SIÇRAMALI EVRİM (KESİNTİYE UĞRAMIŞ DENGE) TEORİSİ
SIÇRAMALI EVRİM (KESİNTİYE UĞRAMIŞ DENGE) TEORİSİ
Klasik evrim teorisi canlıların kademli olarak gelişip evrimleştiğini savunur ve bu varsayımına akla, mantığa ve bilime uyan ya da uymayan pek çok kanıtlar ortaya koyar ya da koyduğunu zanneder.
Teorinin kurucusu ve duayeni olan Darwin’inde teorisinin doğruluğu konusunda şüpheler içinde bocaladığını görürüz. (Geniş bilgi için Darwin’in şüpheleri bölümüne bakınız)
Darwin canların evriminin kademeli olacağını ani değişimlerin mümkün olmadığını kesin bir dille ifade etmiştir.
Teorinin elifbası durumunda olan Türlerin Kökeninde bu konuda şunları yazmaktadır.
“Bazı eski biçimlerin bir iç güç ya da eğilimle birden bire değiştiğine örneğin kanatsızken kanatlanıverdiğine inanan kimse örneksemenin tümüne aykırı olarak birçok bireyin yanı zamanda değiştiğini nerdeyse varsaymak zorunda kalacaktır.”
Eğer canlılar ilkelden gelişmişe doğru kademeli olarak evrimleşmiş ise (yaşamın tür ve çeşit bakımından zenginliği dikkate alındığında ve bütün bu canlı türlerinin tek bir canlı hücresinden evrimleştiği kabul edildiğinde) ilkelle gelişmiş arasında yarı ilkel yarı gelişkin ara format canlılarının bol miktarda yaşamış olması gerekecektir.
Gelişmişlik döneminin kademeli evrim sürecine göre çok kısa olması gerektiği ve canlı ömürlerinin ortalaması göz önüne alınırsa yaşamış olması gereken ara format canlı nüfusunun gelişkinlere göre yüzlerce hatta binlerce kat fazla olması gerekir.
Diğer ifade ile bu; ara format canlıları gelişkinlere göre yüzlerce hatta binlerce kat fazla geçmişle ilgili yaşamsal iz bırakmış demektir.
Dünyamızda geçmiş yaşamla ilgili bol miktarda belge vardır.
Gelişen teknolojinin ve buna paralel artan bilgi birikiminin yardımıyla geçmişte yaşamış canlılar hakkında oldukça net ve geniş bilgi edinebiliyoruz.
Bu bilgilerin kaynağı da fosillerdir. Bu gün dünyamız yaşamın her devrini belgeleyen fosiller kaynaklarıyla doludur.
Fakat gariptir ki gelişkin canlılara ait bol miktarda fosil bulunmasına rağmen ara format özelliklerini taşıyan tek bir fosil dahi bulunamamıştır. (Ara formatlar bölümüne bakınız)
Kambriyen devri fosillerinin canlı türlerinin aniden ve mükemmel olarak var edildiklerini yadsınamaz bir şekilde ortaya koyması kademeli evrimi savunan evrim teorisi savunucularını çok güç durumda bırakmış, dinsel bir taassupla savundukları teorilerini savunamaz bir duruma getirmiştir.
Evrim teorisi savunucuları fosillerin gösterdiği gerçekleri uzun süre kabul etmeme yoluna seçmişler karşıt varsayımlarla teorilerini yaşatmaya çalışmışlarsa da sonunda mızrak çuvala sığmamış, gerçeği kabul etmek zorunda kalmışlardır.
Fakat bu mantıktaki kişiler gerçekler tersini gösterse bile asla teorilerinden vazgeçmezler.
Bunun nedeni de teoriden vazgeçmenin bir Var Edicinin varlığını kabul etme anlamına geleceğidir.
Bir bakıma evrim bilimsel verilerden çok Tanrıya, Yaratıcıya ya da bunları çağrıştıran tüm varsayımlara kesin bir dille ret etme mantığı (ateizm) ve bu mantığın ortaya çıkardığı anlamsız kin ve nefret üzerine kurgulanmıştır.
Bir evrim teorisi savunucusu için Bir Var Edicin varlığını kabul etmektense bilimi ret etmek bahasına da olsa imkânsız kere imkânsızı kabul etmek daha kolaydır.
Evrim teorisi savunucuları işte bu nedenlerle teorilerini yaşatmak için yeni arayışlar içine girmişlerdir.
