Elinde tarçınlı salebin, efil efil esen balkonunda oturuyorsun. Karşında lacivert bir deniz, üstünde ay'ın hediyesi bir yakamoz. Müzik çalardan türlü türlü sanatçıların sesi yükseliyor. Her şey çok güzel. Ama en güzel olan şey yine de karşındaki özgür deniz. Tüm efsunkarlığı ile dalgalanıyor. İnsanın içindeki yeislikte bu dalgalarla uzaklaşıveriyor. Biraz sonra tahta bir kulübede elinde çayınla soluklanıyorsun. Karşında başaklar var. Kafanı sola çevirsen mısırların müzikisi, sağa çevirsen ay çiçeklerinin güneşe olan sevgisi. Gözünü kapatıp açıyorsun bir patikanın ortasındasın. Kelebekler ölümsüzce uçuşuyor, arılar renk renk çiçeklerden polen alıyor. Her bir tarafını gardenyalar kaplamış. Gözünü kapat ve aç... Bir isekelede gözünü alacak kadar parlayan pulları olan bir balık tutumuşsun. Kapat ve aç... Bulutların üzerindesin. Kapat ve aç... Bir yağmur damlasısın. Ve sonra da uyan. Odandasın... Hiçbiri gerçek değil. Hürriyetin betonların arasında. Bu mu diyorsun? Bu mudur yaşamak?














