İskele
Merhaba çocuk, ben geldim.Uyanmasın diye kanatların açmıyorum bu gece ışığı.Kahve soğumuş, acımış, tatsızlaşmış.Tıpkı insanlara dair kalan umutlarım gibi, tıpkı seni bulurum umuduyla tanıştığım bedenler gibi... Uyurken yüzüne dökülen saçlarını alıp göğsümde toplamak isterdim.Yaralarımı kapatsınlar, izleri örtsünler diye.Uyanırdın belki dokununca ama açmazdın sanırım gözlerini.Beklerdin önce, dinlerdin kalbimi.Ne zaman ki yavaşlardı nefesim, sarılırdın kaburgalarıma. ‘’Saat neden hiç yok hikayelerinde ? ’’ diye soracaksın belki birgün bana.Bilmezsin sensiz saatlere küs olduğumu.Ne gecenin karanlığı ne de güneşin o yeryüzünü ısıtan aydınlığı sahiplenemezdi beni senin gibi. Sen aydınlatmıyorsan kabuslarımı uyumamın bir anlamı yok.Eğer sabah naz yapıp kahvaltıyı bana kitlemeyeceksen uyanmanın bir anlamı yok.Zamansızdır benim zihnim, başı yok sonu yok. Karışırsa kafan; zamanımsın sen benim diyeceğim.Seninle başlamadı hikayem ancak bütün noktalar artık senin. Ne zaman stresli olsam çıkar balkona bir sigara yakarım sönmüş yıldızlara karşı.Bilirsin böyle gecelerde çıkan dumanın tütünden değil de ruhumdan olduğunu.Yaşam sevgilim, şimşek gibidir.Önce sesi gelir korkutur seni.Habersizdir, zamansızdır.Acının nereden hangi şekilde geleceğini bilemezsin.Sonra hiç ummadığın bir anda bir yıldırım iner kalbinin tam orta yerine, vücudun yangın yeri.Şanslıysan yağmur başlar hemen arkasından.İmdadına koşarcasına yırtar geceyi ve gökyüzü akıtır bütün gözyaşlarını yaralarına.Yine de yanarsın içten içe.Yağmurun ben miyim peki dediğinde hayır diyeceğim, sen benim vazgeçemediğim toprağımsın.Ne içimdeki ateşi söndürecek bir yağmur var yeryüzünde ne de beni öldürebilecek kadar güçlü bir ateş.Tutunmak lazım hayata sevdiğim, yaşamaya devam etmek lazım.İşte bu sebeptendir ki yaşama dair köklerimsin sen benim. Düşer misin öfkene yenik, kızar mısın bana, canımı yakmak pahasına kaybeder misin kendini? Sevmezsin sen sessizliğimi, sevmezsin çünkü çocukluğundan beri korkarsın karanlıktan.Varsın dinmesin öfken, varsın geçmesin kırgınlıkların; ben yine de seslenirim sana adınla, bakmazsın.Tekrar seslenirim, yine bakmazsın öfkelisin çünkü.ÇOCUK derim tıpkı toprakla buluşan ilk yağmur damlasıymış gibi.Ne var diye döndüğün anda, saklı cennetten bir merhaba dercesine sarılırım sana.Omuzların düşer başıma, ağlarsın sinirden.Özür dilemem senden, bir daha olmaz diyemem; olacak çünkü.Sana sadece şunun sözünü verebilirim, sen her ağladığında kalbimin boşluklarına dolsun diye gözyaşların göğüs kafesim sadece senin.Dolsun ki boğulsun inatçılığım, yerle bir olsun umarsızlığım. Anılarımızı hissizleştirdiğimiz o sarhoş gecelerde dokunmak istersin bana sorgusuzca.Karşılık beklemeden, bugünü, yarını ve ötesini düşünmeden benim olmak istersin, senin olduğumu hatırlamak istersin.Bilirsin çekinirim ben sana dokunurken.Ne zaman kaçırsam gözlerimi ellerinle kavrarsın çenemi, gözlerime bakarsın.Kimsenin gitmek istemediği, yıldızsız gece misali geçmişime kefaret sorarsın sessizliğinle.Gözlerim her dolduğunda kızarsın, görürsün çünkü pişmanlıklarımı, günahlarımı görürsün.Gözlerini kapatıp derin bir nefes alırsın, yüzümü yüzüne yaklaştırır ve öpersin beni.Nefesin, affediyorum seni der bana, seni affediyorum.Benimsin dersin, bundan sonra sadece benim.Gecenin sonunda yorgun düşmüş bedenime bakıp dizlerine vurur ve yat dersin, yat hadi biraz uyu.Fedakardır senin yüreğin, merhametin günahlarımdan büyük.. Bakma öyle gözlerime, en güçlü halimle geleceğim sana.Dimdik duracağım tam yanında, ayaklarım yere sağlam basacak.Örtmüş olacağım zayıflıklarımı, tecavüze uğramış umutlarımı geri almış olacağım.İyileşmiş olacağım, sakinleşmiş olacağım. Bakma öyle gözlerime, bakma, nolur bakma... Güçsüzüm şuan biliyorsun, zayıfım, yorgunum; çok yorgunum çocuk. Birgün öyle bir an gelecek ki dizlerimin üstüne çöküp sarılacağım sana.Ağlarım belki tutarsızca, belki tutamam artık çığlıklarımı ve bağırırım bütün yarım kalmışlıklarımı.Çöker misin dizlerinin üstünde tam karşıma, gözyaşların düşer mi avuçlarıma? Özür dilersin benden, gelemediğin için, geç kaldığın için, yalnız kalmak zorunda olduğum için özür dilersin belki benden. Üstad derim ağlak bir sesle, ne der bilir misin ? ‘‘Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan bir günahı, benim seni beklediğim kadar. ‘‘














