına Yunanistan bölgesinden gelen Aiol ve Dorlar gibi yerleşen İyonlar, yaşadıkları bölgeye adlarını vermişlerdir. İonia, batıda Ege Denizi; doğuda Lidya ve güneyde Karya ile Dor şehir devletleriyle çevrelenmiştir.
Strabon bölgenin kuzey ve güney sınırlarını Hermos(Gediz Nehri) ile Maiandros(Büyük Menderes Nehri) Irmakları olarak belirlemiştir. Ayrıca Sakız Adası ve Sisam Adası gibi adalar da, İonia içinde sayılır.
Smyrna Tiyatrosu- Kadifekale, İzmir
İzmir tiyatrosu, Kadifekale’nin tepesine yakın güney batısında, gecekonduların altındadır.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, bölgedeki Antik Roma Tiyatrosu'nun gün yüzüne çıkarılması amacıyla başlattığı kamulaştırmalarda bugüne kadar 7.2 milyon TL'lik bedel ödedi.
Kadifekale'de gecekondular arasına sıkışıp kalan tiyatronun çıkarılması için yaklaşık 12 bin 972 metrekarelik alan üzerinde bulunan 164 adet parsel için İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırma kararı alındı.
Büyükşehir Belediyesi, bugüne kadar 7 bin metrekarelik alanın tapusunu aldı. Bölgedeki tüm yapıların kamulaştırılmasının ardından yıkım ve Antik Tiyatro'yu gün yüzüne çıkaracak çalışmaların başlatılacağı bildirildi.
Tiyatro 16 bin kişi kapasiteli
Kadifekale'deki antik tiyatro ile ilgili en ayrıntılı bilgi, 1917 - 1918 yıllarında Otto Berg ve Otto Walter'ın araştırmalarında ve araştırmalarına yönelik hazırladıkları plan ve kesitlerde bulunuyor. 16 bin kişi kapasiteli olduğu düşünülen tiyatronun kalıntılarının Roma dönemi özellikleri taşıdığı, pek çok araştırmacının ilettiği de bu bilgiler arasında yer alıyor.
Eski kaynaklarda, Erken Hıristiyanlık yani Roma İmparatorluğu'nun paganizm döneminde İzmirli St. Polikarp'ın bu tiyatroda öldürüldüğü ve tiyatronun tarihin trajik sahnelerine şahitlik ettiği öne sürülüyor.
Klazomenai Tiyatrosu-Urla, İzmir
İzmir'in Urla ilçesinde bulunan Klazomenai Antik Kenti'nde sürdürülen kazı çalışmalarında Helenistik döneme ait ve yaklaşık 5 bin kişilik olduğu tahmin edilen tiyatro kalıntılarına ulaşıldı.
Klazomenai Antik Kenti'nde Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yaşar Ersoy başkanlığında yaklaşık 20 akademisyen ve arkeoloji öğrencisinden oluşan ekip tarafından 35 işçinin desteğiyle sürdürülen kazı çalışmalarının 2011 yılı sezonu sona erdi.
Kazı heyeti başkanı Prof. Dr. Yaşar Ersoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Klazomenai'de bu yıl yürüttükleri çalışmalarda, kentteki anıtsal yapıların ortaya çıkarılmasına ağırlık verdiklerini ve bu çerçevede şehrin devamı niteliğindeki Karantina Adası'ndaki kazı sahasında antik bir tiyatro yapısına ulaştıklarını söyledi.
Kazı çalışmalarında elde edilen bulgulara göre, Karantina Adası'nın kuzey ucunda konumlanan antik tiyatronun, en erken MÖ 2. yüzyılın ortalarında inşa edilmiş bir Helenistik dönem eseri olduğunun tespit edildiğini vurgulayan Ersoy, oturma sıralarının bir bölümünün gün ışığına çıkarıldığı tiyatronun, yaklaşık 5 bin kişilik olduğunu tahmin ettiklerini bildirdi.
Prof. Dr. Ersoy, bundan sonraki aşamada öncelikle tiyatronun sınırlarının ve planının anlaşılmaya çalışılacağını ifade ederek, ''Kazı sahasında daha geniş alanlarda yapının korunan izlerini tespite ağırlık vereceğiz. Yürütülecek jeofizik ve jeoradar analizleri ile tiyatronun ve Karantina Adası'ndaki diğer resmi yapıların tespitini yapacağız'' dedi.
Oniki İon kenti arasında anılan Klazomenai, Urla-Çeşme yarımadasının kuzey kıyısında, İzmir Körfezi'nin ortalarında yer almaktadır.
Urla sahilinde, antik çağda ada olan şimdi karayoluyla anakaraya bağlanmış adacığın kuzey ucunda bulunan tiyatronun izleyici koyağı belirgindir. Üstü sık çalılıkla kaplıdır. Araştırmayı beklemektedir. Orta boy bir tiyatro izlenimi vermektedir.
