AKP VS. CEMAAT
Fethullah Gülen Cemaati’ nin oluşumunu irdelediğimizde, geçmişinde şimdilerde feveran ettikleri gibi, “bunlar bize hep yapılıyordu, yine yapılıyor, dini savunanlar hep mazlum olmuştur!” naraları attıkları gibi değildir esas mesele…
Türkiye’de türlü cemaatlerin destek bulması aslında teveccüh değil, emperyalist bir küresel projedir.
Soğuk Savaş döneminde Avrupa’da olduğu gibi Türkiye coğrafyasında da komünizm hayaleti dolaşıyordu. Ardından komünizme karşı din, burjuvazi tarafından her daim olduğu gibi bu dönemde de ‘ustalıkla’ kullanılmış ve palazlanan İslami cemaatlerle ‘komünizm tehlikesi’ böylelikle bertaraf edilmişti.
Bu dönemde CIA destekli kontrgerilla faaliyetleri yapan Komünizmle Mücadele Dernekleri ve benzer derneklerde bilfiil çalışmış/çalışan, şimdilerde çeşitli cemaatlerin mensuplarını, üst düzey yöneticilerini hatta liderlerini görmemiz mümkündür.
Şimdilerde çok tartışılan hacmi küresel boyutlara ulaşmış kendi deyimleri ile ‘hizmet’ hareketinin, nam-ı diğer ‘cemaatin’ kurucusu F. Gülen’de 1960’ların ortalarında kendi memleketi Erzurum’da, Komünizmle Mücadele Derneği Erzurum Şubesi’nin kurucuları arasında yer almış idi.
F. Gülen, 12 Mart Cuntası döneminde TCK 163 ten yargılanmış ve 7 ay tutuklu kalmıştır. Bunun dışında yaşamı boyunca cezaevi yüzü görmemiştir. Sonrasında yüce devletine kayıtsız şartsız boyun eğmiş, el bağlamıştır. Egemenlerin aradığı kriterlerin kendisinde vücut bulduğunu edasıyla belli etmiş, İslamcılık ve Türkçülük adına büyük ‘hizmetler’ sunacağını göstermiştir.
ABD’nin manipüle edilebilir İslam’ı Sovyetlerin hudutlarında palazlanmasından, Türkiye’deki cemaatlerde hissesine düşeni almıştır.
F.G Cemaati’ nin küreselleşmesinin ilk adımı da, CIA Türkiye Masası İstasyon Şefi’ nin “bizim çocuklar işi bitirdi” dediği 12 Eylül Cuntası ile birlikte göreve gelmiş T. Özal’ın dönemine denk gelir. T. Özal ile ivme kazanan neo-liberal sistem ile beraber cemaatlerin yaşam alanları da genişletilmiştir.
Neo-liberalizmin ilk dönemlerinden itibaren F.G Cemaati, devlet tarafından teşvik edilmiş ve önemli bir destek almıştır. Cumhurbaşkanları’ nın yurt dışında ‘Türk Okulları’nın açılmasını desteklemeleri için ilgili ülkelere mektupların yazıldığı bir dönem ile yükselişe geçmiş ve bu yükseliş 28 Şubat süreciyle nispeten düşük ölçüde sekteye uğrasa da, 2002 seçimlerinde milli görüş çizgisinden gelen, Refah Partisi’ nden ayrılarak yeni bir oluşuma giden R. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül gibi isimlerin başını çektiği zümre tarafından kurulan, içerisinde bir çok sağ kesimin vücut bulduğu AKP iktidarı ile son derece girift halde teşrikimesai ile yükselişini devam ettirmiştir.
Kuşkusuz F.G Cemaati’nin şimdiki bulunduğu konumda AKP’ nin etkisi yadsınamaz. Düne kadar can ciğer kuzu sarması olan, el ele kol kola yasalar çıkartıp, istediklerinden hesap soran bu iki kesimin 7 Şubat MİT krizinden sonra arasına kara kedi girmiş göründü ve aradaki öncesinden de var olan gerilimin su yüzüne çıkması kaçınılmaz oldu.
Dershanelerin kapanmasını öngören yasa tasarısıyla zirveye ulaşan bu gerilim 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları sürecinden sonra aradaki bağın koğuşuna kadar sürdü.
İki ‘özgül’ ağırlığın çarpışmasından doğan patlamadan çevreye öyle kirli işler, ‘tapeler’ saçıldı ki; ‘şüyu vukuundan beter’ denilecek düzeye gelindi. Görüldü ki; AKP’nin işlediği tüm ‘günahlara’ F.G. Cemaati’nin tapeleri biriktirmesi ile tanıklık, bu tapeleri arşivlemesi ile de iştirak etmiştir. İştirak boyutunda bilgimiz bu kadarıyla sınırlıdır.
