İpek çoraplar her sabah, Miss Kenton denetimindeki kat hizmetlileri şömineleri tutuşturup brokar perdeleri araladıktan ve Seda sütlü çayından birkaç yudum aldıktan sonra, oda hizmetçisi tarafından beyaz eldivenlerle giydiriliyor. Geceleri, Seda bu kez Bruges dantelli cibinliğinin mesafesine çekilmeden önce, dört kollu bronz şamdanlar tutmuş hizmetkarların zarif maiyetinde bir daha giyilmemek üzere çıkarılıyor, kah muslin yatakörtüsünün kah Lui Katorz kabinenin üzerine, mücevher kutusundan taşan upuzun inci kolyeyle zümrüt broşun yanına bırakılıyorlar. Öylesine bir kenara konmuş görünen her çorabın nihai görevi Seda'nın bedensel formlarını bir süreliğine, çoraplığına rağmen korumak.
Yaz sıcağında şehirde tezimle uğraşırken Seda'nın belli aralıklarla fırlattığı füzelerle sınanıyorum. Kültür nesnelerine dair demeçleri o kadar insafsız ki insanın hafızasını oradan oraya savurup avare ediyor. Bu çorap analizini dinlediğimde kafamdaki Virginia Woolf çanları Seda için çaldı. En sevdiğim Orlando kapağındaki çoraplar gözümün önünden geçerken renkleri satüre oldu, adeta canlandılar.
Çünkü Orlando başka birçok kitaptı tabi ama bir yanıyla da bir çoraplar kitabıydı. Mrs. Dalloway'i de unutmamak lazım (pink stockings, pretty shoes). Zaten Woolf'un kendisi de Seda'yı muştulamış bir çorap kadınıydı.
Woolf'un 1920'de, efsanevi Vogue editörü Madge Garland'la tanıştığında, başına ters çevrilmiş, hasır bir çöp kovası geçirdiği söylenir. Zaten Nicole Kidman'dan dolayı kronik mutsuz ve bakımsız bir burun olarak hatırlanıyor olsa da, aslında Woolf giyim kuşamı, titiz alışverişi ve kendi modasını yaratmayı seven, hatta giysilerin gücüne inanan biriymiş: "Vain trifles as they seem, clothes change our view of the world and the world's view of us." Haklısın.
Lytton Strachey, E. M. Forster ve T. S. Elliot gibi meşhurların da teslim ettiiği üzere, Virginia Woolf'un çok uzun, güzel bacakları varmış. Çorap düşkünlüğü bundan ileri geliyor olabilir Cart sarı ya da turuncu, döneme göre epey cüretkar renkleri tercih edermiş. Vita Sackville-West'le ilişkisi de bir yanıyla bir çorap-bacak aşkı olarak başlayıp devam ediyor, sonunda Orlando'ya kadar gelip dayanıyor sanki. Sackville-West'in Virginia'yı ikinci görüşünde falan yazdığı bir mektup var mesela: "V. W.'a tam anlamıyla hayran kaldım. Dün gece daha şıktı, turuncu yün çoraplarının yerine bu defa sarı ipeklileri giymiş, ayakkabıları yine topukluydu. Hem mesafeli* hem de insani bir tavrı vardı."
* Bkz. Sayan, agy., 2019, ©çorapmesafedir
Orlandon'da giyilip çıkarılınca kahramana yüzyılları ve cinsel kimlikleri aştıran çoraplar hatırlıyorum. Coğrafyalar ve çağlar değişirken yerleşik cinsiyet algılarına paravanların arkasında, yataklarla giysilerin altında sinsi sinsi sırıtan çoraplar. Mahrem ve seksüel objeler olarak sahneden hiç çekilmeyen çoraplar.
Tilda Swinton ve sarı çorap as Orlando.
Woolf'un Vita için yazdığı Orlando'yu, biraz da kendi aralarında eğlenecekleri bir parodi olarak düşündüğü söylenir. Çorabın Orlando'da bunca yer tutması boşuna değil.
"I like your energy. I love your legs. I long to see you.
Deniz Feneri'ndeki kahverengi çoraplar. Ama onlar çok başka, Mrs Ramsay'nin elleriyle ördüğü, ördükçe de romanın anlam dünyasını ilmeklerle genişlettiği çoraplar. Kendine Ait Bir Oda'da da anılan Maviçoraplar var bir de. Süfrajetlerin öncülleri. Woolf'un göze batan çorap renkleri tercih etmesinde payları olabilir. Tüm bu örneklerin gösterdiği üzere, Woolf'un çoraba yaklaşımı cazibe ve mahremiyeti kuşatan bir eksen üzerinde Seda Sayan'a yaklaşırken, geleneği hiçe sayan modernist siyasi mesajlar üstlendiğinde Sayan'ın çözümlemesinden ayrışıyor. Sayan'ın, beyazların arasına sinsice karışıp tüm çamaşırları mahvetmiş kırmızı bir çorap gibi söylemini bulandıran "baldırıçıplak" vurgusunun da ortaya koyduğu üzere, gelenek dışı bir çorap algısına, şeyini söylemiyim, hiç tahammülü yok. Yine de çorap kadını çorap kadınıdır.