Erythrai Tiyatrosu-Ildırı, Çeşme, İzmir
Erythrai, İzmir Karaburun Yarımadası’nda, İzmir'den yaklaşık 60 km. uzaklıktaki Çeşme’nin Ildırı Köyü’nde yer almaktadır. Şehirde 1963-1966 yılları arasında Prof. Hakkı Gültekin ve sonraları Prof. Ekrem Akurgal tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır. İlk önce akropolün kuzey yamaçlarındaki antik tiyatro toprak altından çıkarıldı. M.Ö. 335 yılında inşa edilen tiyatro, Helenistik dönemde Gerence Körfezini tamamen gören bir yamaçta kurulmuştur. Buradaki eğimin düzeltilmesi ve kayalar ile trakeit taşlarının oyulmasıyla oturma sıraları yapılmıştır. Oturma yerlerine çıkan basamakların bir kısmı restorasyon sayesinde günümüzde de izlenmektedir. Diğer basamaklar ve oturma yerleri fazla belli değildir.
Tiyatro, tek orta yollu, iki kademelidir. Işınsal merdivenlerin kenarındaki süslemeler, Menemen’in kuzey doğusundaki Temnos Tiyatrosunun merdiven kenarı süslemesiyle aynı benzerlik gösterir. Orkestra yarıçapı 31 ayak 5 parmaktır. Orta yolun altındaki birinci kademede yaklaşık 24 sıra, üstündeki ikinci kademede 10 sıra olabilir. Birinci kademede sekiz ışınsal yol, ikinci kademede 15 ışınsal yol olmalıdır. Sahne binasının bitmiş hali 42 ayak yüksekliğinde olmalıydı. Erken Dönemde yapılmış bu tiyatronun Halikarnasos (Bodrum) tiyatrosu gibi oturma sıralarının tamamının yamaca yaslanıyorken Roma döneminde iki uçta izleyici koyağının bir bölümü destek duvarlarına yaslandırılarak büyütüldüğü anlaşılmaktadır. Roma İmparatoru Hadrianus döneminde onarım gördüğü bilinmektedir. Anadolu’nun ilk tiyatrolarından biridir.
Bu tiyatronun yerinde ölçümle sığarı yaklaşık 5.000 kişiliktir.
Teos Tiyatrosu – Seferihisar, İzmir
İzmir'in Seferihisar İlçesi'ne 5 kilometre uzaklıktaki Sığacık Köyü'nün bir kilometre güneyinde deniz kenarında bulunan Teos'un M.Ö. 1000 yıllarında İon kolonisi olarak kurulmuştur. Kurucusu Dioysos'un oğlu Athames olarak bilinir. Teos önce Pers yönetiminde kalmış, sonra Lidyalıların, ardından yine Pers yönetimine geçmiştir. İonlarla birlikte Teos bağımsızlığını kazanmış ve mimari alan ile ticarette önemli bir yer haline gelmiştir. Kentinin en önemlileri olan Teos'te Hellenistik ve Roma dönemi kalıntıları bulunmaktadır. Ziyarete açık olan Teos'ta en önemli antik eser olarak bilinen, antik dünyanın en büyük Dionysos Tapınağıdır. Diğer önemli kalıntılar ise Agora, tiyatro, odeon, surlar ve liman kalıntılarıdır.
Tiyatro, Akropol tepesinin güney yamacına, doğal eğimi kullanarak kurulmuştur. Eğimin yetersiz olduğu durumlarda tonozlu geçitler yapılmıştır. Sahne binası mimari elemanları korunmuş olmasına rağmen cavea’ya ait bloklar tahrip olmuştur. Tiyatro, at nalı şeklindeki planı ve yamaç eğimini kullanması sebebiyle Helenistik özellikler göstermektedir. Fakat Roma döneminde sahne binası genişletilmiş ve cavea’yı yükseltebilmek için altına tonozlu geçitler (vomitorium) yapılmıştır. Güneydoğudaki deniz manzarasına yönlenen tiyatronun orkhestra çapı 20 m. cavea çapı ise 60 metreye yakındır. Oturma basamaklarının sayısı belli olmamakla birlikte, yüksekliği 34 cm. genişliği 60 cm. boyutlarındadır. Tiyatro yakınında bulunan mimari elemanlar sayesinde, Helenistik dönemde Ion düzeninde skenesi olduğu, Roma döneminde ise Ion ve Korinth düzenlerinin kullanıldığı iki katlı scaenae fronsa sahip olduğu söylenebilir.
Teos Tiyatrosu iki kademelidir. İkinci kademenin altındaki geniş tonozlu geçit altı adet çıkışla orta yola açılır. Birinci kademede 10 ışınsal yol vardır. Sahne binasının bir kısmı yerindedir. Oturma sırasına ait yüzeyde tek bir örnek üstteki tarlanın kenarındadır. Yıkılmış sahne binasının yüksekliği 43 ayak olabilir. Tiyatro yaklaşık 5.600 kişiliktir.
Notion Tiyatrosu-Menderes, İzmir
İzmir İli, Menderes İlçesi, Ahmetbeyli Köyü sınırları içinde yer alan Notion, İzmir’e 50 km. Kolophon’a ise 15 km. uzaklıktadır.
