Halüsinasyon
“O gece yazdım; sadece yazdım. Ne anlattığımın pek farkında değildim; kustum evet, tam olarak yaptığım buydu. Hayatı hayata kusuyordum; ölümlü olduğumuza dair bir dinginlik her yeri ve her şeyi kapladı. Yok, en güzel meyveydi; tadı, kokusu, oluşu bambaşkaydı. Kendimi kandırmayacaktım. Arada bir Mihail’e bakıyordum, yazdığım masanın üzerinde yayılma biçimleri isimli bir eylem dizisi gerçekleştiriyordu. İkimizin aynı dünyada olması, aynı zaman dilimini paylaşıyor olmamız, birbirimizi bulmamız muhteşem bir şeydi ve hiçti. Bu seviştiğimiz insanlar, seviştiğimiz acılar, seviştiğimiz anlamlar açısından da bir ve aynı şeydi. Bunların hepsini yazarken anladım; yalnızlığın, sessizliğin, evrenin, kaygının ve kurgunun şeyleri tanımlamak için ne denli çaresiz ama ne denli gerekli olduğunu kavradım. Gereklilikler çaresizliktendi. Gözlerimi kapadım bir anlığına, yazının başında kapadım gözlerimi. Mihail’le uçsuz bir denize baktığımızı düşündüm. Benim ve sevdiğim kadınların başkalarından başka zamanlarda aldıkları hazzı düşündüm; acının neden bir tanışıklık duygusuna eşlik ettiğini düşündüm. Mihail denize girdi, yüzdü. Ufuktaki güneşe kadar yüzdü ve geri geldi. Sadece onun bana geri döneceğini düşündüm; dünyada ve dışında dünyanın. Sonra gözlerimi açıp yazı masasının başında insanın kendini dünyanın savunmasız bulduğu o anlatılamaz haklılığı hissettim. Bir olmayan olarak, bir başka olmayana nasıl bağlandığımı korkuyla fark ettim. Read the full article











