Pulp Zine 2014/1
Daha dün müydü? Önceki gün müydü, neydi, Twitter'dan atıştık bu adamlarla. Bilmiyordum ben İstanbul'da olduklarını. http://www.fanzindb.org/ adlı muhteşem site de bana yalnızca İzmir'de var olduklarını gösteriyordu. Üzülmüştüm, çünkü merak ediyorum aslında böyle fanzinleri. Neyse ki Taksim Mephisto'da gördüm şans eseri. Bunlar böyle fanzin gibi fanzinler olarak etrafta dolaşıyorlar. Yani, biz öyle tanıyoruz en azından. Fanzinin bir tanımı, kısıtlaması, şekli olmaz bana kalırsa tabii. Onu başka bir yazıda genişçe konuşmak isterim, dertli bir konudur içimde.
Neyse gelelim bu Pulp arkadaşlara. Arkadaşlar tam da kapaklarındaki gibi bir içerik vaat etmişler bize. Bazıları bıktı bu tanımdan biliyorum ama; "90'lar sonu 2000'ler başı" diye imzalanmış bir öykü var bu fanzinde. O dönemin satanistlik akımını falan içeriyor. Bana kalırsa şahane bir öykü. Bu imza ama bütün fanzini özetliyor. Tüm içerik o dönemin havasında, sanki o aralar yazılmış, basılmış da saklanmış, şimdi gün yüzüne çıkarılıyormuş gibi.
Bıkmayın ama arkadaşlar. Tamam çok kullanıldı, Okan Bayülgen 90'lar gecesi yaptığında mı patladı bilmiyorum da, bir noktadan sonra artık önünü alamadık. Hepimiz o dönemin çocukları-gençleriyiz haliyle onları anlatıyoruz. O yüzden bıkmayıp güzellikleri görmek lazım. Pulp Zine'i okumak lazım olduğu gibi.
Fanzine dönersek, yine kendilerini tanıtan yarı manifesto yarı künye bir yazıyla karşı karşıyayız. İçeriği özetleyen ve eğlenceli bir giriş muratbrown'dan. (Kusura bakma tanımıyorum seni :( ) Özlemek hikayesiyle kendilerini mi anlatıyorlar, bilmiyorum. Ancak şunu belirteyim; ben çok şekilcilik yapmamaya, içeriğe dikkat etmeye çalışıyorum bunları yazarken.
AMA.
Birinin bana blogum için söylediği gibi, yazım hataları yapmayı, dahi anlamında de'leri ayırmamayı, Türkçe kurallarını bu kadar hiçe saymayı da doğru bulmuyorum. Sonuçta ortaya okunur bir eser çıkarıyorsunuz. Kitleniz olsun olmasın, hedefiniz olsun olmasın. Bir şey yazıyorsunuz ve birileri okuyacak bunları ve o kişiler bir okuma eğitimi almışlar. Bunu göz önünde bulundurup okunur yazmak gerekir.
HA, Pulp gayet okurken akan, hatta Eşekli sayfada sesli güldüğüm bir fanzin. Ancak şekli bu kadar arkada bırakmış olmaları, "FANZİN ADABI"(!) havasına takıldıklarından mı yoksa üşengeçlikten mi, yoksa başka bir şeyden mi bilmiyorum, eh biraz rahatsız etti.
Neyse ki tüm yazılarda aynı üslup devam ettiği için çok da sıkıntı olmadı. E bu da böyleymiş diyip okumaya devam edebildim, iyi ki de etmişim!
Zaten 3 sayfa sonra artık duramaz olmuştum. Öyle sardı ki bu fanzini okumaya ihtiyacım varmış dedim. İnsan ancak bir ihtiyacının peşinden böyle lükslerini gözardı ederek gidebilir. Ben de estetik kaygılarımı çıkarıp bir kenara bıraktım ve içeriğe odaklandım.
Bu açıdan biraz, iyi ekşisözlük entrylerine benziyor içerik. Tabii iyi derken, baya iyi. Şu 2006'lar 2007'lerde içeriğinin zirvesini yaşadığı dönemde patlayan entryler gibi olanları.
Şiirler bu fanzinde yine arada baya vasat kalıyorlar tabii. Genelde nesirlerdeki sallama üslup beni de aynı şekilde okumaya ittiği için artık çaresiz eğleniyorum bunları okurken. Ferhat Güzelli olan gibiler beni pek cezbetmiyor; ama olur o kadar.
Ama işte bütün bunları geçince öyle bir öyküye geldim ki, gerçekten uyuyayım da ölmeyeyim dediğim şu saatte beni kaldırıp bunları yazdırdı. "KUZUM SEN Mİ GELDİN?" diyelim bu öykünün adına. Bu "Kuzum sen mi geldin?" yine aynı estetik ve teknik zevksizlikten(*) mustarip olsa da ortaya o kadar okuması keyifli bir eser çıkmış ki sırıta sırıta okumaktan kendimi alamadım. Böyle hikayelere ihtiyacım var benim abi. Biz hatırlamakla yaşayan canlılarız. Ne güzel demiş bunlar "Ve Pulp bizim mementomuz" diye. Bizim de böyle mementolara ihtiyacımız var.
(Mementolar diyince mementolar da tombiktoymuş falan demek geldi içimden ama neyse. )
Böyle de hatırlatan fanzin diyorum işte; ama benim açımdan bana beni değil, uzak durmam gereken tipleri hatırlattılar. Uzak durmam gereken tiplerin fanzini bu. Tabii o kadar da değil, bir yandan da senin benim gibi adamlar, utanıyorlar hatırlıyorlar, özlüyorlar falan. Özlem seziyorum.
"Üşüyorum evet ama özlemek üşüyerek geçmiyor," demiş adam. Böyle ifade etmişler kendilerini. Kendisini bu kadar iyi ve doğru ifade eden bir fanzini neden sevmeyeyim ben? Çok keyifle okudum. Böyle gerçekten insanlara 'al abi, okursun sen seversin' demek istediğim bir fanzin. Çok hoş bir iş.
Böyle bir fanzine puanlama yapmak istemiyorum aslında ama keyifli bir şey bu!
kapak: 5/10 tasarım&görsellik: 5/10 öyküler&metinler: 8/10 şiirler: 6/10 atmosfer: 7/10
ortalama: 6,2/10
Puanlama yapmak epey zevkli ama böyle yapınca da kendimi bir Hıncal Uluç, bir Atilla Dorsay hissetmiyor değilim.
Aman. Bir tartışma ortamı da olsun şu ülkede.
(*)Zevksizlik biraz kaba oldu; ama bir yazıda belirtmem gerekiyordu sanırım. Bu blogdaki eleştiriler elbette benim edebi ve estetik zevkim doğrultusunda olacaktır. Yalnızca, bunu bu konuyla, bu estetikle az çok ilgilenen insanlara en çok uyacağını düşündüğüm şekilde yapmaya çalışıyorum. Bu şekilde bir objektiflik yakalamak keyif veriyor.
