Yöre halkı tarafından “Kale” olarak adlandırılan Notion Antik Kenti’nin Akropolisi, Kuşadası-Seferihisar sahil yolunun 40. km.sinde Ahmetbeyli kumsalının doğusundaki iki tepe üzerinde yer alır. Kentin baş tanrıçası Athena Polias’a adanmış olan tapınak, akropolün Batı tepesi üzerinde denize tümüyle hâkim bir konumda bulunmaktadır.
Ahmetbeyli plajı ile iç içe olan Notion, Kolophon kentinin güney limanı olduğu için güney anlamına gelen bu isimle adlandırılmıştır. Antik kentte bugüne kadar yapılan kazılarda gün ışığına çıkarılabilen buluntular, Hellenistik dönemde yapılmış tiyatro ve kent duvarlarının kalıntılarıdır. Roma döneminde kentin, Akropol’ün kuzeyinde yer alan tepenin eteklerine doğru yayıldığı anlaşılmaktadır. Kentin Hadrianus döneminde büyük imar çalışmaları içinde olduğu ve Athena Polias tapınağının bu dönemde inşa edildiği bilinmektedir. Hellenistik tiyatronun da yine bu dönemde Roma tiyatrosuna dönüştürüldüğü sanılmaktadır.
Erken Dönem tiyatrosu Romalılar tarafından değişikliğe uğratılıp büyütülerek destek duvarları ile tonozlu giriş yapılmıştır. Batıya bakan bu tiyatronun, birinci kademe 15 oturma sıralıdır. Yerinde dört sırası olan ikinci kademe 19 sıralı olabilir. Kademeler arasındaki orta yol altı ayak, altı parmak genişliğindedir. Orkestra yarıçapı yaklaşık 41ayaktır. Buradan hareketle sahne binasının yıkılmamış haldeyken yaklaşık 54 ayak yüksekliğinde olabileceği sonucuna ulaşırız.
Notion tiyatrosu yaklaşık 4.000 kişiliktir.
Metropolis Tiyatrosu-Torbalı, İzmir
Anadolu’da taştan yapılmış tiyatroların en erken örneklerinden (İÖ 2. yüzyıl) biri olan Metropolis Tiyatrosu kentin güneydoğusunda, bir yamaç üzerindedir. Yaklaşık 3 bin 600 seyirci kapasitesine sahip tiyatronun oturma yerleri (cavea) bir diazoma ile iki parçaya ayrılır.
Metropolis tiyatrosu, Romalı mimar Vitruvius tarafından belirlenen tiyatro mimarisi standardına özellikler göstermektedir. Büyük çoğunluğu Geç Hellenistik devre ait tiyatronun, sahne binasında Roma devri etkileri de görülmektedir. Aynı şekilde orkestra düzlemi de, Roma döneminde mermer döşeme ile kaplanmıştır. Tiyatronun alt bölümü erozyon nedeniyle, yoğun bir toprak örtüsü altında kaldığından, iyi korunmuş durumdadır. Bizans döneminde ise tiyatronun üzerine çiftlik yapıları ve konutlar inşa edilmiştir. Ayrıca yakındaki bir cam atölyesinin atıkları için sahne binası kullanılır. Tiyatronun 2000-2001 yılları arasında, TC. Kültür Bakanlığı tarafından onaylanan projeye uygun olarak, Philip Morris – Sabancı Ortaklığı’nın sağladığı kaynaklarla, Y. Mimar Ali Kazım Öz idaresindeki bir ekip tarafından restorasyon ve konservasyon çalışmaları yapılmıştır.
Şist karakterli kayalık bir yamaç üzerine kurulan tiyatroda ilginç bir mühendislik uygulaması vardır. Kayalık zeminden sızan suların erozyon etkisi yaratıp oturma sıralarını bozmaması için diazoma duvarı boyunca derin bir kanal açılmış ve kanal içinde cepler oluşturulmuştur. Böylece hem suyun üstten değil alttan akması sağlanmış, hem de ceplerde biriken sudaki kum çökeltilmiştir. Daha sonra burada biriken sular künk sistemi aracılığıyla çeşmelere aktarılmış böylelikle su ihtiyacını da karşılamışlardır.
Tiyatronun hemen doğusunda zemini mozaikler ve duvarları fresklerle kaplı resepsiyon salonu bulunmaktadır. Mozaik tabanda Dionysos, Ariadne ve tiyatro masklarının yanı sıra, çok güzel işçiliğe sahip Menad portresi bulunmaktadır.
Metropolis tiyatrosunu toprak çok iyi korumuştur. Yağmursuyu düzenlemesi, orkestra çukuru ile oturma sıralarının ayrıntıları, öteki tiyatroların akaçlama kanalları ile altyapıları açısından ışık tutmaktadır. İÖ. I yüzyıla tarihlenen iki kademeli tiyatroda, soylu koltuklarındaki süslemelerin yanında, ışınsal yol kenarlarındaki aslanpençelerinin ince işçiliği görkemli örneklerdir. Aslanpençeleri, komşusu Efes tiyatrosunun aslanpençelerinin benzeridir. Metropolis’in oturma sıraları Efes ile Bergama’nınkine benzer mermer kaplamalıdır. Sıranın cephesi ile oturma yeri iki parça mermer kaplamadır. Orkestra çukurunun kenarındaki su toplama kanalı üzerine dizilmiş onursal koltukların süslemeleri sıradışıdır.
