Another club legend leaving through the back doors. I hate Laporta with all my strength.

seen from Singapore

seen from Italy
seen from United States

seen from Poland
seen from United States
seen from Singapore
seen from Italy

seen from Türkiye
seen from China
seen from China

seen from T1

seen from T1

seen from Poland
seen from United States
seen from United States
seen from South Korea
seen from China

seen from Netherlands

seen from United States

seen from United States
Another club legend leaving through the back doors. I hate Laporta with all my strength.
player Edgar Davids with FC Barcelona President Joan Laporta during his official presentation as a Barcelona player / 12 January 2004 ❤️.
DAILY BOOMER, 18 de abril 2023
View On WordPress
Este es el mercato del Barça 33.4M€ VISCA LA MARE QUE ET VA PARIR LAPORTA!!!
This is the Barça market €33.4M LONG LIVE THE MOTHER WHO BIRTH YOU LAPORTA!!!
Then don't join you clown!!!!
Messi quiere al Barça y le animaré a que continúe
2003 Barcelona ve bugünkü Fenerbahçe... Benzerlik mi yoksa her şey bir yanılsama mı?
1978 yılında Barcelona Başkanlığına seçilen Josep Lluis Nunez, Katalonya’nın ünlü müteahhitlerinden birisiydi. 2003 yılına kadar sürecek olan başkanlığı döneminde Barcelona sportif anlamda önemli işler yaptı. Bunlardan bir tanesi de 1992 yılında kazanılan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası oldu. Ancak Nunez’in Barcelona’yı yönetme şekli zaman içerisinde sertleşmiş ve bu durum hem taraftarlarda hem de medyada rahatsızlık yaratmaya başlamıştı. Nunez katı ve kavgacı bir yapıya bürünmüş, Barcelona’yı ülkenin antipatik takımlarından biri haline getirmişti. Camp Nou’nun kapasitesini artırarak Avrupa’nın en önemli futbol mabetlerinden biri yapmasına karşın, borçların içinden çıkılamaz bir hal alması görmezden geliniyordu. Ancak tüm bunlara rağmen Nunez’i Barcelona taraftarlarının ve sociosların (kulüp üyelerine verilen isim) gözünden düşüren olay; Katalanlar için ilah konumundaki Johan Cruyff’u takımdan göndermesi oldu. O gün azılı bir socios, Barcelona başkanı olmak üzere yola çıkma kararı verdi.
Başlıktan da anlayacağınız gibi bu süreç Fenerbahçe’yi Aziz Yıldırım sonrası Ali Koç’a götüren sürece çok benziyordu. Aziz Yıldırım, Nunez’leşmiş, Ali Koç ise Laporta gibi fitili ateşleyerek başkanlığa adaylığını koymuştu. Ancak süreçteki benzerlikler sadece bundan ibaret değildi.
Devam edelim…
Joan Laporta, 11 yaşındayken Cruyff’un Barcelona’ya transferini havaalanına giderek takip edecek kadar hasta bir Barcelona taraftarıydı. Tıpkı 1978 yılında Fenerbahçe eski başkanlarından Emin Cankurtaran'la Hürriyet gazetesine poz veren Ali Koç gibi. Gazetede çıkan haberde Emin Cankurtaran’ın Ali Koç için ‘gelecekte Fenerbahçe başkanı olacak’ ifadeleri seçim öncesi ve sonrasında uzun süre konuşulmuştu. Öte yandan Laporta, Nunez’in karşısına aday olarak çıktığında etrafına da genç, dinamik ve canlı bir ekip topladı. Ingla, Soriano ve sonradan kendisine muhalefet ederek başkanlığı da alacak olan Rossell bu isimlerin başında geliyordu. Seçim döneminde ‘sosyal’ bir faaliyet sürdürdüler. ‘Yeniden Barcelonalı olmakla gurur duyacaksınız’ sözü, seçim propagandalarının temelini oluşturuyordu. Tüm bunlar da Ali Koç’un 1907 Derneği’nde birlikte çalıştığı ve muhabbetleri eskiye dayanan Semih Özsoy, UNIFEB kurucusu Can Gebetaş ve diğer isimlerle bir arada geliştirdiği çalışmalara benziyordu. Ali Koç özellikle sosyal medyayı çok etkin kullanan genç bir ekip kurmuş ve seçimi kazandıktan sonra onları taraftarların karşısına çıkararak onore etmişti. ‘Yeniden Fenerbahçe’ sloganı da neredeyse Laporta’nın yürüttüğü seçim kampanyası ile birebir aynıydı.
