Ağlamışsın belli. Göz çukurlarında mor çiçekler açmış, koyu. Ben hiç sevmiyorum o halini. Gözünün yeşili kayboluyor, kırmızı renk bir göz rengi değildir. Kanın rengidir, aşkın. Gözlerine kırmızı oturuyor ve içinde hem kanı, hem aşkı hissedebiliyorum.
Aşkı hissettiğin günden beridir sadece kendine ağlıyorsun. Yaptıklarına, yapamadıklarına. Kimseyi gülerek uğurlamıyorsun, anlıyorum. Ama tebessüm etsen birazcık? Hani her bitiş, yeni bir başlangıçtı. Kimse mi inandıramadı senin o yasemin kokan yüreceğini.
Ben de iyi değilim, biliyorsun. Ama konuşmak iyileştirir uçuk kaplayan dudaklarını.
Kaderin bozuk değil, sen yazmayı bilmiyorsun. Elinin ayarı yok. Hızlı hızlı, onu bir nakış gibi işliyorsun çehrene. Sonra sökülüveren tüm sarı ilmikleri tığla düzeltiyorsun içe içe. İçine içine. Hayır, canında mı acımaz? Bir ah’da mı etmezsin, her yaranın dikişine.
Başkası olsa ilk sökükten çeker ipini. Sonra uzaktan bir limanın demirine bağlar kendini. Suya anlatır derdini, rahatlar. Sen su bile içmiyorsun.
Kavrulsundu için, sen bundan hoşlanıyorsun. Ama sana tavsiyem, kanarken açık yaran, girme suya. Önce kurula, biraz dinsin kan kaybın. Hep ona döndürdüğün işaret parmağını, kendine çevir. Burnunu da silmeyiver, kanı durdur kadın.
E, öl be. Bunu yaşamak sanıyorsun. Bağırıyorsun, cümle alem balkonlara çıktı senin acından. Yalın ayak koştular, perdelerin kenarlarına iliştiler. Gizliden izleyende var, utanmadan aşikar gözünü dikende.
Bak, sen ölürken kimse ‘ölme!’ demiyor. Herkes seyirci, sen başrolsün. Büyük prodüksiyon, inanılmaz kurgu ama anlayan yok.
Sen öl en iyisi, böyle devam edemiyorsun.