“Kitap okumayan bir kimsenin, okuma bilmeyene karşı bir üstünlüğü yoktur.”

seen from Germany
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Netherlands

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Yemen

seen from United States

seen from United States
seen from Germany
seen from China
seen from Yemen
seen from United States
seen from Bangladesh
seen from Yemen

seen from Malaysia
seen from Ukraine
seen from Australia

seen from United States

seen from United States
“Kitap okumayan bir kimsenin, okuma bilmeyene karşı bir üstünlüğü yoktur.”
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi?
Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!
“Benim için her şey, ancak seninle ilintili olduğu ölçüde vardı, hayatımdakilerin hepsi ancak seninle bağıntılı olduğu ölçüde anlamlıydı. Bütün hayatımı değiştirmiştin.”
“Beni teselli edecekler ve birtakım sözcükler söyleyecekler, sözcükler, sözcükler; fakat ne yardımı dokunabilir ki sözcüklerin bana? Biliyorum, ondan sonra yine yalnız olacağım. Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.”
ben / ben değilim, ben dediğim sensin hep..
Erkekler kadınları etkilemeye çalışmak yerine kendi işlerini yaptıklarında çok daha çekici olduklarını fark ediyorlar mı acaba?
Serçe / Mary Doria Russell
BAŞLANGIÇ - DAN BROWN
Hep gez gez nereye kadar değil mi? Sadece çok gezen değil, çok okuyanın da bildiği bir dünyada yaşıyoruz sonuçta. Her ikisini birden yapan daha da çok bilirmiş hem. Neyse biraz çenem düştü yine, bu enerjimi Karadeniz gezisinin son ayağı olan Rize’ye de saklamalayım.
Kitap ya da film yazıları yazarken çok fazla içerikle ilgili bilgi vermemeye çalışıyorum aslında ama aradan dayanamayıp da kaçırdığım bir kaç bilgi olursa diye yine buraya bir uyarı ekleyeyim, çok hassassanız lütfen kitabı okuduktan sonra yazıya devam ediniz.
Dan Brown kitaplarıyla ilgili sevdiğim şey şu; amiyane tabirle kafa açması. O kadar çok konuyu birbirine bağlayarak yazıyor ki, her birine karşı merak duymadan edemiyorsunuz. Bunda da sanat tarihi, din ve bilimi öne çıkarmış yine. Aslında kurgu ağı benzer ve ben biraz da sonunu tahmin edebilir hale geldiysem de bu adamın kitaplarını okumayı seviyorum. Ayrıca bu kitap için 4 yıldır çalışıyor olması gerçeği de benim ayrı saygı duymama neden oluyor, çünkü sadece hayal gücüyle yazılacak kurgular değil kaleme aldıkları, inanılmaz bir bilgi arka planıyla da destekleniyor. Okuduğunuzda siz de farkedeceksiniz.
Ayrıca İskender Pala’nın kitabı olan Abum Rabum’un arkasından benzer ama farklı bakış açısından bir konu okumak değişik bir tevafuk oldu. Okuyunuz efendim.
ABUM RABUM - İSKENDER PALA
İskender Pala’nın son kitabını yakın zamanda bitirdim. Bu sefer genel tarzından biraz daha farklı yazmış gibi geldi bana, bir kaç doz daha fazla polisiye. Tabi din,tarih ve arkeoloji eşliğinde ayrıca ne yalan söyleyeyim elimden bırakamadım kitabı.
Hz. İbrahim’i çok farklı şekillerde ve farklı dinlerden ele alış şekli, aslında dinlere ayrı ayrı değil de daha bütüncül yaklaşılması gerektiğini vurguluyor bolca. Tek eleştirdiğim nokta, çok fazla bilgi bombardımanına tutuluyor gibi hissetmek. Bu hissiyatın sebebi biraz da İskender Pala’nın konu üzerindeki hakimiyeti ve benim bilgisizliğimden kaynaklı bence. Ama bu his aynı zamanda, araştırıp daha fazlasını öğrenme şevki de veriyor, konu derya deniz olsa da.
Aynı zamanda bolca ortadoğu güzellemesi de görüyoruz ve tarihin yanı sıra güncel sıkıntıların da bol bol bahsi geçiyor.
Yani üzerinde bilgi anlamında çokça emek olduğu ve usta bir hikayecinin kaleminden çıktığı çok belli olan bir kitap Abum Rabum. Tavsiyemdir.
Ekleme: Bu arada paylaşmadan önce görsel araştırması yaparken marketingturkiye.com.tr adresinden, netflix tarafından kitabın dizi uyarlamasının yapıldığını öğrendim. Ayrıca ne tesadüftür ki aynı haberde Dan Brown kitaplarıyla benzerlik de görmüşler. Hemen ardından “Başlangıç” romanını okuduğumdan benzer etkiye bende maruz kaldım. Ama kesinlikle kötü bir etki değil.
KTAP