Norm’al
‘’Her insan eşit davranılmayı hak eder. Siyahi, beyaz tenli ya da ‘normal’ olmanız farketmeksizin..’’ Anonim
Giriş
Normal; işleyişleri engelleyen, düzeni sabote eden varoluşların terbiye edilmesi ve hizaya sokulması için ‘anormal’ diye ifade edilen gruplara dayatılan bir içleme dışlama stratejisinin temel kavramıdır. Sözlük anlamı itibariyle norma uygun olan anlamına gelir. Etimoloji olarak ‘marangoz gönyesi’ anlamını taşıyan Latince’deki ‘norma’ sözcüğünden türetilmiştir.
Norm Nedir?
Norm, uyulması gereken kuraldır. Kişilerin grupların hareket etme biçimlerini tayin eder, onların neleri yapabileceklerini ya da neleri yapamayacaklarını gösterir.
Normların Doğuş Kaynakları
Normlar, toplumda bir deneme yanılma yoluyla ortaya çıkarlar. Bir olay olur bu olay bazı sonuçlara neden olur ve burdan uyulması gereken bazı dersler çıkarılır. Zaman içinde de bunlar kural olarak benimsenir ve biz bunlara norm deriz. Normlar hukuksal, töresel, dinsel, ahlaksal olarak ayrılsa da temelde toplumsal davranış kurallarıdır. Birey bunlara uyarak toplumsal işleyişe katkıda bulunur.
Hukuk Nedir?
Norm diyince akla ilk olarak hukuk geliyor. Dolayısıyla, normların hukuktaki yerini açıklamadan önce hukukun tanımını yapmak daha faydalı olacaktır.
İnsan, toplumsal bir varlıktır ve toplum içinde yaşamak zorundadır. Toplumdaki kargaşa ve düzensizlik ise insanların diğer insanlarla ilişkilerinde bencil davranmalarından kaynaklanır. Hukukun işlevi insanlar arasındaki kargaşayı önlemek, düzeni ve adaleti tesis etmektir. İnsanlar toplum içindeki anlaşmazlıkları kendileri çözmeye kalkışsa tahmin edeceğiniz üzere bu problemler çözümlenmek yerine daha da artacaktır. Toplumsal düzen ise kanunlardaki normlar, ahlak, diin ve örf-adet kuralları ile sağlanıyor.
Normların Hukukta Yeri
Hukuk, normlardan oluşur. Bu anlamda hukuku normların oluşturulması ile ilgilenen bir toplum bilimi olarak söyleyebiliriz. Her dönemin normali değiştikçe kanundaki normun muhtevası da değişmiştir. Sonuçta kanunlar bir toplumsal ürün olarak ortaya çıkar ve toplumsal dönüşümlere bağlı olarak şekil değiştirir. Hukuk böylece, her döneme kendini uyarlayarak adaleti gerçekleştirmeye çalışır. Bunu yaparken de beslendiği kaynak rasyonel davranan insanın aklıdır. Gücünü mantık kurallarından, aydınlanmacı düşünceden, özgürlük eşitlik kardeşlik duygularından alır. Normlarını oluştururken; doğaüstü güçlerden, irrasyonel fikirlerden beslenmez.
Hangi Kurallar Hukuk Normuna Dönüşür?
Kanunlar; muhatap aldığı bireyin, toplumun ve devletin nasıl davranması ya da davranmaması gerektiğini kurallarla, normlarla gösterirler. Bu normların amacı, toplumun düzen içinde kalmasını sağlamaktır. Toplumun düzen içinde kalması da normal olandır. Anormal olan toplumsal düzensizliktir, toplum huzurunun bozulmasıdır.
Bununla birlikte her norm doğru olanı buyurmaz. Montaigne’in dediği gibi: ‘Normu oluşturanlar da insandırlar sonuçta. Her yaptıkları şey ister istemez sudan ve değişkendir.’
O halde bizim eleştirilerimizi yönelttiğimiz şey hukuk değil kanunlar ve normlardır ki bunlar çoğu zaman toplum üzerinde iktidarını güçlendirmek isteyen muktedirlerin ihtiraslarından doğarlar. Bunun karşısında duran ve hukuk diye ifade edilen şey ise özetle: ‘Hakkı olana hakkını vermek, zarar edenin zararını gidermektedir.’ Bu anlamda hukukun gayesi adalettir, bencil duyguların alet olduğu bir toplum düzenini değil ideal olan, arzu edilen bir toplum düzeni vaadeder.