Bir canlı hücresinin rastlantılarla meydana gelmesinin imkânsızlığı bilimsel yollar ve yöntemlerle kanıtlanması; teorilerinin can damarı olan bu temel konuyu; ilk canlı hücresi zeytinyağından meydana geldi, ilk canlı hücresi uzaydan geldi, bir canlı hücresinin rastlantılarla oluşma olasılığı imkansızdır hemde çok imkasnsızdır ama yinede bir kerecik ortaya çıktı gibi tezlerle açıklamaya çalışmaları bu nedenledir.
Kademeli evrim anlayışı teorinin diğer bir can damarıdır. Fakat fosiller kesin bir dille kademeli evrimi yalanlamaktadır.
Kanıtlar öylesine kesin ve güçlüdür ki kademeli evrimi savunmada ısrar etmenin bir anlamı kalmamıştır.
Evrim teorisi savunucuları için (eğer teori yapay müdahalelerle de olsa yaşatılmak isteniyorsa) son yıllarda ortaya çıkan bilimsel gerçekler paralelinde yeni bir teori ortaya koymak bir gereksinim olmuştur.
Bu nedenle içleri parçalanarak duayenleri Charles Darwin’in en çok önem verdiği kademeli evrim ilkesinden vazgeçmek zorunda kalmışlar, kademeli evrimin yerine sıçramalı evrim teorisini ortaya atmışlardır.
Gerçekte kademeli evrim teorisinden sıçramalı evrim teorisine geçiş süreci savunucuları için hayli sancılı ve sıkıntılıdır.
Bilindiği gibi Charles Darwin ara formatlarla ilgili fosil kayıtlarının olmadığının farkındaydı. Bu gerçeği Türlerin Kökeni kitabında pek çok defa dile getirmişti. Bütün ümidi ileriki senelerde yeterli kanıtın bulunup ortaya konulacağındaydı. Fakat geçen yüz elli yıla yakın bir zaman Darwin’in bu umuntusunu boşa çıkarmıştır.
Teori savunucuları hayli uzun sayılabilecek bu süre boyunca canla başla çalışmışlar bu yolda sahtekârlık dâhil her yolu denemişler, fakat bilim dünyasının kabul edeceği kanıtı ya da kanıtları bulamamışlardır.
İşin ilginç ve garip tarafı evrim teorisi savunucularının yaptıkları bu çalışma sonuçlarının teorinin aleyhine gelişmelere neden olmasıdır.
Evrim teorisinin bilimsel bir kıskaç altına alınması sonucu savunucularının yeni arayışlara girdiğini söylemiştik.
Bu arayış içinde olan evrim teorisi savunucularından Harvard Üniversitesi paleontologları Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge, 1970'lerin başlarında, kesintiye uğratılmış denge olarak bilinen farklı bir evrim modelini sundular.
Bu modeli savunan bilim adamları canlı türlerinin Darwin'in öngördüğü gibi kademeli küçük değişikliklerle değil, ani ve büyük değişikliklerle oluştuğunu öne sürdüler. Bu teoriye göre sıçramalı evrimin tarihi kambriyen döneminin on milyon yıl kadar öncesidir. (Kambriyen patlaması bölümüne bakınız)
Ancak bu model de, diğer evrim teorisi modelleri gibi birçok çelişki ve mantıksızlıklarla doludur.
Sıçramalı evrim teorisi olarak da anılan bu evrim modeli, bugünkü haliyle, canlı popülasyonlarının çok uzun süreler boyunca değişim göstermediklerini, bir tür denge durumunda kaldıklarını kabul eder.
Bu iddiaya göre evrimsel değişiklikler, çok kısa zaman aralıklarında ve çok dar popülâsyonlar içinde gerçekleşir.
Popülâsyon çok dar olduğu için büyük mutasyonlar çok kısa sürede doğal seleksiyon tarafından seçilir ve böylece yeni tür oluşumu sağlanır.
Örneğin, bu teoriye göre, bir sürüngen türü milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramadan yaşamını sürdürür.
Ancak bu sürüngen türünün içinden bir şekilde ayrılan az sayıdaki bir grup, nedeni açıklanamayan bir seri yoğun mutasyonlara maruz kalır. Bu mutasyonların avantaj sağlayanları bu dar grup içinde hızlı bir biçimde seçilir. Grup hızla evrimleşir ve kısa sürede bir başka sürüngen türüne, hatta belki de memelilere dönüşür.
