Eskiden erkekler avlanıp savaşa giderlerdi şimdi cevap almayınca yazdıkları mesajları siliyorlar. Alın size tersine evrim.
seen from China

seen from Maldives
seen from Singapore
seen from Germany

seen from United States
seen from China
seen from China
seen from China

seen from Yemen

seen from United Kingdom

seen from Italy
seen from United Kingdom

seen from Sweden

seen from Italy

seen from Italy
seen from China

seen from Italy
seen from United States

seen from Italy
seen from China
Eskiden erkekler avlanıp savaşa giderlerdi şimdi cevap almayınca yazdıkları mesajları siliyorlar. Alın size tersine evrim.
sonuç olarak, ışık retinaya ulaşmadan önce sinirlerden geçmek zorundadır.
steve jones - neredeyse bir balina
Giriş -Gelişme-Sonuç
Evrimi Neden Çürütemiyorlar? Çünkü Yalan Söylüyorlar!
Dün din dersi idi bugün bilim😊
Uzun olsa da ısrarla izlemenizi tavsiye ettiğim bu video, bir müslümanın diğer müslümanları din tüccarlığı yapmak adına gözlerinin içine baka baka nasıl yalan söyler nasıl kandırır adlı çalışma!
Tekraren, ısrarla zaman ayırıp dinleyin diyorum çünkü bu 2 saat 18 dk lık video da en az yüz tane yeni bilgi edineceksiniz. Müge anlıya, kıytırık bir diziye veya bir futbol maçına ayırdığınız zamanı böyle şeylere çok görmeyin lütfen. Birileri gibi kandırıldık dememek için bilmek iyidir!
Mustang efendi özellikle sen iyi dinle peşinden gittiğin boş sözler köşkü kibarca nasıl yerin dibine sokulur gör ve bir daha boş yapma, her duyduğuna da inanma!
Bilim bildirir yalan öldürür!
Bilmek iyidir...
Kaos Teorisi Nedir? - Kaos Kuramı: Kelebek Etkisi
Kaos Teorisi Nedir? - Kaos Kuramı: Kelebek Etkisi
Kaos teorisi, ilk bakışta karmaşık ve anlaşılması güç görünen fenomenleri açıklamaya yardımcı olan büyüleyici bir bilim dalıdır. Kaos Kuramı, küçük başlangıç koşullarının büyük ve öngörülemeyen sonuçlara yol açabileceği fikri üzerine kuruludur; bu, "kelebek etkisi" olarak bilinir. Ancak, kaos teorisi sadece hava durumu tahminleri veya meteorolojik olaylarla sınırlı değildir. Tarih boyunca, kaos teorisi kompleks sistemleri, yapay zekayı, fraktalları, evrimi ve kuantum fiziğini anlamada önemli bir rol oynamıştır. Bu blog yazısında, kaos teorisinin kökenlerinden başlayarak, nasıl geliştiğini ve günümüzde farklı bilim dallarında nasıl uygulandığını detaylı bir şekilde ele alacağız. Unutmayın, kaos aslında gizli bir düzeni temsil eder ve onu keşfetmek, evrene dair anlayışımızı genişletebilir. Hazırsanız, karmaşık ama bir o kadar da heyecan verici bu yolculuğa başlayalım.
Kaos Teorisinin Tarihçesi
Henri Poincare Kaos teorisi, başlangıçta deterministik sistemlerin düzensizliğini anlamak amacıyla ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılın başlarındaki klasik fizikte, sistemlerin davranışlarının önceden tahmin edilebileceği düşünülmekteydi. Ancak, Henry Poincaré'nin çalışmaları, bu teoriye yeni bir perspektif kazandırdı. Poincaré, çok küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemeyen sonuçlara yol açabileceğini gösterdi. Bu düşünce, kaos teorisinin temelini oluşturdu.
