Helmet of the Armenian king Sarduri II found at Karmir Blur near Teishebaini. The inscription on the helmet reads: "Sarduri, son of Argishti dedicates this helmet to God Ḫaldi"
seen from United States
seen from Russia

seen from Germany

seen from United States
seen from Germany

seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Singapore
seen from Sweden
seen from China

seen from United States
seen from United States
seen from China

seen from Malaysia
seen from Yemen

seen from United Kingdom

seen from Germany
Helmet of the Armenian king Sarduri II found at Karmir Blur near Teishebaini. The inscription on the helmet reads: "Sarduri, son of Argishti dedicates this helmet to God Ḫaldi"
KALE VE ADAM
“Tanrı Haldi ilerledi, onun silahları öldürücüdür. Sahu’nun oğlu Hilarua da Meliti Alhililerin ülkesinin kralı, Argişti’nin oğlu, Sarduri’nin önünde baş eğdi. Haldi güçlüdür. Haldi’nin silahları güçlüdür. Argişti’nin oğlu Sarduri ilerledi. Sarduri şöyle der; Fırat pürüzsüzdü, oradan karşıya geçen hiç bir kral yoktur. Ben Tanrı Haldi’ye dua ettim. Urartu tanrıları Teişeba’ya, Şivini’ye dua ettim. İstekte bulundum. Tanrılar beni dinlediler. Bana yol açtılar. Tümeiski (Kömürhan yakınında bulunan adına Tomisa denilen kale) önünde askerlerimin arasında karşıya geçtim. Aynı günde ülkeye doğru ilerledim...”
(Aslı şimdi Karakaya baraj gölünde, suyun 34 m. altında kalan, Sarduri’ye ait İzolu Yazıtı’ndan)
BİR KALE
II.Sarduri (M.Ö.755-730), tüm Urartu kralları arasında en geniş fetihleri gerçekletiren ve ülkeyi gücünün doruğuna ulaştıran kişiydi. I.Argişti ‘nin (M.Ö. 785/80-756) oğlu olan Sarduri de kronik düşman Assurlularla mücadele etmiş ve Melid, Gurgum ve Kummuh gibi Geç Hitit devletleriyle bir koalisyon oluşturmuştu. Bu ittifak, V.Aşşur-nirari ‘yi (M.Ö.753-745) büyük bir bozguna uğratmıştı.
Ancak Assurlular rövanşı kısa süre sonra alacaklardır. III.Tukulti-apil-Eşarra-Tiglath-pilaser- (M.Ö.745-727) Assur tahtına geçtikten sonra, Kuzey Suriye ticaret yolunu Urartu denetiminden kurtarmak için saldırıya geçer. Bugünkü Adıyaman-Gölbaşı yöresinde M.Ö. 743’te, Geç-Hitit destekli Urartu ordusu ile Assurlular karşı karşıya gelir. Sarduri yenilir ve Fırat’ı geçerek canını kurtarır. Tiglath-pilaser, 8 yıl sonra yine Urartu topraklarına saldırır. Urartuları yok olmaktan aşılmaz surlarıyla Tušpa (Van) Kalesi kurtaracaktır.
Sarduri için bir başka önemli kale daha vardı: Kendisinin yaptırdığı Sardurihinili (Urartuca :Sarduri’nin kurduğu kent), bugünkü adıyla Çavuştepe: Gürpınar Ovası’nı ikiye ayıran, Boldağ’ın batı uzantısındaki bu yerleşim Yukarı ve Aşağı Kale’lerden oluşan ancak bir “Aşağı-Şehir”i bulunmayan, dini-idari bir merkezdi.
Bu kalenin çok ender görülen bir ayrıcalığı vardır. İçinde iki tapınak barındırır. Bütünüyle dini amaçlı olan Yukarı Kale’deki Savaşçı Baş Tanrı Haldi’ye adanan bir tapınak ve Aşağı Kalede’ki İrmušini Tapınağı. İrmušini, Tušpa’daki anıtsal nişte bulunan tanrılar listesinde 19. sırada gösterilmiştir ve olasılıkla Sardurihinili bölgesinin yerel tanrısıdır. İrmušini Tapınağı’nın ithaf kitabesinde kalenin Sarduri tarafından kurulduğu okunmaktadır.