Tüm bu süreç çok hızlı olduğu ve dar bir popülâsyonda gerçekleştiği için de, geriye çok az fosil izi kalır, belki hiç kalmaz. Ara format fosillerinin bulunamaması bu nedenledir.
Sıçramalı evrim teorisi on milyon gibi yaşam sürecinde çok kısa sayılabilecek bir dönemde (canlılığın dünyada ilk görüldüğü tarihin üç buçuk milyar yıl önce olduğu tahmin edilmektedir) canlılar bazı güçlü mutasyonlara (örneğin bir süpernova patlamasında yayılan mor ötesi ışınlarına) maruz kalmışlardır. Bu güçlü mutasyonlar bazı canlı popülâsyonlarının evrimleşme sürecini hızlandırmıştır.
Biraz dikkatlice incelendiğinde görüleceği gibi sıçramalı evrim teorisi gerçekte sıçramalı evrimin dar bir popülâsyonda ve kısa bir sürede gerçekleştiğini öne sürerek kademli evrim teorisini tamamen ret etmemektedir.
Sadece kademeli evrim teorisiyle çelişen ara format canlılarına ait fosillerin bulunamaması ve kambriyen patlaması canlı fosillerini teorinin paralelinde açıklamaya amaç edinmiştir.
Teori savunucularına töre bu görüş kademeli evrim teorisini içine düştüğü kıskaçtan kurtaracaktır. Bu bir bakıma bazı temellerini feda etmek bahasına teoriyi bilime uydurma operasyonu olmalıdır.
Dikkatli bir okuyucu bu teorinin kanıtları değil, kanıtsızlığı kaynak gösterdiğini; geride fosil izi bırakmayacak kadar hızlı bir evrim süreci nasıl oluşabilir sorusunun evrim teorisi paralelindeki belki de tek cevabını geliştirmek için ortaya atıldığını hemen fark eder.
Bu cevabı geliştirirken bilimsel kanıtlara gerek olduğunu görmezlikten gelir.
Bir bakıma sıçramalı evrim teorisi de diğerleri gibi defalarca çürütülmüş temeller üzerine kurulmuştur ama bir başka bilim libası giydirildiğinde yeni diye ortaya konulmuştur.
İhtiyar bir kadın allanıp, pullanıp yeni elbiseler giydirilerek genç kız diye yutturulmaya çalışılmaktadır.
Sıçramalı evrim teorisi öne sürdüğü canlılardaki ani değişimler (evrimleşme) konusunda kendince şu mekanizmaları öne sürer.
a)Mikro evrim canlılardaki küçük değişimlerdir. Bu değişimler zaman içinde seçilip birikerek büyük değişimlere, (makro evrime) neden olur tezi kademeli evrim teorisinin en bilinen mekanizmalarından biridir.
Böyle bir tezin doğru olabilmesi için canlılar aniden ve mükemmel olarak görülmemeli, ilkelden gelişkine doğru bir evrimleşme süreci izlebilmeli, bu da ara format canlıları olarak fosil kayıtlarında gözlenmelidir.
Fakat çok hücreli canlılığın ilk görüldüğü uzak geçmişte (takriben beş yüz kırk milyon önce) tür, çeşit ve yapı olarak değişik, aralarında evrim yönünden ilişki kurulması mümkün olmayan pek çok canlı aniden ve mükemmel olarak ortaya çıkmışlardır. Bu canlılara ait bol miktarda fosil kaydı mevcuttur. (Kambriyen patlaması bölümüne bakınız)
Bu canlı fosilleriyle günümüzde yaşayanları arasında herhangi bir fizyolojik farklılık da görülmemektedir.
Diğer deyişle beş yüz kırk milyon önceki canlılarla günümüzde yaşayanlarla birebir aynıdır. Küçük farklılıklar tersinim yönündedir.
Canlılığın ilk görüldüğü dönemlerden günümüze kadarki fosil kayıtlarında ara format özelliklerine uygun (yarı ilkel, yarı gelişkin fakat günümüzde yaşamayan bir canlı) herhangi bir fosil kaydı da yoktur. (Fosil bölümlerine bakınız)
Eğer canlılar on milyon (bazı kayıtlarda yirmi milyon) yıl gibi yaşam sürecinde hayli kısa sayılabilecek bir süreç içinde ani değişimlere uğramış, bu nedenle ara format fosil kayıtları az olduğundan bulunamamış ise; bu canlılar anılan süre içinde büyük değişimlere neden olabilecek makro mutasyonlara maruz kalmış olmalılardır. Nitekim sıçramalı evrim teorisinin ana mantığı budur.
