
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from South Korea

seen from United States

seen from United States
seen from Lithuania
seen from Canada

seen from Australia
seen from Lithuania

seen from United States
seen from Vietnam
seen from United States

seen from United States

seen from Belgium
seen from United States
seen from United States
seen from Netherlands
seen from United Kingdom
seen from United States
Biz çocukken bir bilmecenin yanıtıydı o: “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane!” Suyunu sıkar içirirdi annelerimiz. Kıpkırmızıydı, çoktu, ama adı kısacıktı: Nar. Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Side, adını nardan almıştı. Antik Çağ’da basılan sikkelerin üzerinde nar kabartması vardı. Eski Mısırlılar, Ölüler Ülkesi’ne giderken yanlarında götürsünler diye firavunların mezarlarının içine nar koymuştu. Efsanevi kahraman İsfendiyâr’ın nar yedikten sonra yenilmez bir güce kavuştuğuna inanılırdı Pers diyarında. Bugünkü İran’da. Antik Yunan uygarlığı için kutsal bir meyveydi. Bütün çağlarda kral ve kraliçelerin taçları için o, model alınmıştı sanki. Söylencelerdeki bereket tanrıçaları narı bağırlarına basmıştı. Sonra bildik ki yeryüzündeki nar cenneti Hindistan’mış. Dünya nar üretiminin yaklaşık yarısı bu ülkede yapılıyormuş. Japonlar “zakuro” derlermiş nara, severlermiş çok, bahçelerine dikerlermiş. Çinliler ise, yeni evlilere ikiye bölünmüş bir nar resmi armağan etmeyi ihmal etmezmiş. Büyük usta Yaşar Kemal, İnce Memed’in öncülü olan Hüyükteki Nar Ağacı romanını 1951’de yazmış yazmasına ama kaybetmiş onu. Ne yaptıysa da bulamamış. Yıllar sonra annesinin sandığından çıkmış yazdıkları, amca oğlu almış getirmiş ona. Yırtık son beş sayfasını yeniden yazmış Yaşar Kemal, sonra yayımlanmış. Biliriz, Anadolu’da bazı yöre düğünlerinde yere atılır nar, parçalanır. Evlenenlerin çok çocukları olsun diye. Bir de diyelim ki narınız, narımız bol olsun. Bol olsun ki aşuremize katalım. Shakespeare’in kahramanı Juliet nar ağacında öten kuşun tarlakuşu değil, bülbül olduğunu söyler. Haksız değildir hani, ama Romeo ve Juliet oyununda “sabah da yakın değildir.” Ama biz sabah yakın olsun isteriz, geliversin çarçabuk, nar gibi parçalansın, hepimize dağılsın, paylaşılsın ışığı ve nar taneleri gibi çoğalalım hep beraber.