Sekiz ışınsal yollu birinci kademede 12 oturma sırası, ikinci kademede 13 oturma sırası vardır. Orkestra yarıçapı 40 ayak 10 parmaktır. Yıkılmış sahne binasının yüksekliği yaklaşık 53 ayak olmalıdır. Tiyatro 2.600 kişi kapasitelidir.
Ephesos Tiyatrosu –Selçuk, İzmir
Anadolu’nun en büyük antik tiyatrosudur. Toplam 65 sırayı bulan tiyatro, iki orta yollu, üç kademelidir. Sağdan eğimli yolla birinci kademeye ulaşılırken hem sağdan hem de soldaki destek duvarının içinden yükselen merdivenli tonozlu geçitler iki orta yola başlarda açılmaktadır. Bu tiyatronun izleyici koyağı tepeye yaslandığı için tonozlu geçitler, Miletos Tiyatrosundan farklı olarak izleyici sıralarının altında devam etmeden hemen orta yolların başlarında çıkışlarla sonlanır.
Erken dönemde tasarlanıp yapılmış olan tiyatro, Roma döneminde onarılıp büyütülse de izleyici koyağının yarıçapı 180 dereceden biraz büyük olarak kalmıştır. Sahne binası izleyici bölümünden ayrı, kopuk yapıldığı için izleyici koyağı 180 derecede kalsaydı ses izleyicilere ulaşmaz, aradaki yolun yarattığı boşluktan dolayı sağır bir tiyatro olurdu. İzleyici koyağı 180 dereceden biraz büyüyerek yanlarda iki yandan yelpaze kanadı gibi sahne binasını kucaklamakla sahne kaynaklı sesin dağılmadan, izleyici koyağına ulaşmasını kolaylaştıracağı düşünülmüştür. Bu nedenle oturma sıralarının yarıçapı hep180 dereceden büyüktür. Ayrıca, bu önlem de yetmediği için, orta yolun arkasındaki duvara yuvalar açılıyor ve içine canon müzik kurallarına uygun her biri ayrı nota tınısını veren ağzı yarık bronz küpler konuyordu. Roma mühendisliği bu durumu geliştirip, daha basit çözüm olan sırtlıklı sıraları orta yolun kenarına çepeçevre dizerek sesin yankısına yardımcı oldu. Uygulanması zor olan bu bronz küp düzeneğini ortadan kaldırdı. Aspendos örneğinde görüldüğü gibi sahne binasını birbirine bitişik inşa ederek kendi içinde kapalı izleyici koyağı 180 derecelik açısıyla kusursuz hale ulaştı.
Erken dönemde belki de tek kademe olarak tasarlanmış tiyatro, Efes’in zengin bir ticaret kenti olarak gelişmesine paralel olarak büyüdü.. Yapı birkaç kez büyütülüp onarıldı, orkestra çukurunun kenarı yükseltilip gladyatör dövüşlerine hazırlandı. Orkestra alanına ulaşan aşağı yollar, eğik düzlem üzerinden birinci kademedeki sıralara ulaştırıldı. Ticari dövüşlerin öne çıktığı dönemde artık sesin yankısından çok görerek izleme öncelik kazandı.
Aslı üç katlı olan sahne arkası binasının önündeki sahne döşemesini ayakta tutan mermer sütunlar yerindedir. Alttaki bodrum katı kısmen sağlamdır. Orkestra kenarındaki su toplama hendeğini örten mermer kapaklar yer yer kaybolduğu için akaçlama hendeğinin büyük bölümü açıktadır. Hendeğin taban genişliği iki ayaktır. Işınsal merdivenli yolların kenarlarında aslanpençeli sıra başı taşlarının güzel örneği sağ tarafta az da olsa günümüze ulaşmıştır. Bu taşlar, Bergama Aşağı Tiyatrosu ile Torbalı’daki Metropolis Tiyatrosunun merdiven kenarı taşlarına benzer. Bergama’daki tiyatrolar gibi burada da oturma sıraları ince mermerle kaplanmıştır. Bu kaplamaların altındaki oturma sıralarının temellerinin bazı bölümleri kaba büyük taşlardan, bazı yerleri de horasan harcından oluşmaktadır.
Orta yolun genişliği yedi ayaktır. Bu açıklıktaki genişlik, orta yolun önüne sırtlıklı koltukların konulmasını zorunlu kılar. Yerindeki izlerden anlaşıldığına göre orta yolların kenarına sırtlıklı koltuklar konulmuştu. Birinci kademede 12 ışınsal yol, ikinci kademede 23, üçüncü kademede ise aynı sayıda ışınsal yol vardır. Tiyatronun orkestra yarıçapı 56 ayak 13 parmaktır: Sahne binasının yüksekliğinin sağlamken yaklaşık 74 ayak olabileceği hesap hesaplanmaktadır. Güney batıya bakan tiyatronun eğimi 30 derecedir. Yaklaşık 19.000 kişi kapasitelidir
Tiyatro, Efes’in en büyük ve görkemli yapılarından biridir. Oturma sıraları büyük ölçüde hasarlı olmasına karşın hala büyüleyici bir etkiye sahiptir. Bugün tamamıyla meydana çıkarılmış olan kalıntıları ve çok iyi korunmuş sahne binası ile arkeologların ilgisini çekmeye devam etmektedir.