Makro mutasyonlar kısa sayılabilecek belirli bir süreçteki canlılara uygulandığından yaşam sürecinde hayli çok olan canlıların ancak bir kısmına uygulanmıştır diyebiliriz.
Eğer bir kısım canlı popülâsyonları makro mutasyonlarla ani evrimleşme geçirmiş ise teoriye göre geçirmeyenlere üstün gelecek, doğal seleksiyon gereği hepsini hayat sahnesinden silerek dünyaya hâkim olacaklardır.
Tahmin edileceği gibi konu döner dolaşır mutasyonlar faydalı mı zararlı mı konusuna gelip dayanır.
Makro mutasyonlara neden olacak çok güçlü dış etkiler (örneğin bir süpernova patlamasıyla yayılan çok güçlü mor ötesi ışınları benzeri radyasyonlar) canlı DNA’larındaki genetik bilgileri kökten değiştirip, daha gelişkin canlılara ait bilgileri yeniden oluşturarak sıçramalı evrim denen olayı gerçekleştirebilir mi?
İddia edildiği gibi bazı canlı popülâsyonlarının genetik bilgileri böyle bir değişime uygun mu?
Bu iddia bir kaç şehre atılan atom bombalarının (örneğin Hiroşima ve Nagazaki’ye) şehirlerden birini tahrip edip, diğerini yeniden yapılandırarak modernleştirip geliştirdiğini örneğin yeni gökdelenler, yollar, caddeler, parklar..vb yaptığını iddia etmekle aynıdır.
Çok geniş hayal gücü bile (evrim teorisi taraftarlarının akıl ve mantık sınırlarını çoktan aşan hayal güçleri hariç) böyle bir değişimin imkânsız kere imkânsız kere imkânsızlığını kabul eder; bırakınız düşünmeyi, hayal etmeyi bile bilime ihanet sayar.
Bunun nedeni de bu varsayımın genetik biliminin tüm gözlemsel verilerine aykırı oluşudur. (DNA ve genler bölümlerine bakınız)
Konu üzerinde birkaç bilim insanın görüşlerini de belirtelim:
Yirminci yüzyılın ünlü genetikçilerinden Fisher'ın deney ve gözlemlere dayanarak ortaya koyduğu bir kural, bu varsayımı açıkça geçersiz kılmaktadır.
Fisher bir mutasyonun bir canlı popülâsyonunda kalıcı olabilmesinin, mutasyonun fenotip üzerindeki etkisiyle ters orantılı olduğunu bildirir.
Fisher bu sözleriyle Bir mutasyon ne kadar büyük olursa, toplulukta kalıcı olma şansı da o kadar azalır demektedir.
Mutasyonlar canlıların genetik bilgisinde rastlantısal değişiklikler oluştururlar ve hiçbir zaman canlının genetik bilgisini geliştiren bir etkileri yoktur.
Aksine, mutasyondan (hele, hele makro mutasyondan) etkilenen bireyler ciddi hastalık ve sakatlıklara maruz kalırlar. Dolayısıyla bir birey mutasyondan ne kadar fazla etkilenirse, yaşama şansı da o kadar azalacaktır.
Konunun önemi, biraz da karmaşıklığı nedeniyle gerçeği arayan okuyucularımızda herhangi bir tereddüde mahal vermemesi için (çünkü tereddüt şüphenin annesidir. Şüphe ise güveni yer bitirir.) konuyu biraz daha açmak yararlı olabilir.
Fosil kayıtları farklı canlı türlerinin aniden ortaya çıktıklarını ve yüz milyonlarca yıl hiç bir değişim göstermeden yaşadıklarını göstermektedir.
Bu da Charles Darwin’in öngördüğü kademeli evrim teorisini kesin bir dille çürütmektedir.
Hâlbuki fosil kayıtları kademeli evrim teorisi için son derece önemlidir. Bir bakıma teorinin yaşaması fosil kayıtlarının desteklemesine, onaylamasına bağlı görünmektedir.
Fakat fosil kayıtlarının kademeli evrimi kesin bir dille yalanlaması evrim taraftarlarının bir başka yol çizmelerine, başka varsayımlarla her ne yolla olursa olsun teoriye yaşatma girişimlerine neden olmuştur.
Neden olmuştur ama önlerinden fosil kayıtlarının kademeli evrimi yalanlaması gibi aşılması çok zor hatta imkânsız bir engel vardır.
