Size her akşam yazmayı alışkanlık haline getirmeye çalışıyorum, tıpkı hayatımdaki diğer tüm değişimler gibi. Sakın yanlış anlamayın, sizi diğerleriyle bir tuttuğumdan değil; hepsi bir anda olduğundan. İnsanın elinden bir hayat alınırsa öyle bomboş, anlamsızca kalır sanırdım. İnsanın elinden bir hayat alınınca yeni bir hayat kuruyormuş, hem de içinde bir yerde -inanın nereden geldiğini ben de bilmiyorum- bunca zaman biriktirdiği bütün irade, umut ve inançla. Siz kendinizden bahsederken hiç "eski ben" der misiniz? Ben bazen derim. Hatta "gelecekteki ben" i de severim, arada ona notlar yazarım, bir şeyler hatırlatır, elimden geldiğince mutlu olmasını sağlamaya çalışır "Bak, ben burdayım! Ben senim!" derim. Bir de zamanda yolculuğu bulamadık diye şikayet ederiz... Bu da bir çeşit yolculuk değil mi? Belki onlar uçan arabalar içinde gitmek istiyorlar. Ama konumuz bu değil.
Maria, sana Maria diyebilirim değil mi? Değişiyorum, işin özü bu. İnsanı en çok sevdiği yaralarmış zırvalıklarını sana söylemeye utanırım, söyleyemiyorum. Bütün anlatacaklarımı sen zaten biliyorsun, bütün acılarımı sen zaten yaşadın. Erkeklerle ilgili söylediklerin vardı ya hani, Raif'e, katılıyorum.
Ben sana zaten hep katılıyorum.
Değişmeye bugün başlamadım, iki gün oluyor. Sanırım başlangıç anı evde uyumaktan vazgeçtiğim o an. Ya da ilk güldüğüm an, bilemedim. Upuzun bir yastan çıkmadım, ama belki bilmezsin, ben onu zaten iki sene önce bıraktım; kedim, yani Jelibon, öldüğünde. O gün dedim ki, öyle gidilmez böyle gidilirmiş. O gün "gitmek" kavramı benim için iki boyutlu düzlemde birbirinden uzağa giden (ya da biri birinden uzağa giden) iki nokta olmaktan çıktı. O gün Jelibon, benim güzel kedim, minik patilerinden hiç beklenmeyecek şekilde üçüncü bir boyut buldu, oraya gitti. Gitmek, ancak arkanda bıraktığın gelmezse ve o mesafe yeterli derecede korunursa gitmek oluyor sanırım. Ve bazı gitmeler, diğerlerinden daha imkansız. İşte, 4 Haziran'da Jelibon gidince dedim, böyle bir gidişe kadar hiçkimse ve hiçbir şey beni bu kadar acıtamayacak.
Şimdi kısa ve kıvırcık saçlarımla -uzun ve düzdü-, gülümseyen dudaklarımla -onlar genelde böyleler- ve inançlı gözlerimle başlıyorum bu yeni şeye. En büyük derdimin sana yazarken seçeceğim şarkı olarak kalmasını istiyorum -ki bugün de karar veremeyip en son Somewhere Only We Know açtım, en sevdiğim olmaya çok yakın olduğu için-.
Sahi, sen nasılsın? Sabahattin Ali söylemişti, biliyorum ölmedin. Ve eğer anılarda, anlarda, akıllarda veya kalplerde yaşıyorsak, seni yaşatmak için elimden gelen her şeyi yapacağıma emin olabilirsin.
Sevgiler,
(Kafka Milena'ya yazdığı mektupların sonuna önce F.Kafka, sonra F. en sonunda da sadece "senin" yazıyordu. Ne zaman sevgiler desem aklıma o gelir.)