Bir Felsefi Eylem Olarak Yürüyüş
Temel olarak zihnin hareketli yapısına bedenin de eşlik etmesi ve bu sayede ahenkli bir yapı oluşturmasına dayanan akım Aristoteles’in okulu Lykeion’da uygulanmıştır. Peripatetizm denen yolda olmayı kapsayan, düşünürken yürümek anlamına gelen terim, daha sonraki dönemlerde birçok düşünürü de etkilemiş, onlara esin kaynağı olmuştur. Bu bakış açısıyla felsefe ve yürüyüş arasında bir bağ kurulmuş, o düşünürlerin gözünde yürüyüş felsefi bir eyleme dönüşmüştür.
Bu düşünürlerden birisi de Kierkegaard’dır. Filozof, düzenli olarak Kopenhag’ta yaptığı yürüyüşlerden, eserlerinde de bahsetmiş hatta yürüyüş üzerine yazmıştır da. Onun bu yürüyüşleri, melankolik ruh halini ve acılarını dindirme, ruhuna nefes aldırma aynı zamanda da gözlem yapma aktiviteleridir. Kierkegaard, yürüdüğü yolları, caddeleri bir botanik bahçesine benzetir ve tıpkı insanların bitkileri gözlemlemesi gibi onun da insanları gözlemlediğini söyler. Bu gözlemlerin de çoğu zaman kendisini derin düşüncelere, sorgulamalara ittiği düşünülür.
Kierkegaard’ın yürümek üzerine söylediği cümlelerden en sevdiklerimi de sizinle paylaşıyorum.
“İşte böyle gözlerim yerde sokaklardan aceleyle adeta süzülerek geçiyorum; kaldırımın bana ait olduğundan emin bir şekilde, etrafa bakmayı hiç gerekli görmüyorum, böylece saadetimle koşar adım kaldırımda giderken...”
“Her şey bir yana, yürüme arzunu kaybetme … Yürüyüşe çıkabildiğim sürece hiçbir şeyden korkmuyorum, ölümden bile”