Evrimcilerin temel mantığına göre gerçekler evrime uymak zorundadırlar. Uymuyorsa gerçek değildir.
Bu mantığın ortaysa koyduğu çabalar sonucunda sıçramalı evrim teorisini ortaya atmışlardır.
Sıçramalı evrim diğer tanımıyla kesintiye uğramış denge modelini öne süren evrim teorisi taraftarı paleontologlar, fosil kayıtlarındaki durağanlığın bir sorun olduğunu kabul etmiş ama evrim fikrinden vazgeçmeyi imkânsız gördükleri için canlıların küçük değişikliklerle değil, ani ve büyük değişikliklerle oluştuğunu öne sürmüşlerdi. Tabiki bu kademeli evrimin reddi demektir.
Bu iddiaya göre evrimsel değişiklikler, çok kısa zaman aralıklarında ve çok dar popülâsyonlar içinde gerçekleşmekteydi.
Bu zamana kadar canlı popülâsyonu hiçbir değişim göstermiyor ve bir tür denge durumunda kalıyordu.
Popülasyon çok dar olduğu için büyük mutasyonlar çok kısa sürede, doğal seleksiyon mekanizması vasıtasıyla seçiliyor ve böylece yeni bir türün oluşumu sağlanıyordu.
Gerçekten böyle bir evrimleşme oluşabilir mi? Yanıtlanması gereken gerçek soru budur.
Evrim teorisi açısından konu öylesine açık ve önemlidir ki bu gerçeği yadsıyan hiçbir teorinin yaşaması mümkün değildir.
Evrim teorisinin yaşaması içinde bu gerçeği yadsımayan ve hatta bu gerçekle paralel olan yeni bir teorinin ortaya konulması gereklidir.
Eldredge, bir başka evrimci paleontolog olan Ian Tattersall ile birlikte yazdığı bir kitapta şu önemli tespiti yapmıştır:
-Ayrı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında bulundukları süre boyunca değişim göstermedikleri, Darwin'in Türlerin Kökeni'ni yayınlamasından önce bile paleontologlar tarafından bilinen bir gerçektir.
Darwin ise gelecek nesillerin bu boşlukları dolduracak yeni fosil bulguları elde edecekleri kehanetinde bulunmuştur.
Fakat araştırmalarda milyonlarca fosil bulunmasına rağmen bunlardan hiç biri aranılan ara format fosili değildir.
Aradan geçen 140 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının Darwin'in bu kehanetini doğrulamadığı açıkça görülmektedir.
Üç evrimci biyoloğun ortaklaşa kaleme aldıkları 1988 basımı Zoolojinin Entegre Prensipleri adlı kitapta aynı gerçek şöyle açıklanır:
-Pek çok tür milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişiklik geçirmeden kalmakta, sonra ani bir şekilde yok olmakta ve onların yerine çok farklı formlar ortaya çıkmaktadır.
Dahası, çoğu hayvan grubu fosil kayıtlarında, tamamen şekillenmiş biçimde, aniden ortaya çıkmaktadırlar ve onların ataları sayılabilecek bir gruptan yana keşfedilmiş hiçbir ara form fosili bulunamamaktadır.
Her ne kadar sıçramalı evrim teorisi klasik evrim teorisini düştüğü amansız çukurdan kurtarmak, bir bakıma yaşatmak için ortaya atılmış ise de; bilimsel araştırmaların verdiği sonuçlar, fosil kayıtlarındaki durağanlığa ve dolayısıyla ara form yokluğuna açıklama için bu teorinin öne sürdüğü evrimin kısa zamanlarda ve dar popülâsyonlarda gerçekleştiği iddiasını da desteklememektedir.
Bu varsayımda diğer evrim teorisi varsayımları gibi birçok çelişki ve mantıksızlıklarla doludur.
Öne sürülen bu teorinin varsayımına göre denge kesintisi çok dar bir popülâsyon içinde olduğundan canlı gen havuz bilgilerini etkileyen büyük mutasyonlar çok kısa sürede doğal seleksiyon tarafından seçilecek ve böylece yeni bir türün oluşumu sağlanacaktır.
Bilim pek çok yönlerden bu teoriyi şiddetle ret eder. Örneklemek gerekirse:
a)-Makro mutasyonların canlılara avantaj sağladıkları ve yeni genetik bilgiler üreterek gen havuzu bilgilerini zenginleştirdikleri varsayımı bilimsel gerçeklere uymamaktadır.