Edward Lorenz Kaos teorisinin önemli bir dönüm noktası, 1960'larda Edward Lorenz tarafından geliştirilen Lorenz Çekicisi ile gerçekleşti. Lorenz, hava durumu tahminleri üzerine çalışırken, başlangıç koşullarındaki çok küçük bir farkın hava durumundaki büyük değişimlere neden olabileceğini keşfetti. Bu olgu, kelebek etkisi olarak bilinir hale geldi. Lorenz'in çalışmaları, kaos teorisine olan ilgiyi önemli ölçüde artırdı. 1980'lerde, kaos teorisi popülerleşmeye başladı. Bu dönemde, belirsizliğin ve karmaşıklığın sadece fiziksel sistemlerde değil, biyolojik, ekonomik ve sosyal sistemlerde de yer aldığı anlaşıldı. Bu dönemde kaos teorisi ve kompleks sistemler arasındaki bağlantılar daha belirgin hale geldi. Stanford Üniversitesi'nden Mitchell Feigenbaum, karmaşık sistemlerin doğasını inceleyerek, evrensel sabitler ve aynı tipte sonuçlara ulaşan farklı dinamik sistemler üzerinde çalıştı. Bu keşifler kaos teorisinin geniş kabul görmesine yardımcı oldu. - Klasik Fizik ve Determinizm - Henry Poincaré'nin İzlenimleri - Edward Lorenz'in Lorenz Çekicisi ve Kelebek Etkisi - 1980'lerde Kaos Teorisinin Popülerleşmesi DönemÖnemli İsimlerKatkılar1900'lerHenry PoincaréDeterministik sistemlerde düzensizlik, öngörülemeyen değişiklikler1960'larEdward LorenzHava durumu tahminleri, Lorenz Çekicisi, Kelebek Etkisi1980'lerMitchell FeigenbaumKompleks sistemler, evrensel sabitler
Kaos Teorisi ve Kompleks Sistemler
Kaos teorisi, dinamik sistemlerin davranışını inceleyen önemli bir alandır ve bu teorinin birçok uygulama alanı mevcuttur. Kompleks sistemler, kaos teorisinin en ilgi çekici uygulama alanlarından biridir. Bu sistemler, düzensiz ve öngörülemez davranışlar sergilerken, aynı zamanda belirli bir düzen veya yapı içerisinde faaliyet gösterirler. Kaos teorisinin kompleks sistemlerdeki etkilerini anlamak için, kaos teorisi ile başlayan süreci incelemek oldukça önemlidir. Örneğin, meteoroloji modellerinde küçük farklılıkların büyük sonuçlara yol açabileceği fikri, kaos teorisinin en bilinen örneklerinden biridir. Bu durum, kelebek etkisi olarak da adlandırılmaktadır ve burada kompleks sistemlerin davranışı net bir şekilde gözlemlenebilir. Aşağıdaki tabloda, kaos teorisinin kompleks sistemlerde hangi alanlarda nasıl kullanıldığını görebilirsiniz: Uygulama AlanıÖrnekEkonomiFinansal piyasaların öngörülemez dalgalanmalarıBiolojiEkosistemlerin dinamik yapılarıSosyal BilimlerToplumsal değişimlerin karmaşık yapılarıKaos Teorisinin, Kompleks sistemler üzerine kullanımı Kompleks sistemler, birçok farklı bileşeni ve bu bileşenlerin birbirleriyle olan etkileşimlerini içerir. Aşağıda, kompleks sistemlerin bazı özelliklerini sıraladık: - Bileşenlerin Çokluğu: Kompleks sistemler, çok sayıda bileşeni içerir. - Etkileşimler: Bu bileşenlerin birbirleriyle karmaşık etkileşimleri vardır. - Öz Düzenleme: Kompleks sistemler, genellikle belli bir düzen içerisinde kendilerini organize ederler. Bu bağlamda, kaos teorisi kompleks sistemlerin davranışlarını açıklamada ve bu sistemlerin nasıl işlediğini anlamada önemli bir araçtır. Kaos teorisi, birbirine bağlı ve karmaşık süreçlerin şekillenmesinde kritik bir rol oynar. Bu nedenle, kaos teorisi ve kompleks sistemler arasındaki ilişki, bilim dünyasında büyük bir araştırma konusudur.
