Anons yapıldı. Tren Yenimahalle istasyonundan hareket etmişti. Takriben on üç dakika sonra istasyonumuzda olacaktı. Sorun değil efendim, biz esir aldık zaten zamanı. Geriye dönüş başladı..
Öncelikli bazı işlerim var. Hayatı bir dengeye oturtma çabası. Uyum sağlama çabası. Sırıtmama çabası. Bunları önemser misiniz? Yaşama uğraşı. Üstelik bir işe yaramayacağını bile bile. Küçücük bir ihtimal için. Tüm kapılarım açık sanıyorum, hem de ardına kadar. İntibak; ne hoş kelime. Afaki, bu da bir o kadar.
Pencerenin önünde oturup bir süre dışarıyı izledi. Hava karanlıktı, yoldan önce bahçe vardı ve bir şey görünmüyordu pencereden. Ama yine de oturdu pencere önünde ve izledi dışarıyı. İnsan bazı alışkanlıklarından kolay vazgeçemiyordu. Pencereden dışarıya bakıyordu, hep pencereden dışarıya..
Dönüp, dönüp dolaşıp kendine gelerek kendini arz eden tutunma arzusu..
Gerçek gözlerinin önündeydi görmek isterse. İçindeyizdir gerçeğin, o yüzden göremeyiz çoğu zaman. Karşımızda değildir, bizi kapsamaktadır. O yüzden derinlik ve olgunluk gerekir ya, görmek için. Susuyoruz. Bakıyoruz.
Biz zamanı bizim sanıyorduk bir zamanlar. Nasıl olsa bizimdi, ne geç vardı, ne erken. Hep içindeydik. Ama beklemiyor muyduk? Bekliyor idiysek gelecek vardı. Gelecek varsa, geç de vardır, erken de vardır. Yok mudur yoksa?
Mutsuz insanlar yürürmüş çok. Kendi içinde dolaşırmış insan yürürken. Bir de çok mutlu insanlar yürürmüş. İçinde bulunulan mutluluğun tüm zerrelerine kadar varabilmek yürümekle mümkün olurmuş. Sadece yürümekle değil tabii ama yürümekle de mümkün olurmuş..
Mukavemet edemeyiz, hele ki ısınmışken kalbimiz..