BALIKLARDAN AMFİBİYENLERE
BALIKLARDAN AMFİBİYENLERE
Evrim teorisine göre sudan karaya geçiş sürecini gösteren hayat ağacı seması. Cœlacanth’ın halen günümüzde hiçbir evrimleşme geçirmeden yaşıyor olması bu şemayı alt üst etmiştir. Cœlacanth’ın öncesi ve sonrası ara format canlıları tamamen hayal ürünüdür. Bu nedenle tartışmaya grmeyeceğiz.
Evrim teorisine göre kara canlılarının atası bir balık türüdür. Fakat kara canlılarının atası olduğu iddia edilen bu balığın ne ve ne cins bir balık olduğu hâlâ tespit edilememiştir. Bir bakıma kara canlılarının atası bir bilinmeyendir.
Teorinin varsaydığına göre bu balık türü dünyayı kasıp kavuran bir kuraklık sonucunda çamurda yaşamak zorunda kalmış, çamurda yaşamak yürümek ihtiyacı hissettiğinden yüzgeçler ayaklara, solungaçlar akciğerlere dönüşerek değişime uğramış, diğer ifade ile evrimleşmiştir.
Teori bir balık ile bir kara canlısı arasındaki farklılıkları da ihmal etmemiş, hepsinin oluşumunu tek, tek izah etmiş gibi görünmektedir.
Her zaman yaptığımız gibi bir kez daha soralım.
Suda yaşamaya göre var edilmiş bir canlı köklü değişimler geçirerek karada yaşayabilir, bu gün hayranlıkla izlediğimiz binlerce canlı türünü meydana getirebilir mi?
Bir balığın (susal bir canlının) karada yaşamaya uygun hale gelmesi için, solunum sistemi, boşaltım mekanizması, iskelet yapısı gibi farklı yönlerden çok büyük değişimler geçirmesi gerekir.
Her şeyden önce solungaçlar akciğere dönüşmeli, yüzgeçler vücut ağırlığını taşıyacak biçimde bacak ve ayak özelliği kazanmalı, vücut artıklarını arıtmak için böbrekler oluşmalı, deri sıvı kaybetmeyi engelleyecek bir yapı kazanmalıdır. Tüm bu değişimler gerçekleşmediği sürece, bir balık karaya çıktığında en fazla birkaç dakika yaşayacaktır.
Teorinin öngördüğü kademeli gelişim (evrim) pratik olarak da mümkün görünmemektedir.
Henüz oksijen transferi yapamayan yarım bir akciğer, vücudu dış etkilerden koruyamadığı gibi enfeksiyon kaynağı haline gelmiş yarım bir deri, kandaki zararlı maddeleri süzemeyen yarı gelişkin böbrekler… vb’leri bir canlının yaşam fonksiyonlarını eksiksiz nasıl yerine getirebilir?
Daha da ilginci bütün bu kompleks organların aralarında birleşerek yine kompleks bir bütünlük meydana getirmesidir. Örneğin akciğerler mükemmel ve eksiksiz olarak oluşsa dahi solunum sistemiyle mükemmel bir bütünlük meydana getiren dolaşım sistemi oluşamamışsa canlıya herhangi bir yararı olmayacaktır. Her ikisi de oluşsa boşaltım sistemi oluşmasa canlı yine hayatını devam ettiremeyecektir. Bu böyle devam edip gider.
Sisteme uygun olmayan yabancı ya da yabancılaşmış mekanizmaların yararlı olmayacakları da açıktır. Bu duruma diğer organlarda örnek verilebilir.
Evrim teorisi savunucuları sudan karaya geçiş gibi köklü değişimler gerektiren evrimsel değişimlerdeki zorlukları aşmak için mantıklarına uygun bir çözüm yolu bulmuşlardır. Bu çözüm yolu da canlıların bu tür büyük değişimlerden önce ön-adaptasyon dönemi geçirdikleridir.
