Dış Ses
İstiyorsun ki inansın sana, onu sevdiğine, aşkına inansın. İstiyorsun ki içinde bulunduğun cendere bir anlık bile olsa aralansın. Onun için göze aldıklarını, kendin için büyük olan o tüm yaptıklarını görsün, istiyorsun. Hayalin; yaşamadığın ama yaşamak istediğin bir hayatın kapı aralığından bakmak, kısa bir süreliğine de olsa o kapıdan girip soluklanmak. Sonrasındaysa müdahale edemediğin, söz hakkın olmayan, akışına kendini sevsen de sevmesen de bıraktığın düzenine, kabul etmek istemediğin konfor alanına geri dönmek. Ama içini amansızca kavuran kaçmak, nefes almak hissiyatı o denli büyük ki düşünmüyorsun. Sonunu başını, onun sana inanırsa neler yaşayacağını düşünmüyor, düşünmek istemiyorsun. Bencilsin, ne onun ne de kendinin inanamayacağı kadar bencil. Bencilliğini aşk ile örtüyorsun, sevda ile yok sayıyorsun. Kendini de ateşe attığını düşünüyorsun, her defasında kendini haklı çıkaracak susuşları seriyorsun ortalara. Sana kıyamıyor, seni safça, korka korka seviyor. Dik durmak için çabalıyor, süngüsü insin diye yumuşak karnını kolluyor, sinsi bir savaş veriyorsun. Tebrikler başarıyorsun.
Gecenin derin vakitlerinden biri, çok da bilmediğin bir şehrin taksisinden birlikte iniyorsunuz. Gece ve alkolün etkisiyle hem mutlu olmuş hem de omuzlarından tutulup da sarsılmışçasına yargılanmışsın. Bir hayali gerçek yapmışsınız birlikte. Ama gel gör ki yukarıda söylediklerimden farksız 3 gün, kapı aralığından bakıp yavaşça süzülmüşsün o hayale. Mutlusun, sorumsuz bir mutluluk ve bir yandan da hiç beklemediğin sözleri duymuş kulakların. Sevgi sözleri değilmiş karşında söylenenler. Gözlerden sevda akarken sitemlere boğulmuş karşında. Planladığının dışında gelişmiş gece. O sarhoş olmuş. İçinde hiçbir şey tutmamanın verdiği rahatlıkla huzurlu. Tökezleyerek iniyor taksiden. Sarılıyorsun ona. Karanlık bir sokakta, sanki herkesten uzak olmanın mutluluğu, geçmişi, geleceği, sorumlulukları kenar koyabilmiş gibi sarılıyorsunuz. Omzuna yaslanıp öyle yürüyor. Topuklu ayakkabılarına her sekteye uğrayan adımında sövüp gülüyor. Elini tutuyorsun. Usulca yaklaşıyorsun kulağına, onlarca kez onu sevdiğini söylüyorsun. Tekrar, tekrar ve tekrar.. “Seni çok seviyorum..” Durup da sarılıyorsunuz. Saçma, karanlık ve sessiz bir sokak, sarı bir sokak lambası bu hatıranın tek şahitleri olarak kayda geçiyor. Bilmiyorsun ki onca yaşanana, kopamayan bağlara rağmen sana en çok o akşam inanıyor. Hiç farkında olmadan o akşamdan sonra geçmişindeki yerinden şikayet etmiyor, geleceğinin upuzun vadeli planlarına senle kavuşma tohumları ekiyor, bir şekilde beklemeyi bir sevgi uğruna kabul ediyor.
Günler günleri kovalıyor. Bu soluklanma yetiyor sana. Kopmayan bağ öyle yada böyle kopmuyor. Çünkü artık o da sana gerçekten inanıyor. Bir gece, o nalet, sabaha kavuşmasın, adı yerin gibine batsın gece... Utanıp sıkılıyorsun, üzgünsün. Yaptığın ve sorumluluğunu almadığın her şey artık seni bir sorumluluk almaya itiyor. Yine susmak istiyorsun, kaçmak. Kaçarsan daha kolay olacak sanıyorsun. O gece ben bile bilmiyorum sahiden seviyor musun? Yoksa bir tek kendini mi düşünüyorsun? Bir tek kendini düşünmeyeceğin kadar ağır bir gece... Kendinden önce düşünmen gereken bir şey var. Bir şey. Eveliyor geveliyor ama söylüyorsun sonunda. Tahmin edeceğin hiçbir şey olmuyor. Ne kavga ne gürültü, ne ağır sözler ne hakaret... Bol gözyaşı, sessiz gözyaşları, onlar da sana değmeden geçip gidiyor zaten. Sana tek kötü söz söylemiyor. İnanmış bir kalbin, kötülük dileyemeyeceğini sen de yeni öğreniyorsun. Beddualardan sana bir yol yapsa yeri olacak ama yok; kalbi paramparça, gözyaşlarını durduramadan susuyor. Sevindim diyemiyor ama hala iyiliğini düşünmeye de çalışıyor. Can yakıyorsun. Yıllardır sorumluluğunu almadığın her şey tek gecede senden intikamını alıyor. Senden mi alıyor sevdiğini söylediğinden mi tartışılır. Ama kaldırılamayacaki altına girilemeyecek bir yük düşüyor gökyüzünden yere. Parçalanmıyor. Sana teğet geçip onun üzerine düşüyor. Altında küçülüyor, küçülüyor eziliyor ve yine yapayalnız. Yanında olmuyorsun olamıyorsun. Kopmaz, kopamaz sandığınız o bağ makasla kesilmiş gibi kopup gidiyor. Bazı şeylerin önünde dağ olsa duramıyor. Her şey sanki bir oyunmuş gibi yine sıyrılıp kurtarıyorsun kendini. Alabildiğin tek sorumluluk bir cümlelik oluyor. O cümle büyüyüp bir kulakta sabitliğini korurken zamanın içinde kaybolmaz bir yer ediniyor. Tek cümle ve sonrasında hayatına tüm yenilikleriyle devam ediyorsun. Acımasızsın, kalbinin odaları birbir kararmış, aydınlatmaya çalışanın ışığını söndürecek kadar acımasız. Bencilsin; biri söylediğinde kulak asmayacaksın tüm yaşananlara baktığında yüzüne haykırılacak oysa. Almadığın sorumluluklar başkalarının üzerinden gelip geçerken sakince izliyorsun.
Sahi bir yerlerde sevgiden bahsetmiştin hatırlıyor musun?