Gelin bir de Laporta’nın seçim sürecinde, Ingla ile birlikte en önemli yardımcılarından olan, sonraki süreçte de Barcelona’yı ekonomik olarak ayağa kaldıran Soriano’nun Laporta için yaptığı tespite bakalım: “Joan iki nedenle mükemmel bir adaydı: İlk olarak doğal bir karizması vardı. Cesur ve kendini iyi ifade ediyordu. Ama ikinci şey ki bu çok önemli, söylediğiniz şeye inanması, özümsemesi ve bir milim bile saptırmadan tekrarlamasıydı.” Soriano’nun Laporta tespitindeki ilk tanımlamayı Ali Koç için de kullanmak mümkün. Zaten seçim boyunca karizmasıyla, ayrıca Aziz Yıldırım’la çıktıkları karşılıklı konuşma sahnelerindeki cesur çıkışlarıyla belki de binlerce kararsız oyu kendi lehine çevirmeyi başarmıştı.
Barcelona başkanlık seçimleri sırasında Laporta’nın yaptığı bilinçli bir hamle, Ali Koç’un bilinçli mi bilinçsiz mi emin olamadığımız bir hamlesiyle de büyük benzerlik gösteriyordu. Laporta, o sırada Real Madrid’le anlaşan David Beckham için Manchester United’dan fiyat istemiş, United cephesi de resmi bir belge ile istedikleri fiyatı göndermişti. Laporta’nın ekibi bu belgeyi gazetecilerle paylaştı. Verilmek istenen mesaj netti: “Bizi başkan seçerseniz, sahip olacağınız ekonomik gücün farkına varın. Manchester United’ın en büyük yıldızını alabiliriz.” O sırada Beckham için çoktan Manchesterlılarla el sıkışan Real Madrid Başkanı Florentino Perez’in suskunluğu da ekmeklerine yağ sürüyordu. Perez’in suskunluğunun sebebi ise Nunez karakterinden çok sıkılmış olması ve Laporta ile eskiye dayanan arkadaşlıklarıydı. Fenerbahçe seçimleri sırasında da Ali Koç’un arkasında Koç Holding’in olduğu ve bunun getireceği ekonomik güç hissi de aynı etkiyi yaptı. Özellikle Koç’un Beko markası ile Barcelona’ya sponsor oluşu, “Barcelona’dan oyuncu transfer etmede kolaylık” olarak algılandı. Belki bunu Laporta ve ekibi gibi bilinçli yapmadılar ancak yaşanan buydu.
Laporta’nın başkan seçilmesinin ardından yapmak zorunda olduğu ilk iş, Fenerbahçe’de olduğu gibi uzun süredir tartışılan ‘teknik direktörlük’ meselesini çözmekti. 2003 yılına gelene kadar her yıl Van Gaal, Serra Ferrer, Carles Rexach, Van Gaal ve Antic görev almıştı. Ancak ‘yeniden Barcelona’ mottosu ile yola çıkan Laporta’nın yetki verdiği Soriano, teknik direktörlüğe sürpriz bir ismi getirdi: O zamana kadar kulüp takımı olarak sadece Hollanda’nın zayıf ekiplerinden Sparta Rotterdam’ı çalıştırmış, o takımla da çıktığı 34 maçta 0,71 puan ortalaması tutturabilmiş olan 41 yaşındaki Frank Rijkaard.
Rijkaard’ın gelişi büyük eleştiri almıştı. Genç ve tecrübesizdi. Bunun yanı sıra Barcelona genlerini bilmiyor, İspanya Ligi’ni tanımıyor ve kariyer olarak da çok zayıftı. Ancak Ingla’nın dediğine göre, kulübün yeniden inşası için en uygun isimdi. Tabii ki bunda başta Laporta olmak üzere tüm ekibin büyük birer Cruyff hayranı olmaları ve Rijkaard’ın Cruyff tedrisatının bir ürünü olması da etkiliydi. Ancak Rijkaard’ın Barcelona kariyeri, Cocu’nun Fenerbahçe’deki ilk günlerinde de kötü başladı.