Tiyatro binasının bugün görünen kalıntıları esas itibariyle İmparator Claudius (M.S. 41–54) zamanında başlamış ve İmparator Trajan (98–117) devrinde tamamlanmıştır. Dekoratif öğeleri oldukça zenginleştirilen Tiyatro binası aslında Helenistik Dönem’in en güzel mimarî eserlerinden birisidir. İmparator Nero zamanında yapımına başlanan sahne binası, M.S. 2. yüzyılın ortalarında göz alıcı süslemeleriyle birlikte tamamlanmıştır.
M.S. 262 yılındaki depremde zarar görmüş olan tiyatro binası, daha sonraki yıllarda başka bir deprem sonucu en üst kısımlarını tamamen yitirmiştir. Bu zamanlarda tiyatronun kullanım amacı tamamen değişmiş, vahşi havyan dövüşleri ve gladyatör müsabakaları için kullanılan bir yer haline gelmiştir
Panayırdağ'ın batı yamacına kurulmuş olan Efes Antik Kenti Büyük tiyatro yapısı liman yönü olan batıya bakmaktadır. Böylece şehrin en büyük yapısı gemi ile gelen ziyaretçiler tarafından çok uzaktan görülebilmektedir. Helenistik dönemde yamacın doğal kaya yapısı altyapı olarak kullanılarak inşa edilmiştir. Roma döneminde batıya doğru büyütülmüş ve yaklaşık 21000-25000 kişilik kapasiteye ulaşmıştır. Yaklaşık 150 metrelik çapıyla antik dünyanın en büyük tiyatrolarından biridir. Bizans döneminde sahne binasının bir kısmı şehir surlarına eklenip gözetleme kulesi olarak kullanılmaya başlandığında işlevini yitirmiştir.
Şehrin odak noktası olması ve toplanma merkezi işlevi ve sahne olduğu artistik ve atletik performanslarıyla tiyatro şehir için büyük öneme sahiptir.
Ayrıca tanrıça Artemis ve din adamlarının tören yolu üzerinde önemli bir durak ve Efes halkı için buluşma mekanıdır. Bu özellğiyle Aziz Paul'e karşı gümüş heykel üreticilerinin düzenlediği ayaklanmanın da mekanı olarak Efes Büyük Tiyatrosu'ndan Yeni Ahit'te de bahsedilmektedir.
Kazı Tarihi
İlk olarak İngiliz Mimar J.T. Wood (British Museum) tarafından 1866-1868 yılları arasında araştırılan tiyatro' nun büyük kısmı, Rudolf Heberdey başkanlığındaki Avusturya Arkeoloji Enstitüsü tarafından 1898-1900 yıllarında kazılmıştır. İzleyici alanının (cavea / koilon) tamamen kazılmasıyla birlikte izleyici alanına giriş çıkışın güvenli olarak yapılmasına yönelik restorasyon çalışmaları Selçuk Efes Müzesi tarafından 1970'li yıllarda yapılmıştır.
1993 ve 1998 yılları arasında ise Avusturya Arkeoloji Enstitüsü dış yapıyı oluşturan alanlarda (analemmata) araştırma ve restorasyon çalışmaları yürütmüştür.
2009 yılında Büyük Tiyatro'nun kültürel etkiniklere adapte edilerek açılmasına olanak verecek üç adımlı restorasyon planıyla ilgili çalışmalar başlamıştır. Çalışmaların tamamının 2018 yılında bitirilmesi amaçlanmaktadır.
Tiyatro Heykelleri
Tiyatroda bulunan heykeller, M.Ö. 3. yüzyıldan M.S. 6. yüzyıla kadar tarihli mitolojik büst ve heykel kompozisyonuna işaret etmektedir. Müstakil heykeller yalnızca sahne duvarlarında yer alan niş ve muhafazalarda (aediculae) değil izleyici alanında da yer almaktadır. İmparatorların ve Efes'ten önemli insanların büstleri ile temsili olarak Efes kişiliklerinin temsili heykelleri yapının politik ve sosyal öneminin altını çizmektedir. Dionysos ve Apollo heykelleri gösterilerin daimi izleyicileri olarak yerlerini almaktadır. Fortuna ve Nemesis ise gladyatör oyunlarının muhafızlığını yapmaktadır. Sahne binasının ikinci katı, son derece kaliteli işlenmiş avlanan puttolar ve dinlenen satirler frizi ile dekore edilmiştir. Yöneticilerin ve imparatorların geç antik dönemde yapılmış bir grup büstü de sunum mekanı olarak tiyatronun önemine işaret etmektedir.
Panionion Tiyatrosu – Dilek Yarımadası, Aydın
Panionion (Latince Panionium), Aydın kıyı şeridinde, milli park konumuna sahip Dilek Yarımadasında yer alan Samson Dağı'nın ya da Dilek Dağı, (antik çağdaki adıyla Mykale) denize bakan kuzey yamacında bulunan tarihi sit alanıdır.
