Bir papatya vardı yanımda. Şöyle etrafıma baktım ve yaşadıklarımı hatırlatıyordu bak şimdi yanımda bir papatya solmuş, bana güzelliğini gösteremez olmuş ve öylece masumdu. Bakıyorum da gösterilmeyen güzelliği yaramaz çocuklar ezicek ölüp gidecekti. İstemezdim ölmesini gönül isterdi ki alıp saksıda onu tekrardan güneşe aç ama çiçek dalında güzeldi onu yerinden edemezdim ya giderken elimde ölseydi yada beni sevmeseydi. Ne yapacaktım ki . Bıraktım bir kenara çocuklarda yaklaşıyor belki ezmezler. Ama gitmek zorundayım. Dikkat çekmemeliyim görmeyecekleri varsa da görebilirlerdi. Keşke görmeseler. 🙏 Ne mutlu ki bu gözlere papatyayı görüp, sevmiş, ışıldamışlardı. Gözlerim…
Geçtim karşıda bir banka oturdum, düşüncelere, acabalara daldım. Ne güzeldi hayaller… Bir sesle irkildim. Ayıktığım zaman çocuklardan biri bu güzelliği kökünden çekip çıkarmış ve bir eve belki kendi eviydi o ev, o eve doğru götürüyordu. Artık bakamayacağım o papatyaya dedim. Ümitsizliğe kapıldım. O da ne çocuk bu güzelliği güneşli bir balkona süs biberlerinin yanına dikmişti. Oysa ki ben onu odamın penceresinde yeterli güneşle sevecektim. Ama işte kader de bu değil mi, nereden bileceksin.
Güzelliğin boynu hala büküktü. Ne yapmalıyım bilmiyordum. Gidip balkondan alsam mı, yoksa bıraksamıydım sadece seyretsemiydim? Ah ah ne yapsam. En iyisi papatyam ile konuşmaktı. Yanına gittim ve ona onu sevdiğimi söyledim. Söylemez olsaydım keşke arkamdan çocuk geldi baktım ki arkadaşımmış. Bana bir şey diyemedi ama bana sert sert baktı. Artık benimle konuşmuyordu ve bana nefret besliyormuş iyi beslesin ben nereden bilecektim bu güzelliği seven çocuğun o olduğunu. Hiçbir şey demedi dese de duyamazdım sevgimden onun iyi olması için uğraştım ama… Güzellik.
Baktım ki benden hoşlanıyordu ben yanına gittiğimde sanki boynu tekrardan kalkıyordu. Ne güzeldi beni seven birini buldum dedim ama onu seven çokmuş. Bu bende soru işaretleri oluşturmuştu. Ama neyse ne ya… Güzel ki seviliyor. Ben onu sevdiğimi söyledikten sonra bana bir daha bir şey demedi ama beni sevdiğini biliyordum ama o çocuğuda sevdiğini biliyordum en azından hissediyordum artık. Ne yapacağım bilemiyordum bana henüz bir şey dememişti zaten diyemezdi o bir çiçekti ama olsun beni sevdiğini hissetmek çok güzel bir histi. Ama başkalarına da ilgi göstermesi beni kızdırıyordu.
Zaman geçti artık yanına gittiğim de boynunu daha da eğiyordu. Ne olmuştu yoksa ben mi bir şey yapmıştım? Bilemiyordum. Sonra olur olmadık şeylere kızmaya başlamıştı hissediyordum. Aklında o çocuk vardı hala bana söylemese de hissediyordum. Belki de yoktu.
Bu çocuk papatya ya yonca takmış eskiden ve yeniden bu yoncayı takmıştı papatya. Ne demekti bu sen yallah mı demekti. İyi tamam ben alışkınım zaten sevgimi paylaşamamaya.
Kırılmış, yıkılmış parçalanmış, yakılmış, yaralanmıştım…
Bana başta sevdiğini hissettirmese beni bu kadar kırıp, yıkıp, parçalayıp, yakmayıp, yaralamayacaktı. Bundan sonra istediği kadar gülümsesin boynunu kaldırsın ama ne o çocuğa ne de ona değer veremeyecektim. Ben nefret edilmesi gereken birimiydim bilmiyorum… Ama şunu bildiğimi biliyorum o da seni, senden başkası senin kadar sevmeyecektir.
Hayat işte yine bize bir şeyler öğretmeye çalışmıştı ki bunu da başarmıştı. Çiçek sevgim var mı dersiniz hala tabiki var ama öyle çiçeği görür görmez bir daha sevmeyeceğim. Zaten istesem de sevemeyeceğim. Beyaz temizliğin, saflığın rengi dedim ama ben safmışım. Anladığım da belki abarttım, onu kırdım ama bunu sevgimden yediremediğimden yapmıştım. Belki saçmalıyordum artık ama yine ben saf dışı bırakılmıştım. O çocuğa Allah yardım etsin ki papatyanın dikeni olduğunu öğrendiğinde geç olmasın.
Bana ne ki seçimi o yaptı belki de. Halen onu seviyordum ne zaman aklıma gelse bütün sinapslarım elektrikle doluyordu. Keşkelerle kalakalmıştım…
Ben sevmiştim ama sevgi bende saklı bir hazine gibi kalbimde gömülü kaldı. O hazineyi artık açacağımı daha doğrusu açabileceğimi zannetmiyorum. Artık gideceğim yer karanlığa hiçbir rengin gözükmediği uzaklara…