Kaos Teorisi ve Yapay Zeka
Kaos teorisi, dinamik sistemlerdeki düzensiz ve tahmin edilemez davranışları inceleyen bir bilim dalıdır. Bu teori, başlangıç şartlarına son derece duyarlı sistemlerde küçük değişikliklerin büyük sonuçlara yol açabileceğini savunur ve bu olgu, genellikle kelebek etkisi olarak adlandırılır. Yapay zeka ise, makinelerin insan benzeri davranış ve karar alma süreçlerini simüle etmeye yönelik teknolojiler ve algoritmalar bütünüdür. Kaos teorisi ile yapay zeka arasındaki bağlantılar, karmaşık ve öngörülemez sistemlerde tutarlı çözümler bulmak için önemli fırsatlar sunar. Örneğin, yapay zeka algoritmaları, kaos teorisi prensiplerini kullanarak tahmin yapma yeteneklerini geliştirebilirler. Karmaşık hava tahmin sistemleri, finans piyasaları ve hatta toplumsal davranış modelleri gibi düzensiz ve değişken veri setlerini analiz ederken, kaos teorisi matematiksel araçlar sağlayarak bu sistemlerdeki belirsizlikleri daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Yapay zeka ve kaos teorisi arasındaki iş birliği, teşhis ve öngörü gibi alanlarda devrim niteliğinde ilerlemeler kaydedebilir. Örneğin, tıbbi teşhis sistemlerinde, kaotik veri yapıları ve değişkenlikler göz önünde bulundurularak, daha hassas ve özgüvenli kararlar alınabilir. Bu bağlamda, kaos teorisi ile güçlendirilmiş yapay zeka sistemleri, başlangıç şartlarındaki küçük değişikliklerin büyük etkiler yaratabileceği durumlarda daha güvenilir sonuçlar elde edebilirler. - Kaos teorisinin yapay zeka algoritmalarına entegrasyonu - Öngörü ve tahmin süreçlerinde kaos teorisinin rolü - Tıbbi teşhis ve diğer uygulama alanlarında kaos teorisi Uygulama AlanıKaos Teorisi KullanımıYapay Zeka ve Kaos TeorisiHava TahminiTahmin yapma doğruluğunun arttırılmasıDinamik ve değişken verilerin analiz edilmesiFinansPiyasa dalgalanmalarının öngörülmesiFinansal modellemelerde doğrulukTıbbi TeşhisBelirsizliklerin analiziHassas ve güvenilir teşhislerKaos Teorisinin, Yapay zeka üzerinde kullanımına örnekler
Kaos Teorisi ve Fraktallar
Kaos teorisi, karmaşıklığın ve düzensizliğin altında yatan derin düzeni araştırırken, fraktallar bu düzene görsel bir temsil sağlar. Fraktal ÖzellikleriFraktal ÖrnekleriÖzyinelenen DesenlerKar Tanesi, Mandelbrot SetiHassas BağımlılıkLorenz Çekicisi Bir fraktal, kaos teorisi içinde kendini tekrar eden desenlere sahip olan ve matematiksel olarak karmaşık yapıları ifade eden bir objedir. Bu objeler, doğanın birçok yerinde bulunabilir ve bize doğadaki kaotik düzen hakkında ipuçları verir. - Fraktallar, doğada çok yaygın olan ve örneğin bulutlar, dağlar, ve nehir yatakları gibi yapılarda gözlemlenebilen geometrik şekillerdir. - Kaos teorisi bu tür yapıları anlamamızı sağlar ve fraktalların nasıl oluştuğunu açıklayabilir. - Fraktalların temel özelliklerinden biri, her bir detalta daha da küçük, ancak benzer bir yapıya sahip olmalarıdır, bu da doğanın kaotik yönlerinin bilimsel bir kavrayışını sağlar. Kaos teorisi ile fraktallar arasındaki ilişkiyi anlamak, doğal dünyanın derinliklerinde yatan düzene dair daha kapsamlı bir inceleme imkanı sunar.
Kaos Teorisi ve Evrim
Kaos teorisi, biyolojiden ekonomiye kadar geniş bir yelpazede uygulanabilir. Kaos teorisi ve evrim teorisi arasındaki ilişki, yaşamın karmaşıklığını anlamamızda önemli bir rol oynamaktadır. Evrim, biyolojik çeşitliliğin ve organizma seviyesindeki karmaşıklığın zamanla nasıl ortaya çıktığını araştırır. Kaos teorisi ise, biyolojik sistemlerde gözlemlenen düzensiz ve karmaşık davranışların altında yatan dinamikleri anlamamıza yardımcı olur. Örneğin, genetik mutasyonlar ve doğal seçilim mekanizmaları kaotik süreçler olarak değerlendirebilir. Bir türün çevresel koşullarındaki küçük değişimler, büyük evrimsel sonuçlara yol açabilir. Bu kelebek etkisi olarak bilinen kavram, kaos teorisinin bir bileşeni olup, evrimsel süreçlerin karmaşıklığını daha iyi kavramamızı sağlar. Kaos Teorisi ile İlgili KonularUygulama AlanlarıGenetik MutasyonlarBiyoloji ve GenetikDoğal SeçilimBiyolojik Evrim Evrim süreci, kaos teorisi kapsamında ele alındığında, türler arası etkileşimlerin karmaşıklığını ve bu etkileşimlerin sistemin bütününe olan etkilerini daha iyi anlamamızı sağlar. - Evrimsel değişikliklerin tahmin edilemezliği - Biyolojik çeşitliliğin sürpriz doğası - Çevresel koşulların etkileri Özetle, kaos teorisi ve evrim arasındaki bu iç içe geçmişlik, biyolojik sistemlerin dinamik ve karmaşık yapısını daha derinlemesine incelememize olanak tanır.
