Overthink eylerken gece 2lere 3lere kadar gözüme uyku girmez alt tarafı bi sınava çalışıcam 11de uykum geldi ya yazıklar olsun
#iwtv#interview with the vampire#amc tvl#sam reid#jacob anderson



seen from United States

seen from India
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from China

seen from Italy

seen from Malaysia
seen from United States
seen from China
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Malaysia

seen from Germany

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Russia
seen from United Kingdom
seen from United States
Overthink eylerken gece 2lere 3lere kadar gözüme uyku girmez alt tarafı bi sınava çalışıcam 11de uykum geldi ya yazıklar olsun
yine sıradan bir çarşambalı
pişman oldum hfnemwlxşxrşm
Veteriner röntgen sonuçlarına göre tümörü mikroçipin tetiklemiş olabileceğini söyledi, çünkü mikroçip tümörün içinde kalmış gibi, daha doğrusu çipin bulunduğu bölgeden doğuyor. İyi huylu mu kötü huylu mu bilmiyoruz, henüz röntgen harici bir şey yapılmadı. Üç yumrunun ikisi deri altında, onlarda sıkıntı yok fakat biri kasta ve o tehlikeliymiş. Kanser olduğundan eminler diyebilirim. Biyopsi de tümörün tabiatını belirlemek için gerekli. Ancak ameliyat süreci zorlu olabileceği için tedirginler çünkü kedimiz 9 yaşında, yani yaşlı sayılıyor. Üstüne bir de Scottish Fold olması riski artırıyor çünkü bu kedilerin burunları minik, solunum yolları bu nedenle biraz dar oluyor. Bu da anestezi esnasında sıkıntı çıkarabilir demek. Hem yaşlı hem Scottish Fold olunca bu riski almaya değer mi dedi tanıdığımız bir veteriner ama ameliyat olmazsa da kanser kan yoluyla akciğerlerine yayılabilir ve bu da tüm vücuduna yayılmasına sebep olacak bir durum, Allah muhafaza. İnşallah biyopsi sağlıklı bir şekilde yapılır (biyopsi kanserli hücre suluysa kanamasına ve kötüleşmesine sebep de olabiliyor şeklinde bir şeyler söyledi sanki tanıdığımız) ve sonuç temiz çıkar, yani iyi huyludur tümör. Doluya koysak almıyor boşa koysak dolmuyor, öyle bir durumun içindeyiz. Bu yüzden birini seçmemiz gerek. Huysuz bebemi kaybetmek istemiyorum. Elbet bir gün vedalaşmamız gerekecek ama o günlerin gelip çatmış olabileceğini düşünmek çok zor cidden... Çok daha uzun yaşayabiliyor bu hayvanlar malum. 9 yaş o kadar yaşlı değil, insan yaşıyla ellilerinin başında diyeyim. Tabii ki bunun hesabını yapamayız ölüm gelince, fakat ister istemez daha farklı olabilirdi diyor insan. 6 yaşında bir kedimiz daha var, tümörlü kedimizle abi kardeş gibiler. Abisinden dayak da yer, onu gıcık da eder, önüne yatıp kafasını gözünü de yalattırır aklatır paklatır. Ona da üzülüyorum. Neyse, ölmüş gibi davranmayacağım. Allah hasta kedimizin de bizim de yardımcımız olsun.
yav dizi çok güzel gidiyor hatta daha fazla yerli ve milli kaliteli ürün bulup izliyim diyorum şu an ama wow the transphobia :/
Hayattan soğutan şeyler: Karadenizli olduğunu söylediğinde karşıdaki kişinin de memleketlin olduğunu fark ettiğin ve İstanbul türkçesinin bir anda "uyy neresinden da?" şeklinde bir karadeniz ağzına dönüştüğünü izlediğin o an.
Neyse... -2
-Siktir git Rauf!
...
Tamam, harika. “Olağanüstü geniş” çevremden bir kişi daha eksilmiş oldu. Çember giderek daralıyor. Şimdi dur bi sayalım. Kimler var elimizde?
1- Kedi
Taam. Durum o kadar da şey değil. Hatta bir kedim bile var. Anlıyor musun? Hadi! Gülümse!..
Gülsene lan aptal kedi!
Kedi gülemedi. Çünkü onu biraz fazla hırpalamıştım. Çok üzgündüm napıyım. Kedi ölme yaptı.
Şimdi bir kedim bile yok.. anlıyorum.. hihihi.
1 haftadır evden çıkmıyordum ve hani o meşhur laf vardır ya: “duvarlar üstüme üstüme geliyor” işte 1 haftadır duvarlar üstüme çökmeyi bir türlü başaramadı. Sürekli geliyorlar. Sonuç? Elde var negatif. Ayten'in bana siktiri çekmesi, kedinin gülemeden ölmesi, duvarların üstüme çökememesi.. Bunların hepsini birer işaret olarak kabul edip evden çıkmaya karar verdim. Sonra inanılmaz bir şey yaptım: bu kararı uyguladım, evet.