Theodor Wiegand'ın bulduğu sit bir temenos duvarı ile çevrelenmekte ve orta yerinde, MÖ 6. yüzyıla tarihlendirilen ve Poseidon sunağı olduğu düşünülen 17,5 m - 4,25 m boyutlarında bir taş kaide bulunmaktadır. Yamacın daha aşağısında, sunağın 50 m güneybatısında küçük bir tiyatro veya odeum yer almaktadır. Yarım daireyi biraz aşan bir şekle sahip olan bu odeum 32 m çapındadır ve kayaların içine kesilmiş 11 sıra oturağı bulunmaktadır. Bu mekanın Panionion Birliği toplantılarının cereyan ettiği konsey odası olduğu varsayılmıştır.
Magnesia ad Maeandrum Tiyatrosu-1 - Aydın, Germencik, Ortaklar, Tekinköy
Bu tiyatro Roma mühendislerinin zemin mekaniği konusunda dikkatsizliklerine, yanlış yer seçimlerine bir örnektir. İzleyici koyağının seçildiği alan yağışta kayganlaşan killi topraktır. Koyağının üst bölümü inşa edilirken kaygan zeminle karşılaşmaları onları 30 derece eğimli, içi boş yarım konilerle çözüme itmiştir. Bu çözüm Romalıların inşaat teknolojisine bir katkısıdır. Bu uygulama Tripolis tiyatrosuyla birlikte pek çok yapıda görülür. Tepe açısı 60 derece olan koni yukardan aşağıya kesilmiş, 30 derecelik yarım koniler, başları bir merkeze doğru yan yana dizilmişlerdir. Bir başka deyişle oturma sıralarının altına bir yelpaze gibi, izleyici koyağı dairesine uyumlu, gerekli eğimi sağlayacak kesik koniler yerleştirilmiştir. İçi boş kemerli duvar olarak örülen bu kesik konilerin içi yukardan akmaya devam eden killi zeminle dolmuştur. Tiyatronun geç döneme ait olduğu orkestra kenarındaki duvarların yüksekliğinden anlaşılmaktadır. Sahne kenarlarının yüksek inşası ya da alçak olanların sonradan yükseltilmesi gladyatör dövüşleri içindi. Tiyatronun ileride, killi zeminin yaratacağı kayma sorunları düşünülerek yarım bırakıldığı sanılmaktadır.
İki kademeli planlanmış olan tiyatronun, birinci kademesinde 14 sıra, ikinci kademesinde yine 14 sıra sayılmaktadır. Orkestra yarıçapı 43 ayaktır ve orkestranın kenarındaki duvarda 12 niş oyulmuştur. Sahne kenarının duvar yüksekliği altı ayak üç parmaktır. Onursal koltuk uzunluğu beş ayaktır. Oturma sıralarında yağmur ve güneşten izleyicileri koruyacak tentelerin gerildiği ahşap direklerin delikleri sağlamdır. Seçkinler bölümüne sahne kenarından altı basamakla çıkılan girişlerden ulaşılmaktadır. 30 derecelik bu tiyatro güneydoğuya bakmaktadır.
Tiyatro bitirilseydi yaklaşık 6.000 kişilik olacaktı.
Magnesia ad Maeandrum Tiyatrosu-2 - Aydın, Germencik, Ortaklar, Tekinköy
Athena Tapınağı’nın güneyindeki tepenin kuzeybatı yamacındadır. Sadece bir yan duvarı görülebilmektedir. Oturma yerlerinin ve duvar bloklarının, geçen yüzyıllarda başka yerlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Orkestrası toprakla örtülmüştür. 1890-1891 yıllarında kazılmış tiyatroda zaman zaman maki temizliği yapılmaktadır.
Priene Tiyatrosu -Aydın, Güllübahçe
Tiyatronun taş oturma sıraları M.Ö. 330’ta yapılmıştır. Bu tarihten yaklaşık seksen yıl sonra yenilenen mermerden yapılmış sahne binasının ilk katı günümüze kısmen sağlam ulaşmıştır. İlkin tek kademeli olan tiyatro yeni gereksinimlere göre büyütülüp üç kademeli haline ulaşmıştır. Birinci katı ayakta kalmış sahne binası, süslü onursal koltukları ile Anadolu’nun erken dönem tiyatroları arasında yer alır. Tiyatronun birinci kademesi büyük olasılıkla Anadolu yerli halkı Plasg soylu İyonyalıların yaptığı ahşap bir tiyatroydu. Bu sonuca tiyatronun izleyici koyağının tamamının yamaca yaslanması ve izleyici koyağının 180 dereceden büyük açıya sahip olmasından başka sahne binasının ayrı yapılışından varılmaktadır. Oturma sıralarının mermer kaplama düzeneği Aigai tiyatrosunda da görülmektedir; sıranın ön cephesini kaplayan mermer plakların kilit taşları iki tiyatroda da benzerdir. Orkestra alanının kenarındaki, Dionyssos törenlerinde kullanılan sunak taşı Bodrum tiyatrosununkine benzer. Orkestranın çevresine dizili onursal koltuklara işlenmiş aslan bacağı yorumu dikkat çekicidir.