Öncelikle transfere yönelen Laporta ve ekibi, kulübe maddi yük bindiren Geovani ve Rochemback’ı elden çıkardı. Ardından yerine Ronaldinho’yu transfer edecekleri Riquelme satıldı. Efsane Brezilyalı ile birlikte kadroya genç Quaresma, Meksikalı savunmacı Rafa Marquez ve kaleci Rüştü katıldı. Hollandalı Davids orta sahaya tecrübe getirmesi açısından kiralandı. Yine Rijkaard’ın iyi tanıdığı bir başka Hollandalı Van Bronckhorst da kiralık olarak takıma geldi. Bu kiralık transferler bir şeyi ifade ediyordu aslında; Laporta ve yönetimi beklemedikleri kadar kötü bir ekonomik durumla karşılaşmışlardı. Yeni yönetime 150 milyon Euro borç kalmıştı. Ancak raporlara baktıklarında gördükleri; 196 milyon Euro harcama olmasına karşın gelirin sadece 120 milyon Euro’da kalmasıydı. Barcelona 70’lerden kalma şekilde yönetilmişti. Kulübe hiçbir gelir kapısı yaratılmamış paralar da gereksiz transfer harcamaları ile çarçur edilmişti. Söylemeye gerek yok sanırım, Fenerbahçe’deki durumla hemen hemen aynı…
Bu sırada lig başlamış ve Barcelona 7 haftanın sonunda sadece 9 puan toplayabilmişti. Takım sahasında Sevilla ve Osasuna ile berabere kalmış, bir önceki sezonu 12. bitirmiş, ondan önceki sezon ise La Liga 2’de mücadele etmiş olan Atletico Madrid’i yenememişti. Daha da kötüsü 4. ve 7. haftalar arasında galibiyet alınamamış, Camp Nou’da üst üste iki maçta Valencia ve Deportivo’ya yenilgi alınmıştı. O sırada kulübün ekonomik işleriyle ilgilenmekte olan Soriano’nun ifadesi ile; ‘Başarılı olmak için beklediğimizden daha fazlasını yapmamız gerekiyordu ama sahada sonuçlar vasattan korkunca döndü. Bir kriz yaklaşıyordu’
Yine açtığımız kapıdan karşımıza Fenerbahçe çıkıyor. Alınan saha içindeki kötü sonuçların ardından ‘kriz yaklaşıyor’ deniyor mudur bilmem ama bundan sonra atılacak adımlar çok önemli. O dönem Barcelona’nın yeniden ayağa kalmasını sağlayan, Rijkaard’ın saha içindeki lideri Luis Enrique olmuştu. Cocu ise henüz böyle bir isim bulamadı. Sezon sonunda Valencia şampiyonluğa ulaşmış, Barcelona ise ligi ikinci tamamlamıştı. Belki Fenerbahçe de aynı şeyi yaşayacak hatta yeni bir şampiyonun ilk şampiyonluk sevincine şahitlik edecek ancak kurulmak istenen sistemde ısrar edilirse başarının gelmesi mümkün. Guardiola’nın efsane Barcelona ekibinin temelleri Rijkaard döneminde atılmıştı.
Saha dışındaki Fenerbahçe’nin işi daha zor... Hem ekonomisini düzeltmek hem de pazarlama ağını genişletmek zorunda. Burada örnek alınması gereken tek bir marka var: Manchester United. Saldırgan futboldan vazgeçmemesi gereken Fenerbahçe bir yandan da yerelden uluslararası modele doğru geçişini sürdürmeli. Bunun için ideal profil Manchester United. Bir detay da Ali Koç’a dair; Laporta’nın geçiş döneminde yaptığı hata, tüm baskının ve medya tepkisinin kendisine yönelik olmasından dolayı tüm kararları da tek başına vermeye başlamasıydı. Bu zaten bir önceki yönetimin sonunu hazırlayan süreçti ve benzer bir senaryo Laporta için de yaşandı. Ali Koç’un bu süreçte yükü ekibi ile paylaşması lazım. Ancak bunu ‘sosyal başkan’ profilinde değil, baskın yönetici olarak uygulaması, ilk birkaç yılın ardından işi tamamen profesyonellere devretmesi gerekli. Bundan sonrasını yaşayalım, görelim…