karşıma her yerde çıkan otuz yaş üstü adamlar:

seen from Spain

seen from Spain

seen from France

seen from Croatia
seen from Spain
seen from New Zealand

seen from Argentina
seen from Türkiye
seen from Romania
seen from United States
seen from Türkiye

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Croatia

seen from Australia
seen from China

seen from India
seen from Norway
seen from China
karşıma her yerde çıkan otuz yaş üstü adamlar:
aksamustu evin önünde oturdugumuz mahalle sohbetinin tadı da kalmadı
Size uzun zamandır çok severek takip ettiğim bir programı önermek istiyorum: Hikayeden Adamlar: Mahalle.
İlk bölümlerinden beri izliyorum, bazı bölümlerini gülerek, bazılarını ise yutkunarak dinledim. Son bölümü ancak şimdi izleyebildim ve içimden bir ses "bu programı artık paylaşmalısın" dedi.
Burası öyle sıradan bir sohbet programı değil. Sanki bir yaz akşamı eski bir mahallede, sokak lambasının altında, arkadaşlarının yanında oturmuşsun gibi bir his veriyor. İçeriden çay kokusu geliyor, dışarıda uzaklardan bir çocuk sesi, bir motor uğultusu… Konular ise tam içimizden: çocukluk, mahalle halleri, aileyle yaşanan çatışmalar, kayıplar, yanlış anlaşılmalar, suskunluklar… Bazen o kadar tanıdık ki, dinlerken kendi geçmişinle yan yana yürüyorsun gibi.
Sercan ve Ozan bu sohbetleri öyle içten, öyle süssüz anlatıyorlar ki hiçbir şey “gösteri” gibi değil. İçlerinden geçeni söylüyorlar; hem dertleşiyorlar hem düşündürüyorlar. Kimi zaman onların yerine sen utanıyorsun, kimi zaman da "ben olsam aynı şeyi yapardım" diyorsun.
Bu programı size “mutlaka izleyin” diye değil, “vakti geldiğinde mutlaka bir bölüm açın” diye öneriyorum. Belki bugün değil, belki bir akşam kendinizi biraz yorgun hissettiğinizde… Belki sadece mahalle hasreti çektiğinizde. Ama bir gün bu program sizi iyi gelecek bir yerden yakalayacak, eminim.
O zaman da oturur konuşuruz belki, “şu bölümdeki cümle ne güzeldi” diye 🌿
Kimsenin anlatmaya değer hikayesi yok. Herkes kendini anlatıyor, her şey gösteriş. Çabuk unutuyorlar, zaten insan unutan bir şeydir. Ben seni hiç unutmuyorum. Bana dinlemeye değer şeyleri hep sen söylerdin.
B. Ergin Borobey | Aşk Birdenbire
Mahalle
Mahallenin en can alıcı noktasında oturmuş eski evimin sokağını izliyor, yan masalarda oturan yaşlıların sohbetlerini dinliyorum. Mahallede olmak, burada yaşamak beni canlı tutuyor, kendimi iyi hissediyorum.
Yaşlı insanların kendi aralarında sosyalleşmeleri, yan masalarla teklif siz konuşabilmeleri, hızlı bir şekilde kaynaşabilmeleri çok hoşuma gidiyor, biraz da güldürüyor beni. Yaşla birlikte sanki toplumsal kurallar ve kaygılar esniyor. Canım nasıl isterse.. Kafasına geliyor galiba insan.
Acaba insan ne zaman kendini yaşlı hissediyor, yada bu sıfatı kabul ediyor? Küçükken şu an olduğum yaş benim için epey yüksek, yolun yarısı, teyze, amca yaşıydı mesela. Durup durup 35 yaşında nerde olacağım neler yapacağım hangi yılda olacağız diye hesaplar yapar, ohoo daha çok var diyerek kapatırdım defterimi. Şimdi kendime bakınca pek de yaşlı hissetmiyorum. Daha kendinin farkında, daha kontrollü, duygularını yaşama konusunda başarılı daha az gelecek kaygılı hissediyorum sadece. Hatta bu yaşı baya seviyorum. Örneğin 60 olunca acaba yaşlandık diyebilecek miyim yoksa o yaşın da hissettirdiği güzellikleri mi sıralayacağım bugün olduğu gibi..
Sevgili Kenan Bey'in de dediği gibi 'her yaşın bir güzelliği var en güzel yaşımdayım' diyerek sizlere veda ediyorum.
Cesedi ölene ağlayıpta, kalbi ölene ağlamayan bu insanlara hayret ediyorum doğrusu!
- İbni Kayyım El Cevziyye