Tiyatronun birinci kademesinde 14 oturma sırası, altı ışınsal yolu vardır. Sıralar üzerine izleyicileri güneşten koruyan bez tentenelerin gerildiği ahşap direk delikleri günümüze ulaşmıştır. İkinci kademe 21 oturma sıralı 11 ışınsal yolludur. Üçüncü kademede beş oturma sırası sayılmaktadır. Birinci kademenin beşinci sırasında seçkinler ve konuklar için bölüm ayrılmıştır. Bu durum İÖ ikinci yüz yıldan itibaren oyun alanının orkestra düzlüğünden yedi ayak yukarıya kaldırılmasıyla ortaya çıkmıştır. Seçkinler, orkestra kenarından gösteriyi rahat izleyemeyeceği için onların bölümü beşinci sırada sonradan düzenlenmiş olmalıdır. 30 derece eğimli bu tiyatronun orkestra yarıçapı 33 ayaktır. Orkestra düzlüğü at nalı biçimlidir. Sahne düzlüğünü ayakta tutan 14 mermer direğin birbirine uzaklığı beş ayak beş parmak, yüksekliği yedi ayaktır. Sahne binasının yüksekliği yaklaşık 44 ayaktı. Tiyatro 5.500 kişiliktir.
Miletos Tiyatrosu - Aydın, Yenihisar, Balat köyü yakınları
Kentin günümüze kadar gelebilen bütün kalıntıları, görkemli tiyatronun gölgesi altında silikleşir. Günümüze gelen yapı aynı konumdaki öncülünün yerini almak üzere, İ.S.100 yılı çevresinde inşa edilmiştir. Nasıl Priene mevcut tiyatro yapıları içinde en iyi Hellenistik örneğini sunuyorsa, hiç kuşkusuz Miletos da Yunan-Roma tipini en güzel şekilde gözler önüne serer. Sahne yapısı genel formu açısından Ephesos’takine benzer. Cavea, Roma Dönemi tiyatroları için tipik, yarım daire biçimde yapılmıştır.Oturma yerleri ilk diazomaya kadar tümüyle korunagelmiştir. Bunların altındaki tonozlu geçitler, tonozlar ve vomitoriumlar da çok iyi durumdadır. “Loca” işlevli prohedriaya yalnızca iki paye ile belirginlik kazandırılmıştır. Üçüncü sıradan başlayıp, altıncıya dek devam eden öndeki bazı oturma yerlerinde, belirli kişi ya da topluluklar için ayrıldıklarını belirten birtakım yazıtlar vardır: Beşinci sırada “Tanrı Korkusu Taşıyanlar adı da verilen Yahudilerin yeri”, üçüncü sırada “Mavilerden kuyumcuların yeri” gibi-burada Bizans tarihinden tanıdığımız Maviler ve Yeşiller hiziplerinden biri kastedilmektedir. Üst diazomanın batı ucundaki merdivenlerin yukarısında ise tiyatronun yapımı sırasında meydana gelen bir iş anlaşmazlığına ilişkin ilginç bir yazıta rastlanmaktadır. Yazıttan anlaşıldığına göre çalışanlar,-bunlar olasılıkla köle değil, özgür kişilerdi-sözleşmedeki bazı maddelerden şikayetçi olmuş ve işi bırakarak, başka bir yerde çalışacaklarını duyurmuşlardır.Sorunun bir arabulucuya iletilmesine karar verilir. Arabulucu, Didyma Apollonu’dur. Apollon yapı tekniklerinden en uygun biçimde yararlanılmasını, yetenekli bir uzmana danışılmasını ve Athena ile Herakles’e kurban sunulmasını heksametron vezinle öğütler. Bu sözler, “Size işi en ekonomik biçimde yürütmenizi öğretecek birini bulun, yeterince para kazanabileceğinizi göreceksiniz” anlamına gelmektedir. Tiyatro inşaatında çalışanlar yevmiye karşılığında emek veren birer işçi değildi. Antik çağda yaygınlıkla gördüğümüz gibi, burada da işin tümünü üstlenen ve parça başı ücret alan bir grup usta söz konusuydu. (Olasılıkla) kendi yetersizlikleri yüzünden, işi kazançsız bulmuş ve sözleşmeyi bozmayı düşünmüşlerdi. Olay antik çağın, modern anlamda greve en çok yaklaştığı anlardan biridir. Apollon’un öğüdü başarıyla uygulanmış olmalıdır, yoksa bir yazıt ile belgelenmezdi.
M.Ö. 300’de yapılan bugünkü tiyatro kentteki gelişmeye paralel olarak büyütülüp, İÖ 100 dolayında Romalılar tarafından köklü bir onarımdan geçirilmiştir. Erken Roma döneminde 114.500 kişilik sığara ulaşmıştır. İmparator Faustina’nın 164’teki ziyareti dolayısıyla dört direkli yönetici bölümü eklenmiştir. Milet tiyatrosu güneybatıya bakar. Tiyatronun hem sağ hem de sol destek duvarlarından başlayıp görkemli girişlerden ilerleyen merdivenli yol, ikinci kademenin altında ilerleyen sekiz ayak genişliğindeki tonozlu yola varıp oradan orta yola ulaşır.