Normların Amacı Nedir?
Hukukun ve onu oluşturan normların amacı toplumu barışın, ahengin, eşitliğin, haklılığın olduğu bir düzene kavuşturmaktır. İşte bu düzene adaletli düzen, bunu gerçekleştiren çözümlere de adil çözümler diyoruz. Peki hukukun amacının adaleti gerçekleştirmek olduğu teorisi gerçekten doğru mu?
Devrimci hukuk görüşüne göre toplumda ekonomik olarak güçlü sınıflar kendi çıkarlarına uygun normlar oluştururlar. Bunlar sayesinde toplum düzenini kendilerine zarar vermeyecek şekilde oluştururlar.
Önce Anormal Vardı
‘Norm’lar, egemenleri rahatsız eden varoluşların yok edilmesi ya da asimile edilmesi için onlara karşı üretilir. İktidar teorisinde buna ‘normal’in üretim süreci denir. O halde önce normal değil, anormal diye kabul edilen varoluşlar vardır. Normal bunlara binaen üretilmiş ve tespit edilmiş bir ölçü, bir kalıptır. Birileri deli ya da siyahi diye yaftalanmadan iktidarın normal akıllılığı, beyazlığı oluşamazdı.
Norm, bir kalıptır. Bu kalıba uygun davranmayan kişiler anormal, deli, görgüsüz, ahlaksız gibi sözlerle damgalanır. Dolayısıyla aç bir insanın ekmek çalması anormal olarak kabul edilir. Halbuki asıl sorulması gereken neden aç insanın çaldığı, neden sömürülen insanın greve gittiği değil neden aç insanların çoğunun çalmadığı, neden sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir. Burda absürt bir düzene başkaldırmak anormal olarak kabul ediliyor.
Normalleştirme Süreci
Normalin üretim süreci yani normalleştirme, anormal diye kabul edilenlerin büyük kıyımlara maruz kaldığı, toplumsal baskı altına alınıp denetlendiği, gidişata karşı koyanların hapishanelerde çürütüldüğü, normal olarak kabul edilen düzenin korunması için milyonların savaş sahasına sürüldüğü… kısacası iktidarın ağzı kadar kılıcının da konuştuğu bir tarihtir.
Normal olan üretilirken başat tahakküm nesnesi yaşça küçük bireylerdir. Okulda bilgi ölçümü, sınavlar, ders performansı vs. kullanılarak uyum sağlayamayanlar başta elenir. Eleğin üstünde kalanlar, normal hayatın içinde normal rollerini edinirler. İneklerin ön sıralara, haylazların arka sıralara oturtulması; seçme eleme sisteminin, kazanan kaybeden denkleminin basit bir örneklemesidir.
Son Söz
Toplumda normal kabul edilen davranışlar mekandan mekana zamandan zamana değişkenlik gösterir. Bir toplumda normal kabul edilen davranış başka bir toplumda yadırganabilir, bir zaman diliminde olağan kabul edilen hareketler başka bir devirde yasaklanmış olabilir. O halde toplumsal bir varlık olan insana, toplumun çizdiği davranış kalıpları sürekli değişmektedir. Değişken olan ve normal diye tabir ettiğimiz bu davranış örüntüleri zaman zaman kanunlarda norm haline de getirilebiliyor. Bu durumda değişken olan, bulunduğu zaman ve mekana göre kendisine dayatılan ya da dayatılmayan bu kalıplar ‘hakkı olana hakkını vermek, zarar edenin zararını gidermek’ şeklinde özetlediğimiz ideal hukuka uyduğu ölçüde kabul edilmeli ve benimsenmelidir. Bunun dışındaki bütün normlar, üst iktidarın bireyi bastırma ve sindirme girişimidir. Buna dair bir farkındalık oluşturmadığınız sürece kavramlara değerinden fazla anlam vermiş olursunuz. Yoksa sizin hayatınız ‘normalde’ bu kadar değersiz mi?