Aşağı Kale, Çavuştepe Kalesi'nin inşasından çok daha sonra MÖ 7. yy'da ihtiyaçlardan dolayı yapılmıştır. MÖ 7. yy'ın sonlarında Aşağı Çavuştepe Kalesi İskit akınları ile yıkılmıştır. Bu tahribattan sonra Aşağı Kale'de herhangi bir yerleşim olmamıştır.
Kaledeki ilk bilimsel araştırmalar 1898-1900 Lehmann-Haupt tarafından yapılmıştır. 1956 yılında Kale'de, Burney de araştırmalarda bulunmuştur. 1959-60 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nden Afif Erzen başkanlığındaki bir ekip tarafından çalışmalar sürdürülmüştür. 1961-85 yılları arasında yine Afif Erzen tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır.
Urartu devletinin en parlak dönemi olan M. Ö. 8. yüzyılın ortalarında kurulmuş olan Çavuştepe Kalesi, Boldağ silsilesinin ovadan biri 90 m. öteki ise 110 m. yüksekliğindeki iki kayalık tepesi üzerinde yeralmış bulunmaktadır. Hafif bir boyun ve tahkimli yolla birbirine bağlanan bu iki tepeden batıdakine Aşağı Kale, doğudakine iye Yukarı Kale denilmektedir. Surlar ve yapılar tepelerin tabiî şekillerine göre planlanmıştır. Bu çift kale doğuda Boldağı’ndan 14 m., batıda ise 10 m. genişliğinde birer hendekle en batıdaki kayalık tepeden ayrılmıştır. Deniz seviyesinden 1880 m. yükseklikte kurulmuş bulunan Çavuştepe M. Ö. 8. yüzyıla ait olup, en görkemli ve en iyi korunmuş Urartu kalelerinden birisi ve belki de birincisidir. Kazılar neticesinde:
1 Saray kompleksi ve sarnıçlar
2 Sarayla tapınak arasında 196 m. uzunluğundaki koridor ve depolar
3 Yazıtlı İrmušini Tapınağı ve ona bağlı yapılar, avlu ve sunaklar,
4 Büyük erzak deposu
5 Kesme taş duvarlı Uçkale ve Uçkale önü yapıları. Uç Kale zemin odalarında da ele geçen silahlar arasındaki bazı miğferler üzerinde silah deposunun II. Sarduri’ye ait olduğunu gösteren çivi yazısı bulunmaktadır. Ayrıca buradaki çift cellalı kutsal içerikli yapı da üçüncü bir tapınak olarak değerlendirilmektedir.
6 İstinad duvarları ve anıtsal basamaklar,
7 Aşağı Kale, kuzey ve güney surları,
8 Yukarı Kale batısındaki büyük platform
9 Yukarı Kale tapınağı, tamamen meydana çıkarılmıştır. Aşağı Kalede büyük erzak deposu ile Uçkale arasında, Güney surlarında, sarnıçlarda, Yukarı Kalede ise, kuzey surlarında, tapınağın güney terasında ve tapınağın doğu avlusunda halen kazılar yapılmaktadır.
Çavuştepe'de bulunmuş olan yazıtlar, tunç miğferler, mühürler, keramik eşya, madenî ziynet eşyası, freskler ve diğer sanat eserleri, Van bölge müzesinde sergilenmektedir. Başkent Van kalesinden bu mahiyette eserler ele geçmediğinden ve Çavuştepe'nin yakınlığı dolayısıyla başkent kültürünü temsil etmesi bakımından, bu buluntular Urartu sanatı açısından büyük değer taşımaktadır.
Diğer taraftan, Çavuştepe'de meydana çıkarılan mimarî eserler özellikle Uçkale ve tapınak,şaheser anıtlar olarak herkesi hayretler içerisinde bırakmakta, batıda 500 yıl sonraki Hellenistik çağ mimarisiyle boy ölçüşmektedir.