Tiyatronun birinci kademesinde, 19 sıra görünse de, orta yol kenarındaki sırtlıklı sıra ile toplam 20 oturma sırası sekiz ayak dört parmak genişliğinde orta yolla ikinci kademeden ayrılır. Bu dairesel orta yolun ön kenarına konmuş sırtlıklı koltukların bir bölümü yerinde kalmıştır. Bu koltuklar orta yolun kenarındaki duvarın tiyatrodaki ses dağılımına engel olmasını önlemek içindir. Işınsal yolların kenarlarına aslanpençeleri işlenmiştir. İkinci kademedeki sıra sayısı sırtlıklı sıra ile 19 oturma sıralıdır. Üçüncü kademe yaklaşık 16 oturma sıralı olmalıdır. Bu kademe 30 derecelik yarım koni kemerler üzerinde yükselmiştir. Orkestra çukuruna baştaki iki merdivenle inilmektedir. Orkestra çukurunun çevre duvarında yedi niş bulunmaktadır. Nişlerin yüksekliği beş ayak, derinliği iki ayak sekiz parmak, genişliği iki ayak iki parmaktır. Mermerle kaplı bu nişler, Magnesia yukarı tiyatrosunun mihraplarına benzer. Üçayaklı kazan betimlemeli sunak taşı günümüze ulaşmıştır. Orkestra yarıçapı 46 ayak iki parmak olan bu yapının izleyici koyağının eğimi 30 derecedir. Sahne binasının yüksekliği 61 ayak olmalıdır. Tiyatro güney batıya bakar. Tiyatronun yaklaşık sığarı 14.500 kişiliktir
İskele'de bir gün...
Anaksagoras!
Yarımada.org'da Klazomenai doğumlu Anaksagoras üzerine bir yazıya rastladım. Anaksagoras'ı daha yakından tanımak istiyorum. Şöylece girdim konuya: http://tr.wikipedia.org/wiki/Anaksagoras
Meğer ne önemli bir şahısmış...Urla'ya yakışır.
Şöyle diyor yazı:
Anaksagoras’ın ismi Urla’da yaşatılsın
Tolon’un yazısından esinlenerek baknz : http://www.yarimada.org/dogabilimlerinin-urlali-atasi.html bir öneriyi Sayın Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu’nun dikkatine sunuyoruz: Anaksagorasîn ismi önemli bir sokak cadde meydan veya park’a verilse ve bir heykeli dikilerek alttaki yazı ile tanıtılsa hem bir vefa örneği olur, hem de anlamlı şekilde uluslararası turizm açısından cazibe noktası olur.Urla dışında bu isim zaten yaşıyor.
Bir plakete: Anaksagoras Eski zaman (EZ 500) Urla’da doğdu ve EZ428 Lapseki’de öldü.
Doğabilimlerinin Urla’lı atası. Anaksagoras bilimin hurafelerle çatışması için simge bir isim. Bu çatışma insanlık tarihi kadar eski. Meteorları inceleyen Anaksagoras yıldızların ve güneşin de dünyayla aynı yapıda olduğunu ileri sürmüş. O dönemde güneş Yunanlılar için bir tanrı ve onu bir taş olarak nitelendirmek büyük saygısızlık. Bu nedenle EZ450′de Anaksagoras, Perikles’in siyasi karşıtları tarafından, yerleşik inanca karşı geldiği gerekçesiyle mahkemeye verilmiş. Perikles sayesinde serbest bırakılmışsa da yaşamını fikren daha etkin olduğu Atina değil Lapseki de sürdürmek zorunda kalmış. Gine de sonra doğruları söylediği için Sokrat veya Bruno gibi öldürülmediğine şükretmek gerek. Anaksagorastan arda kalan bilgi kırıntıları: hiçbir şey doğmaz ve yok olmaz. Sadece var olan şeylerin karışması ve ayrılması vardır. O halde doğumu (yaşayan doğayla) karışma, yok olmayı ise ayrılma olarak adlandırmalıyız. Ve : Duyularımız zayıf olduğundan doğruyu bilemeyiz. Varlıkların en son parçaları yoktur, sonsuza kadar bölünebilirler. Hem sayı bakımından sonsuzdurlar hem de küçüklük bakımından. Bundan 2512 yıl önce doğan hemşerimizi rahmetle anıyoruz T T : 2012
Yazılsa çok anlamlı bir iş yapılmış olmaz mı? Sokrat ve Bruno’nun çoksayıda heykelleri eskiden yaşadıkları şehirlerde var, isimleri meydanlara caddelere verilmiş. Anaksagoras ta Urla’ya yakışır.
Urla Zeytinyağı Teknolojileri Müzesi
Dunya'nin bilinen en eski zeytinyagi ticaret limani Ionyalilarin Urla'daki Klazomenai kentinde. Bilinen en eski zeytinyagi yaghanesi de burada...