Bu varsayıma göre bir balık suda yaşayıp dururken karada yaşamaya karar verir ve hiç görmediği, bilmediği bu yere gitmek için (dönmemek üzere hiç bilmediği bir yere seyahate çıkan bir kişi gibi) çok sıkı ve titiz hazırlıklarda bulunur, çok öncede tespit edebildiği! Hayatî ihtiyaçlarını eklsksiz karşılar. (Karşılamaya çalışır değil karşılar. Çünkü herhangi bir terslik ya da eksiklik hayatına mal olacaktır)
Diğer ifade ile balık; ben bir müddet sonra karaya çıkacağım. Karada bana dolaşım sistemimle uyumlu akciğer, boşaltım sistemi karaya uygun deri, ısınmama yarayacak kıllar, tüyler, yürüyüp koşmama uygun bacaklar, ayaklar, avımı yakalamak için pençeler vs.. gerekli olacaktır. Ben şimdiden hazırlıklara başlayayım demiş ve bu yönde hazırlıklar yapmış, hazır hale gelince karaya çıkıp yaşamaya başlamıştır.
Bu arada su da yaşarken hazırlık mahiyetindeki değişimlerin (kara yaşamına uygun olduğu için) o canlıya (balığa) her hangi bir yararının olmadığı gibi büyük zararlar verebilecek bir yük olacağını belirtmemiz gerekir.
Bir bilinç sahibi olmayan bir canlının yaşadığı ortamın zıddı; niteliği niceliği konusunda en küçük bir bilgisinin olmadığı, (olmasının da mümkün olmadığı) bir yerde yaşamaya hazırlanmasının; bu hazırlanmanın hayatî öneme (yapılacak en küçük yanlışlık, eksiklik ya da hata o canlının hayatına mal olabilir) sahip olmasının mantığını anlamak ve izah etmek mümkün değildir. Bu mantık olsa, olsa sadece evrim teorisi savunucularının mantığıyla bağdaşabilir.
* * * *
Evrim teorisi taraftarları evrimin başlangıcına Rhipidistian ve Cœlacanth sınıflarına ait balıkları koymaktadırlar. Her ikisi de Crossopterygian takımına ait olan bu balıkların evrimcileri umutlandıran tek özellikleri, yüzgeçlerinin diğer balıklara göre etli oluşudur. Oysa bu balıklar birer ara form değildir ve amfibiyenlerle aralarında doldurulamaz anatomik, fizyolojik uçurumlar vardır. Bu boşluğu doldurabilecek tek bir fosil de bütün araştırmalara rağmen bulunamamıştır.
Cœlacanth
Teoriye göre Rhipidistian ve Cœlacanth sınıflarına ait balıklardan başlangıçta kuyruklu su kurbağaları evrimleşmiştir.
Evrim teorisi taraftarlarınca yapılan Rhipidistian takımının bir üyesi olan Eusthenopteron ile kuyruklu su kurbağası arasındaki anatomik karşılaştırmalar ise, bunların aralarında derin farklılıkların olduğunu göstermiştir.
Eusthenopteron
Eusthenopteron, normal bir balıktır ve kuyruklu su kurbağasına birçok yönden benzemez. Balıklar ve amfibiyenleri birbirine bağlayacak hiçbir ara form yoktur. Bu nedenle balıklar zamanla amfibiyenlere dönüştü varsayımı bir evrimci varsayımı olmaktan öte bilimsel bir değer taşımaz.
Kuyruklu kurbağa Eusthenopteron’a benziyor mu?
Vertebrate Paleontology and Evolution kitabının yazarı Robert L. Carroll:
-Erken amfibiyenlerle balıklar arasında ara form fosillerine sahip değiliz diyerek bu gerçeği istemeden de olsa ifade etmektedir.
Carroll, aynı kitabında şu yorumları da yapmaktadır:
-Fosil kayıtlarında ilk ortaya çıktıklarında, hem kurbağalar hem de semenderler iskeletsel anatomileri yönünden temelde oldukça moderndirler... Kurbağalar, semenderler ve sesilyenler, iskeletsel anatomileri ve yaşam biçimleri yönünden hem şu anda hem de fosil kayıtları boyunca birbirlerinden çok farklıdırlar... Bu üç farklı takımın da özelliklerini barındıracak herhangi bir muhtemel atanın fosil izine rastlanamamıştır.
