Bir "buket" sevgi düşen payıma...
İlk karşılaşma ancak bir bayram gününe yakışırdı. Cumhuriyet gibi coşkulu, cumhuriyet gibi köklü olsun diye belki karşılaşmamız o güne nasip oldu. İyi ki diyorum hep, iyi ki o gün oradaydık. Varlığın benim için eşsiz, seni sıfatlarla kısıtlayamam. Hep yanımda kal, hep yanımda ol her şeye rağmen. Çünkü ben senin ellerinden tutunca güçleniyorum, senin gözlerinle umut buluyor, yolumu aydınlatıyorum.
Bugün olduğu gibi bugüne kadar geçen her güne kattığın anlam hep çok derin. Bir ömre bin renk kattı varlığın. Hep dilimde iyi ki...
Seni Seviyorum. (29.10.2008)
Adına methiyeler düzdüğüm sevgili, veda zamanı geldi.
Bunca zamanı seni kalbimde taşıyarak ölümsüzleştirmeye çalıştığım, her şeyin iyi tarafını görmeye çalışan aptallığımla kendimi yargılayışımın, önünde sonunda kendime kestiğim hesapların sorumluluğunu yüklenip, seni her defasında bütün hatalarından beraate kendimi de derin zindanlara atışlarımın, yaptığın her şeyde haklılık payını haddinin de üstünde tutup her davranışına, ağzından çıkan her söylemine, bütün hakaretlerine, fevriliklerine, sevgisizliğine, umursamazlığına, vurdumduymazlığına, sadakatsizliğine, yalanlarına hak ediyormuşum gibi davranıp seni melekleştirdiğim kendimi de şeytanlaştırdığım tüm anlar tüm zamanlar için kendimden özür dilerim.
Sana taşıyabileceğinden çok anlamlar yüklediğim ve hiç olmadığın kadar iyi biri olarak görmeye çalıştığım için senden de özür dilerim. Çünkü sen bunca şeyin altında ezildin, ezildikçe öfkelendin, öfkelendikçe yıktın, kırdın, incittin. Kendini öyle haklı gördün ki bunları yaparken yeniden yine yapmaktan hiç çekinmedin. Bilendikçe bilendin, nefret ettin benden.
Seni ne kadar sevdiğimi, benim için ne kadar değerli olduğunu, sana ne kadar aşık olduğumu, sana dost olduğumu, kardeş olduğumu, anne olduğumu, sevgili olduğumu göremedin.
İhtiyacım olan her an da kendince bulduğun haklı sebeplerle yanımda olmayışını, kayıplarıma “sen keyfine bak” yakıştırmalarını, “sıkıldım, gidiyorum” ayaklarını, hastalıklarımda “geçmiş olsun” geçerken uğramalarını, istediğin her an “açılacak kapıları” istemediğin de “kapattığın kapıları, telefonları”, benden sakındığın “şefkati, sevgiyi, özeni, saygıyı” gözüme soka soka başkalarına gösterişini, her şeye rağmen senden hep daha iyi biri olabileceğin umuduyla, seni sevdikçe ve kendimi sevmedikçe, aşağıladıkça kendimi küçülttükçe karşında, kınadıkça, mütevazılıkla enayiliği karıştırdıkça, her şeyimi sana verdikçe ama yetmedikçe, kendimi paralayışlarım ve hırpalayışlarım için de en çok da kendimden, asla olamayacağın biri olmanı beklediğim için de senden özür diliyorum.
Şimdi insanların ne istediklerini, nasıl olduklarını, neden “böyle” davrandıklarını düşünmüyorum. Kendimi mağdur olarak da görmüyorum, kurban olarak da, güçlü ya da zayıf da görmüyorum, haklı ya da haksız da aramıyorum, anlatmak için çaba da sarf etmiyorum, önemli de hissetmiyorum, önemsiz de. Sana, insanlara hak etmedikleri şeyleri verdiğinde neler olabileceğini bana öğrettiğin ve bütün uçları ortadan kaldırdığın için teşekkür ederim.
Sartre’ı okurken altını çizmişim “Geçmiş, şimdiki zamana musallat olabilir…” diyordu. Artık ne şimdiki zamanımda ne de ileriki zamanlarımda olmanı istemiyorum. Geçmişimde “Zaten hiç var olmamış benliğinle” yer aldın, geleceğimi bir “rüya”ya adamak istemiyorum.
İnsan kendini defalarca doğurabilirmiş öğrendim.
Sayende yepyeni bir kalbim oldu.
Günlerce, aylarca, yıllarca taşıdığım onca şeyi şimdi burada son kez seninle birlikte bırakıp, ruhumu senden, seninleyken hissettiklerimden, sensizken hissettiklerimden arındırıyorum. Seni de kendimi de olduğumuz gibi kabul ediyorum ve affediyorum. Seni kendimden, kendimi senden özgürleştiriyorum, aynı başladığı gibi bugünden bu andan itibaren...
Yolun Açık Olsun. (29.10.2020)