Kaos Teorisi ve Kuantum Fiziği
Kaos teorisi, fiziksel ve matematiksel sistemlerdeki düzensizlikleri açıklamak için kullanılmaktadır ve kuantum fiziği, atom altı parçacıkların davranışlarını inceler. İlk bakışta, bu iki alan arasında herhangi bir bağlantı kurmak zor gibi gözükse de, aslında bu alanlar birbirleriyle oldukça ilişkilidir. Kaos teorisi, sistemlerin başlangıç koşullarındaki küçük farklılıkların zamanla büyük ve tahmin edilemez sonuçlara yol açabileceğini belirtir. İşte burada kelebek etkisi devreye girer; örneğin, Amazon ormanlarında bir kelebeğin kanat çırpması, Kuzey Amerika'da bir fırtınaya neden olabilir. Bu bağlamda, kaos teorisinin kuantum fiziğindeki yeri çok önemlidir çünkü kuantum sistemleri de başlangıç koşullarına karşı son derece hassas olabilir. Kuantum fiziğindeki birçok fenomen, kaotik davranışlar sergiler. Atom altı seviyedeki parçacıkların hareketleri, klasik fizik kurallarıyla açıklanamaz. Aşağıdaki tabloda kuantum fiziği ve kaos teorisinin bazı temel özelliklerini karşılaştırabilirsiniz: Kaos TeorisiKuantum FiziğiDüzensizlik ve karmaşıklıkBelirsizlik ve olasılıklarDeterministik ama öngörülemezİndeterministikKelebek etkisiHeisenberg'in Belirsizlik İlkesi Kuantum fiziğinde, parçacıkların durumları ve davranışları genellikle olasılık dalgaları ile tanımlanır. Bu dalgalar, tıpkı kaotik sistemlerde olduğu gibi, başlangıç koşullarındaki küçük değişikliklere duyarlıdır. Kuantum dünyasındaki bu belirsizlik ve düzensizlik, büyük ölçekli sistemlerde kaotik davranışların neden görülebildiğini açıklar. Kaos teorisi ve kuantum fiziği, modern bilimin en karmaşık ve en ilgi çekici alanlarıdır. Her iki alan da, doğanın düzenini ve düzensizliğini anlamamıza yardımcı olur ve birbirlerini tamamlayan perspektifler sunar. - Kaos teorisinin temel kavramları - Kuantum fiziğinin temel ilkeleri - Kaos teorisinin kuantum fiziğine uygulanması Kaynak: Kaos Teorisi Nedir? Read the full article
İnsanoğlunu etkileyen bu en derin duygunun yüzyıllardır tanımı yapılmaya çalışılıyor. Nörobilimciler romantik aşkı pek de romantik olmayan bir şekilde tanımlıyor: “çiftleşme enerjimizin belirli bir kişide yoğunlaşmasını sağlayan ve aktive eden bir içgüdü.” Araştırmalar da “Aşk devreye girince, akıl devreden çıkıyor” diyor. Şaşırdınız mı? Eğer hayatınızda en az bir kere aşık olduysanız, pek de şaşırmış olamazsınız. Zihnimizde olup bitenlerin neredeyse tümü bilincimiz dışında gerçekleşiyor. Yani, aslında bizi yöneten beynimizin en derinlerine yerleşmiş, biyolojik olarak yararlı bir amaca hizmet eden içgüdülerimiz. Beyinde ödül merkezi Aşık olan insanların beyin taramalarında ortak bir nokta bulunuyor. Aşk, beynin derinlerinde, yani rasyonel kararlarla ilgili beyin bölgesinin çok uzağında ilkel beyinde bulunan Ventral Tegmental Alan (VTA) adı verilen bir bölgeyi etkiliyor. Bu bölge aynı zamanda beynimizin ödül, motivasyon ve şiddetli arzu gibi dürtülerini yöneten ve dopamin üreten bir merkez. Dopamin, sevdiğimiz ve zevk aldığımız şeyleri yaptığımızda artan bir nörotransmitter. Aşık olduğumuzda artan dopamin düzeyleri ile birlikte bağımlılık, yüksek enerji, uykusuzluk, iştahsızlık, çok fazla arzu duymak, neşe, mutluluk hissi gibi durumlar ortaya çıkıyor. Öyle ki, MR taramalarında