Bir başka evrimci paleontolog Barbara J. Stahl ise konuyla ilgili Vertebrate History: Problems in Evolution adlı kitabında şöyle yazar:
-Bilinen balık türlerinin hiçbiri, karada yaşayan dört ayaklıların atası olarak belirlenememektedir. Bu balık türlerinin çoğu amfibiyenlerin ortaya çıkmasından sonra yaşamışlardır. Amfibiyenlerden önce gelen balıkların, dört ayaklılarda bulunan eklem ve omurgaların herhangi birisini geliştirdiklerine dair ise hiçbir delil yoktur.
Amerikalı paleontolog R. Wesson ise balıklardan amfibiyenlere geçişin hiçbir delili olmadığını şöyle açıklamaktadır:
-Balıkların amfibiyenlere dönüştükleri aşamalar bilinmemektedir. İlk amfibiyenlere kemikli yüzgeçlere sahip olan bazı balıklar (rhipidistian) arasında benzerlikler vardır, ama en erken kara canlıları dört iyi bacağa, omuza, leğen kemerine, kaburgaya ve farklı kafalara sahip olarak belirirler. 320 milyon yıl önce amfibiyenlerin bir düzine takımı kayıtlarda bir kaç milyon yılda aniden belirir ve hiçbiri diğerinin kesinlikle atası değildir.
Evrim teorisi taraftarlarına göre eğer yüzgeçlerden ayakların, solungaçlardan akciğerlerin oluştuğu varsayılıyorsa diğer organların örneğin böbreklerin, derisinin, saçlarının… Buna benzer binlerce farklı organların oluşmaması için hiç bir neden yoktur. Bunun nedeni şüphesiz ki bilimsel bulguların gösterdiklerinden, işaret ettiklerinden çok hayal dünyasının genişliğidir.
Fakat burada merak edilen en önemli konu bu yarı gelişmiş, yarı gelişmemiş canlının böylesine köklü bir değişim için gerekli olan milyonlarca yıl boyunca yarım yamalak organlarıyla yaşamayı nasıl becerdikleridir.
Solungaçlarının, yüzgeçlerinin yapısı değişip bozulmuş, fakat henüz tam akciğerlere ayaklara dönüşmemiş bir canlı nasıl yaşayabilir?
Evrim teorisi taraftarları her şeyden önce bu soruya akılcı bir yanıt vermek zorundadırlar.
Hemen fark edileceği gibi suda yaşamak için var edilmiş bir balık kısaca anlatmaya çalıştığımız bu değişimleri, hatta çok daha fazlasını geçirmedikçe karada yaşamaya uygun hâle gelemeyecek, en fazla birkaç dakika içinde ölecektir.
Evrim teorisi taraftarları amfibiyenlerin atası olarak hangi balık türünü kabul ederlerse etsinler, bir balığın amfibiyene dönüşebilmesi için geçirmesi gereken değişiklikler öylesine çoktur ki bu değişimlerin aynı zaman diliminde organize olarak oluşması mümkün değildir.
Oluşması gereken çok ve kompleks değişimiler için çok uzun zaman dilimlerine de ihtiyaç vardır.
Amfibiyenlerin atası bir balık olduğu varsayıldığına göre bir balığın ortalama ömrü göz önüne alındında bu uzun zaman dilimi içinde sayısız sayıda ara format canlılarının yaşaması gerekir. Bu ara format canlıları yarı yüzgeçli- yarı ayaklı, yarı solungaçlı-yarı akciğerli, yarı böbrekli vb. yarı gelişkin garip canlılar olmalıdır.
Tüm dünyada yüz milyonu aşkın fosilin arasında tam balıklar, tam amfibiyenler vardır, ancak bu tür ara geçiş formları bulunmamaktadır.
Yapılan fosil araştırmalarında kara canlılarının tümünün dört sağlam ayakları, omuzları, kaburgaları ve diğer kara canlılarına has özellikleri tam ve mükemmel olarak bulunduğu ve aniden ortaya çıktıkları belirmektedirler.
Bu canlıların evrimsel atası olarak gösterilebilecek hiçbir ara format fosili de bulunmamaktadır.
Kısacası, evrimcilerin kendilerinin dahi itiraf ettikleri gibi, balıklardan amfibiyenlere evrimleşme senaryosunun hiçbir bilimsel delil yoktur.