Hendekler, istinad duvarları, rampalar ve son derece sağlam ve yüksek sur duvarları ile çevrilmiş Çavuştepe Kalesi, Urartu tahkimat sistemi bakımından bir örnek teşkil etmektedir.
BİR ADAM
Yıl 1961. Bir genç, askerden izne gelmiştir. Köyünün karşısındaki tepedeki kazı için amele aranmaktadır. Başvurur ve izin süresince burada çalışır. İzni bitince vatani görevine devam eder. Teskeresini alıp köye geri döndüğünde kazı ekibini yine orada bulur. Tekrar çalışmaya başlar. Ekip yazın çalışıp, kışın gitmektedir ve gence kışın kazı yerini korumak için bekçilik görevini verirler.
Böylece bizim genç kaleyi beklemeye başlar. Tek başına. Can sıkıntısına çareyi kitaplarda bulur. Bu arada topraktan çıkan yazıtlarda ne yazdığını merak etmeye başlar. Ekiptekilere sorar, ciddiye alınmaz. Çok içerler buna. “ Ben bu dili öğreneceğim” der. Gülerler. Birgün kazı başkanı Afif Erzen’e sorar, ‘‘Çok mu zor Urartuca?’’ ‘‘Zor’’ der Hoca, ‘‘Ne yapacaksın?’’. ‘‘Öğrenmek istiyorum da...’’ deyince Hoca ‘‘Hadi ordan!’’ deyip bunu başından savar.
Ondaki bu hırsı fark eden kazı ekibi konuyla ilgili kitaplar hediye eder gence. Kendisi de başka kitaplar alır.
Üşenmez Tušpa’ya, Van Kalesi’ne gider. Oradaki yazıtları incelemeye başlar. Hangisi Assurca, hangisi Urartuca seçmek zordur. O kışı öyle düşünerek geçirir. Bir dahaki sene İran'a gider. Otostopla, atlarla köyleri dolaşır. Yazıtları inceler. Urartuca çivi yazılı harfleri toplar.
Ve üç yılın sonunda Urartu çivi yazısını okumaya başlar kalenin bekçisi. Çivi yazısının hangi sembolünün, hangi harfe denk geldiğini sökünce arkeologları şaşkınlık içinde bırakır! 53 harften oluşan bir Urartuca alfabe oluşturur. Bu çılgın adamın adı, Mehmet Kuşman’dır.
EŞTİYE (*) MEHMET
Çivi yazısını sökünce sıra Urartu diline gelir. Ne Hint-Avrupa ne de Semitik olan bu dil Hurrice'nin devamıdır ve onun gibi bitişken bir dildir. Tıpkı Türkçe’de olduğu gibi cümleler anlamlarını kelime sonlarına peş peşe getirilen soneklerle bulmaktadır. Bu özelliği ile Ural Altay dillerine büyük bir benzerlik göstermektedir. Ve Mehmet Kuşman, Beyazıt’tan aldığı Ural-Altay dil ailesiyle ilgili sözlüklerle tam 12 yıl çalışır. Artık okuduğu çivi yazılı Urartucayı konuşabilmekte ve anlamaktadır da. Ortaokul mezunu olan bu çılgın, dünyada Urartuca bilen 22’si ülkemizden 35 insandan biri olur.
New York Times iki kez onu haber yapar, ABD'de sempozyumlara davet edilir. Dünyadaki profesörlerin referans gösterdiği, her Urartuca yazıtı okuyabilen ve tercüme eden Mehmet Kuşman, 65 yaşında emekli olur ama hayatını adadığı kalesini bırakmaz, gönüllü olarak bekçiliğe ve rehberliğe devam eder.
Çılgın bekçi hala Tanrı Haldi’nin çocuklarından bize miras kalanları okuyor hiç usanmadan
“… Daha önce burada hiçbir şey yapılmamıştı. Ben krallık makamına geçince, burada Tanrı Haldi’ye bir tapınak Tanrı İrmušini’ye bir susi yaptırdım. Gagunaini Irmağı’ndan bir kanal açtırdım; tarla, bahçe ve bağlar kurarak toprağı verimli kıldım. Yeni bir kent kurdum…”
(*) : merhaba