Başta da sözünü ettiğimiz gibi F.G. Cemaati 40-45 senelik zaman diliminde kendi örgütlenmesini tamamlamış, kendi rahle-i tedrisatından geçirdiği elemanlarını devlet mekanizmasının önemli noktalarına, tabiri caizse devletin sinir uçlarına yerleştirmiştir. Malum ve deşifre olmayan kadroları eliyle varlığını sürdürebilir hale gelmiş ve teminat altına almış ve bunu gelenek haline getirmiştir. Küresel boyutta destekçileri olan bu oluşumun yurtdışındaki okullarında, o ülkenin devlet kademesince kritik vazifelerde bulunanların çocukları okutulmaktadır.
Yasama, yürütme ve yargıdaki askeri vesayeti AKP ile mutabakata vararak bertaraf etmeye yönelmiş, yerine kendi vesayetini kurmayı amaçlamış ancak bu durumda AKP ile menfaat çatışması yaşamıştır.
AKP ise yaklaşık 15 senelik lider odaklı bir oluşumdur. Kendini sürdürebilirliği zayıftır. Davalarına değil liderlerine ‘kurtarıcılarına’ biat etmişlerdir. AKP içerisinde büyük bir sağ koalisyonu barındırır. Liderde görebilecekleri en ufak bir ‘zayıflık’, bu koalisyonun dağılması için yeterli olacaktır. Onun içindir ki; R.T. Erdoğan son seçimlerde kendi tabanını konsolide etme yolunu seçti, daha saldırgan bir tutum sergiledi, ‘yıkılmadım’ mesajı verdi ve her zamanki gibi düşman yarattı.
Kısacası F.G. Cemaati, AKP’ den daha örgütlü ve tecrübelidir.
Uzun uzadıya iki tarafı mukayese edecek değilim. Ancak ortada bir realite var, rasyonel bir yaklaşımla şunu söyleyebiliriz: cemaat bu seçimlerde halktan kocaman bir tokat yedi ve sersemledi lakin uzun vadede AKP’nin bu dalaştan mağlubiyetle ayrılacağını söylemek yanlı olmaz. Çünkü, F.G. Cemaati AKP’ye muhalif diğer zümrelerle işbirliğinde erken ve mahir davrandı ve davranmaya devam ediyor. AKP ise buna kontrgerilla artıkları ile işbirliğiyle yanıt verdi.
Şeffaflıktan ve özeleştiri yapmaktan uzak olan F.G. Cemaati, AKP’nin medya tetikçileri ve sempatizanları tarafından türlü suçlamayla itham edilmektedir. Ve bu suçlamalar karşısında mağdur edebiyatı yapmaktadır. Oysa ki; bu cemaat devlet eliyle şimdiye değin hep pohpohlanmıştır. Hiçbir dönem F.G. Cemaati’nin mensuplarına devlet bir refleks göstermemiş, devletin ceberrtut yüzü yüzlerine gürletilmemiştir. Dolayısıyla mağdur edebiyatı yapmaları abesle iştigaldir.
F.G. Cemaati, AKP’yi kendilerini aklama babında çok defa demokratik çizgiden ayrıldığında uyardık, diyor. Nerden baksak tutarsızlık! Çünkü; F.G. Cemaati işleyiş bakımından bir hiyerarşik düzen ile işleyen bir sistemden müteşekkildir. Ve tabandan tavana kendi rahle-i tedrisatlarından geçmiş, biat ve itaat eden, tek tip bireylerin bu hiyerarşide yer aldığı bu düzenden demokrasi adına bir ilerleyiş, bir farklılık, anlayış beklemek ahmaklık olur. Sözde demokrasi savunucuları cemaat mensupları, demokrasi kelimesini de lehine kamuoyu oluşturmak adına kullanmaktadır.
Üretim, itaat ve biat kültüründen doğmaz, itirazdan ve sorgulayıştan doğar.
Tarih hak savunucularının egemene isyanını hep yazar, ancak F.G. Cemaati’nin egemenlerin nasıl etek altına sığındığını yazacaktır. Devleti kutsamayı, insanı kutsamaya yeğleyenleri hiçbir zaman tarih affetmeyecektir.
Adalet ve eşitlik için mücadele etmiş olanlar, bunu bilip bunu söyleyenler, statükocu olmamış, sisteme hep başkaldırmıştır. Egemene boyun eğmemişler, içten pazarlıklı olmamışlar, niyetlerini gizlememişler, eğilip bükülmeden yollarından taviz vermemişlerdir.
Asıl mesele egemenlerin iktidar kavgasıdır. Devlet eklerindeki AKP-F.G. Cemaati mutabakatı ile bertaraf edilmiş askeri vesayetin yerine, oluşan ‘boşluğu’ doldurma, birbiri üzerinde hegomanya kurma, halk üzerinde tahakküm kurma kavgasıdır.
Askeri vesayetin yerine kendi vesayetini kurma kavgasıdır… Ondandır bunca gürültü! Bir Çin atasözü der ki; filler tepişir, çimler ezilir. Yine olan masum,, mazlum, yoksul, emekçi Türkiye halklarına olmuştur.
NOT: Bu yazı 30 Mart 2014 yerel seçimlerini müteakiben kaleme alınmıştır.