Aah.. Üsküdar. Eski adıyla Skutarion.. 32 yıllık yaşamımda ne çok anı bıraktım buralarda. Mesela şu ayakkabı boyayan çocuk. Dün gibi hatırlıyorum.. Bir özel şirkette muhasebeci olarak işe girmiştim o zamanlar. Her şey yolundaydı. Paraya çeşitli lakaplar takıyordum. Her tarafa anı bırakıyordum. Ayakkabımı boyadığında ona para yerine bir anı bırakmak istediğimi söyleyince 1 bıçak ve 3 tane “abi”yi karşımda bulmuştum. Paramı aldılar ama anı bende kaldı. Heheh. Salaklar!
Boyacı çocukları iç dünyamda yerin dibine soktuktan sonra büfeden aldığım çayı yudumlamaya koyuldum. Boğaz.. ne kadar da güzel buraları. Bir vapur yanaşıyor, diğeri uzaklaşıyor. İnsanlar geliyor, insanlar gidiyor. O gelen insanlardan birisi de 4-5 yaşlarında küçük bir kız çocuğu. Annesinin elinden tutmuş. Ya da annesi onun elinden tutmuştur tam bilemedim. Allah'ım.. Bir çocuk bu kadar mı çirkin olur?.. taam bu sessizliği “evet” olarak kabul ettim. O kız çocuğuna bakarken uzun zamandır hissetmediğim bir şeyi hissettim..
Bi dakka..
Neydi bu duygu ya?
Bayağı sağlam unutmuşum ben. Ama o an böyle sanki zaman durdu. Herkes dondu kaldı. Kız çocuğu annesinin eliyle birlikte gözlerimin içine bakarak, bana doğru yavaş yavaş geliyordu. Kaşları çatık, kumral dalgalı saçlar.. Aynı Ayten.. Gözler götüm gibi. Eğer Ayten'le işler yolunda gitseydi işte bu çocuktan bi tane de bizde olacaktı. İşte o an ne düşündüm biliyor musunuz? Benim hiç bir zaman bir çocuğum olamayacak. Ben belki de bir daha başka insanların çocuklarına bakıp bunu düşünemeyeceğim bile! Çünkü ben bu güzellikleri hak etmeyecek bir kötülük yaptım. Benim açımdan bakarsanız bu bir kötülük değil. Ama nedense yeryüzünde benim dışımda hiç kimse benim açımdan bakmıyor. Acaba benim açım olduğu için mi?
Ayten şirketimin patronuyla yattı. Şirket bir ilaç şirketiydi ve bir gece ansızın laboratuvardan botulinum toksini arakladım. Bu toksinle ne yapsam beğenirsiniz? Eveet. Patronu öldürdüm tabi ki de. Sizin istediğiniz de buydu zaten. Biz kötü adamlar kötülükler yapalım. Siz “iyiler” bunları okurken “hımm.. ilginç..” gibi tepkiler verin.
Sonra kasayı patlatıp tüm parayı çaldım. Tam yeni bir ev alacaktım ki dikkat çekerim diye düşündüm ve yeni bir ev kiraladım. 1 hafta boyunca kediyle birlikte orada saklandık. Sonra Ayten'i aradım. Yalvardım falan. Verdiği cevabı da zaten biliyorsunuz. Olan biten bu.
O kız çocuğuna bakarken yanaklarımda bir sızı hissettim. Sıcak bişeyler.. Baylar Bayanlar! Işte karşınızda gözyaşı! Evet. Ayten gidip başka bir adamla yatar, beni reddeder, kedi gülemeden ölür, duvarlar sürekli gelir.. bunların başaramadığı şeyi işte o kız çocuğu başardı. O gözyaşlarımın önündeki engel her neyse, işte onu o kız çocuğu kaldırdı. Bana nasıl bir geleceğe sahip olduğumu/olamadığımı gösterdi. Bunu sadece annesinin elinden tutup bana doğru yaklaşarak yaptı. Üstelik bunu yaparken zamanı durdurmayı da başardı. Siz! O kız çocuğunun dışındaki bütün insanlar! Siz yenemediniz beni! Sadece o kız çocuğu başardı bunu!.. sadece o kız çocuğu..
Gözyaşları yanaklarımı yakarken ensemdeki simitçi de beni yakalamak üzereydi. Bazı sivil polisler gerçekten çok amatör. Bir insanı yarım kilometre boyunca simit arabasıyla takip etmemeliler. Gerçekten komik oluyor.
Ardından zaman yine eski haline döndü. Kız çocuğu önce gözyaşlarımı akıtarak ıslattığı sol yanağıma şimdi yaşından beklenmeyecek kuvvette bir tokat indirdi. Annesi: “Kızım?!” diye kızgınca bağırdı. Simitçi ellerimi başımın üstüne koymamı istedi. Simitçinin dediğini hemen yaptığımda çay üstüme döküldü. Oradan geçen bir kedi bana güldü. Bunların hepsi 3 saniyede oldu.