aşık insanlarda kokain bağımlıları ile aynı beyin bölgesinin aktive olduğunu görüyoruz. Riski aktifleştiren bölge Aşık olan bir insan karşısındaki ile ilgili rasyonel kararlar yürütemiyor, saplantılı oluyor ve sürekli olarak aşık olduğu insanı düşünüyor. Tanıdık geldi mi? Tam anlamıyla aklını kaybetme durumu! Aşık olduğumuz kadar, aşık olduklarımız tarafından terk edilmeyi de deneyimliyoruz … İşte aşık oldukları insan tarafından terkedilenlerin de beyin dalgalarını inceleyen nörobilimciler, aşk acısı çektiğimizde beyindeki motivasyon, arzu ve konsantrasyonu yönlendiren ödül sisteminin, daha da aktifleşip, saplantılı arzuya dönüştüğünü ortaya koyuyor! İlginç bir nokta; aşıkken olduğu gibi aşk acısı çektiğimiz dönemde de yaratıcılığımız artıyor. Romantik aşk ile ortaya çıkan bağımlılık her şey yolundayken harika bir his yaratırken ayrılık durumunda korkunç bir duyguya dönüşebiliyor. Aşık beyinlerle ilgili çalışmalar yürüten Helen Fisher romantik aşkın bağımlılık yapan maddelerden biri olarak kabul edilmesini savunuyor. Fisher’e göre bu bağımlılık 3 temel özelliğe sahip; tahammül, geri çekilme ve nüks etme. Aşık insanlarda nucleus accumbens adı verilen başka bir beyin bölgesi daha aktifleşiyor. Kazanç ve kayıplarımızı hesaplarken etkinleşen nucleus accumbens aynı zamanda büyük riskler almaya karar verdiğimizde de aktive oluyor. Aşık olduğumuzda kendimizi yaşamımızda her şeyi terkedebilecek kadar güçlü hissetmemizin nedeni işte bu. Aşık olduğumuz insanla hayatımızı sonsuza kadar geçirmek istediğimiz dönemlerde beynimizde oksitosin hormonu artıyor. Çiftler arasındaki yakın temas ile yükselen oksitosin düzeyleri gerginlik, stres ve depresyonun azalmasına neden oluyor. Romantik yakınlaşmalar, sarılma ve öpüşme oksitosin düzeylerini artırdığından, sevdiklerimize aramızda derin bir bağ oluşturmamıza da etki ediyor. Oksitosin kadınlarda doğumdan hemen sonra salgılanan bir hormon. Fakat, yakın zamana kadar erkeklerdeki işlevi bilinmiyordu. Şimdi biliyoruz! Oksitosin hormonu Oksitosin düzeyi yüksek olan erkekler daha uzun süreli ilişkiler yürütebilirken, eşlerini de daha çekici buluyorlar. Oksitosin etkisiyle hem kadın, hem de erkeklerde yakınlaşma ortaya çıktığında karşı tarafın yüzü diğerine çok daha fazla anlam ifade etmeye başlıyor. Kişinin sevdiği insanın resmini görmesi bile oksitosin düzeylerinde artışa neden oluyor. Bu duygusal cevaplar, ilişkide etkileşimi, çekiciliği ve monogamiyi artırıyor. Kısaca, yerinizde olsam, sevdiklerinize ve özellikle de sevgilinize daha çok sarılmayı denerim. Aşk hormonu veya bağlılık hormonu olarak tanımladığımız oksitosini nöro-ekonomist Paul Zak “ahlak molekülü” olarak adlandırıyor. Paul Zac oksitosin hormonunun dengeli bir toplumun oluşmasında etkili olan güven, empati ve diğer duyarlılıklara neden olduğunu ortaya koyan çalışmalar yaptı. Bazı insanların daha yardımsever, bazı eşlerin daha sadık ve kadınların erkeklere göre daha yumuşak olmasının nedeni olarak oksitosin düzeylerini gösterebiliriz. Bir diğer hormon, vücuttaki temel işlevi su tutulumunu düzenlemek olan vazopressin aynı zamanda sadakat hormonu olarak ta biliniyor. Sadakat problemi yaşayan veya hiç evlenmemiş erkeklerde vazopressin hormon seviyesinin düşük olduğu