Makro veya mikro hiçbir mutasyonlar canlı gen havuzu bilgilerini çoğaltıp zenginleştirmezler. Gerçek bunun tam tersidir. Mikro mutasyonlar az, makro mutasyonlar ise canlılar için çok zararlıdır. Ciddi sakatlıklara ya da hastalıklara diğer ifade ile tersinime yol açar.
b)-Sayıca azlık ve dar bir alanda sıkışıp kalma hayvan popülâsyonlarına genetik yönden her hangi bir avantaj sağlamaz. Allopatrik çeşitlenmeye yol açtığından zarar verir. (Allopatrik çeşitlenme konusuna bakınız)
Yeni bir tür oluşumunun sayıca az canlıyı barındıran bir bakıma tecrit edilmiş topluluklarda kısa zaman dilimlerinde gerçekleştiğini iddia eden sıçramalı evrim; dar popülâsyonların genetik yönden evrim teorisi için avantajlı değil, dezavantajlı olduğunun açıkça ortaya çıkmasıyla büyük bir darbe almıştır.
Dar popülâsyonlar, yeni bir tür oluşumuna yol açacak şekilde gelişmek bir yana, ciddi genetik bozukluklar ortaya çıkarmaktadır.
Bunun nedeni, dar popülâsyonlarda, bireylerin sürekli olarak; benzerliklerin çok, farklılıkların az olduğu, ayrıntı çeşitliliği yönünden fakir bir genetik havuz içinde çiftleşip, üremeleridir. Bu, yakın akraba evliliklerine benzer.
Bilindiği gibi yakın akraba evliliklerinde doğacak çocukların sakat olma riski daha fazladır. Bunun nedeni de genetik benzerliklerin çok olması nedeniyle daha önceden var olan genetik rahatsızlıkların diğer nesillere aktarma olasılığının büyük ölçüde artmış olmasıdır. Görüldüğü gibi dar popülâsyon canlıların evrimini değil daha da zayıflamasına, tersinimine neden olmaktadır.
Bilim bu gerçeği heterozigot olan bireylerin zaman içinde homozigot haline gelmeleri şeklinde açıklar.
Bunun nedeni de normalde çekinik olan bozuk genlerin dar popülâsyonlarda baskın hale gelmekleridir.
Böylece dar popülâsyonlar giderek daha fazla genetik bozukluk ve hastalıklar yol açar. Evrimleşme söz konusu değildir.
Yapılan bilimsel çalışmalar sonunda elde edilen yeni bilimsel bulgular, durumu evrim teorisi lehine değiştirmemekte, aksine daha da kötüleştirmektedir.
Bir bakıma evrim teorisinin öngörüleri ters tepmiş, tam karşıtı olan yaratılış teorisini kanıtlar bir duruma düşmüştür.
Oxford Üniversitesi Zoolojik Koleksiyonlar Yöneticisi Fosiller ve Evrim isimli kitabında bu gerçeği şöyle kabul eder:
-Yeni canlı kategorileri hemen, hemen tüm durumlarda fosil tabakalarında belirleyici karakteristikleri zaten mevcut olarak ve bilinen atasal grupları olmaksızın çıkar.
Bir zamanlar evrim teorisi lehinde bir kanıt gibi algılanan fosil kayıtları, teorinin aleyhinde bir kanıt haline gelmiştir.
Princeton Üniversitesi'nden matematikçi ve evrim karşıtı David Berlinski, durumu şöyle özetler:
-Fosil mezarlığı boşluklarla doludur. Hiçbir paleontolog da bunu reddetmemektedir. Bu açık bir gerçektir. Darwin'in teorisi ile fosil kayıtları çelişkilidir. Kesinlikle teoriyi doğrulamamaktadır.
Evrim teorisini ortaya atan ve evrim teorisinin üstadı Charles Darwin bakınız bu konuda ne demektedir.
-Doğal seçmede aynı organik varlıkların durmadan yaratılması ya da onların yapılarında ani ve büyük değişiklikler olması inancını öylece kaldırıp atacaktır.
Görüldüğü gibi Charles Darwin canlılarda ani ve büyük değişikliklerin oluşumunu kesin bir dille ret eder. Bu da sıçramalı evrim teorisinin kısa zamanlarda ani değişimleri öngören teorisiyle tam bir çelişkidir.
Anlaşıldığı kadarıyla bazı taraftarları teoriyi yaşatmak bahasına üstatlarının en önemli öngörülerini feda etme mecburiyetinde kalmışlardır.