Şimdi ceza evinde yepyeni katil arkadaşlar edindim. Gerçi onlar kendilerini “kader mahkumu” olarak tanımlıyorlar. Koğuşta yine her tarafa anı bırakmaya devam ediyorum. Mutsuz değilim. Yani aslında hiç bir şey hissetmiyorum. Ramiz Dayı diye bir adam var burda. Bi tane kedisi var. Ve kedi hiç gülmüyor. Ona biraz canım sıkkın. Bir de duvarlar tam 6 yıldır üstüme üstüme geliyor. Ona da alıştım. Alışmasam n'olacak da sanki..
Ha bu arada o duygunun adını hâlâ tam hatırlayamadım ama özel bir duygu olduğu için özel bir isim koymak istedim. O duygunun adı “hüzüntü” olsun.
Burada herkes dışarıdaki yakınlarına mektup yazıyor da.. Ben de bir yazı yazmak istedim sadece. Kedi ölmeseydi belki ona yazardım. Ya da... Neyse..
Neyse... -1
“-Baba elektriği Edison mu bulmuş yoksa Tesla mı? Tam anlayamadım ben. Kafam karıştı ya..”
Bu soruyu soran 6 yaşındaki çocuk, benim kızım. Bu soruyu gerçekten sordu. Gerçekten 6 yaşında. Gerçekten çocuk. Gerçekten benim. Ve gerçekten o bir kız..
Funda 4 aylıkken ailecek gittiğimiz bayram ziyareti dönüşü trafik kazasında annesini kaybetti. Ben de karımı... Karım “Gitmeyelim!” demişti. Sevmezdi babamı. Hoş.. Ben de bayılmıyordum babama. Ama işte bayramdı gitmek gerekirdi. Sonrasında “Alkollü kullanma!” demişti. Sevmezdi alkolü. Hoş... Ben de o zamanlar bayılmıyordum alkole. Ama işte arkadaşlar vardı, içmek gerekirdi. Hiç dinlemedim Kübra'yı. Funda doğmadan 9 ay kadar önce de “Yapmayalım!” demişti. Şimdi kızım bu soruyu sorunca Kübra'nın yine haklı olduğunu bir kez daha anladım. Öldü.. Ama hâlâ bir şekilde haklı çıkmaya devam ediyor.
“-Yavrum şu Edison: http://tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Alva_Edison Şu da Tesla: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nikola_Tesla “
Neyse ki yan odadan chat vasıtasıyla sormuştu soruyu. Linkleri atıp oyalıyordum. Bazen tatmin oluyordu, bazen de...
“-Onları okudum ben ya. Kesin bişey yok orda..”
...Gibi tepkiler verebiliyordu.
“-Ben de “kesin bişey yok” diye biliyorum zaten.”
“-ok öpt kib.”
Böyle bir kıza baba olmak normalde çok zor. Bir de eğer siz 35 yaşınıza kadar bir futbol topu peşinde koşmaktan okuyup kendinizi geliştirmeye fırsat bulamadıysanız iyice eziliyorsunuz. Ama sizin tuzunuz kuru tabi. Burada ezilen söz konusu şahıs ben oluyorum.
Kadınlara bir sır vermek istiyorum: “Erkekler ağlar..” Ama içeri doğru. Bizde özel bir gözyaşı kanalı olduğunu düşünüyorum. Pipimize kadar uzanıyor. Sonra ordan pırt!.. Her şey pipide bitiyor zaten. Bir de şey derler.. “Erkekler yalnızken hep ağlarlarmış. Birileri varken hiç ağlayamazlarmış.” Yalan. Yani, yanımda şu an 19 yıllık arkadaşım Yasin var (ben ona kısaca “Yağsin” diyorum.) ama dışarı doğru ağlayamamamın onunla bir ilgisi yok. Yasin salaktır. Hem de benden daha salak. O kadar salak ki duyguları bile yok. Şimdi ben dışarı ağlasam “Hacı gözün sulanmış ya bi doktora gidek mi?” der. Burda 25 saattir niye oturduğunu da bilmiyorum. 19 yılda konuşulacak her şeyi konuştuk aslında. Ona 6 yıl önce ölen karımı hâlâ unutamadığımı, Funda'yı iyi bir şekilde yetiştirecek kadar donanımlı bir baba olamadığımı, hatta ortalama düzeyde bir baba bile olamadığımı, Kübra'nın “yapma!” dediği her şeyi yaptığım için bir köpek gibi pişman olduğumu, 20 yıldır biriktirdiği parayı işsiz güçsüz bir şekilde alkole ve kızına yediren, geleceğini hiç düşünmeyen ezilesi bir ot olduğumu, bu sebeplerden dolayı şu an gözyaşımı pipimden akıttığımı anlatamam. Çünkü anlayamaz ki.. O yüzden kucağımda laptop, bir yandan buraya pipimdeki sızıya neden olan o acı dolu geçmişi yazarken, bir yandan da yaşının insanı olamayan hayvan Funda'nın üst düzey sorularından kurtulmanın bir yolunu arıyorum.
Yasin'den başka da kimse yok aslında. Bir insanın yanımda bulunması bazen iyi oluyor. Ama çoğu zaman gereksiz oluyor. Alkol yüzünden neredeyse hiç dostum yok. Benim sadık yarim Yeni Microsoft Word Belgesi'dir. Neyse..