görülürken, tek eşli olmayı seçen ve bu konuda herhangi bir problem yaşamayan erkeklerin vazopressin düzeylerinin yüksek olduğu görülüyor. İlk görüşte aşk Peki, ilk görüşte aşk var mı? Nörobilim çalışmaları, belirli beyin bölgelerinin ilk karşılaşma anında aktive olmasıyla saniyeler içerisinde karşımızdaki kişiden etkilenebildiğimizi söylüyor. Böyle bir durumda adrenalin, okitosin, östrojen, testesteron, dopamin hep birlikte devreye giriyor. Kalp hızımız ve damarlardaki kan akışı artıyor. Yani birçoklarının tanımladığı gibi insan tam olarak kendini çarpılmış hissediyor. Aşkın bir ömrü var mı? Yakın zamanda evrimsel psikoloji uzmanları birbirine aşık olan iki insanın üç yıla kadar varan bir süre boyunca heyecan ve çoşkunun zirvede olduğu bir dönem yaşadıklarını saptadı. Bu dönem boyunca vücut ve beyindeki sinyaller bir aşk iksiri olarak görev yapıyor. Daha sonra iniş başlıyor. Evrimsel bakış açısı bir çocuk yetiştirmek için gereken süreyi aştıktan sonra (ortalama 4 yıl) seçtiğimiz eşe ilginin azalmasına göre programlandığımızı kabul ediyor. Psikolog Helen Fisher’a göre vucutta üretilen ‘aşk iksirleri’ erkek ile kadını yavruların sağ kalma olasılığını yükseltmeye yetecek kadar birarada tutmaya yarayan evrimsel mekanizmanın parçası olmaktan başka birşey değil. Ancak 25 yıl sonra bile birbirine aşık olduklarını belirten çiftlerin beyin MR çalışmalarında beyinde aşkla ilgili bölgelerin hâlâ aktif olduğu görülebiliyor. Yani üç veya dört yıllık süre her zaman ve herkes için geçerli değil. ‘Aşk, yaşanması, anlaşılması gereken yegane gizemdir’. Osho Kuşkusuz romantik aşk insanın sahip olduğu en güçlü ve en gizemli deneyim. Ve belki de asıl sorulması gereken soru neden başka biri değil de o kişiye aşık olduğumuzdur. Bu güçlü çekimin ardındaki gizemi çözmek ise nörobilimin ilgi alanlarından biri olmaya devam ediyor. Kıvılcım Kayabalı / [email protected] Kaynaklar http://neuro.hms.harvard.edu/harvard-mahoney-neuroscience-institute/brain-newsletter/and-brain-series/love-and-brain http://blogs.discovermagazine.com/crux/2015/02/13/love-addiction-brain/ David M. Eagleman, Incognito, 2011 Bu yazı HBT'nin 99. sayısında yayınlanmıştır.
İlk görüşte aşk gerçek mi ? Aşkın bir ömrü var mı?
Aşk mefhumunu bilimsel bir bakışla inceleyen ve yukarıdaki sorulara yanıt veren bu yazıyı sizlerle de paylaşmak istedim. İyi okumalar dilerim...
"Deist Tanrı, amacı fizik yapmak olan bir fizikçidir, matematiğin başı ve sonudur, bütün tasarımcıların en kusursuz olanıdır; evrenin bütün kurallarını ve sabitlerini oluşturan bir hiper-mühendis, onları mükemmel hassaslıkla ve önseziyle ayarlamış, bizim şu anda Büyük Patlama diye adlandırabileceğimiz şeyi ateşlemiş ve o andan itibaren emekli olmuş ve ortadan kaybolmuştur."
Richard Dawkins | Tanrı Yanılgısı
Şu et ve kemikten ibaret narin kıyafet, Taşımak ve aşmak ne zor şey seni Ne zor şey hapsolmak ona, dünyaya, zamana Algının sınırlarında durup dalga geçmek aynalarla Hayatla savaşırken ölümle barışmak bilhassa Ne zor şey tatmak insanlığı: ve anlamak güç olsa da Hiçliğin içinden kopup da açlaşmak her şeye Varoluşsal bir sancı ile, kibir ile, us içindeki pus ile Aklı bileyledikçe hani imrenmek deliliğe Ve ölmek: yıkılan her sanrının içinden doğmak yine ***