KARA VİCDAN SORGUSU VE ŞEYTAN
Sorgu Amiri: Katil sen misin, doğru söyle?
Vicdan: Hayır, ben değilim.
Sorgu Amiri: Hadi ya bu kararmış suratınla mı söylüyorsun?
Vicdan: Irkçı mısınız Amirim?
Sorgu Amiri: Kendi elinle boyadığın suratından bahsediyorum, yaratılışından değil. Seni seninle yargılıyorum ve sen bundan korkuyorsun. Beni anlamaktan kaçınıyorsun.
Vicdan: Bir mahkum olarak yapmam gereken ilk hareketi yapıyorum: Kaçıyorum. Hayattan, insanlardan, yargıdan.
Sorgu Amiri: Kaçmak demek suçlusun demek. Kabul ediyorsun yani merhameti öldürüp kendi intiharına teşebbüs ettiğini. Freud'un da dediği gibi"Kendini öldürme arzusu, daha derinde; başkalarını öldürme arzusunun projeksiyonudur." Sen önce birini öldürüp bunun yeterli olmadığını düşünüp istediğini yanında bulamayarak kendini öldürmeye kalktın.
Vicdan: Güzel senaryo. Ama ilgimi çekmiyor psikolojik analizleriniz Amirim. Ben bir oyun oynadım ve bu oyunda katil değilim sadece görevimi yerine getirdim?
Sorgu Amiri: Sana bu görevi kim verdi? Üstün kim, söyle?
Vicdan: Şeytan. Yasak Elmayı tattıktan sonra dünyaya farklı bir perspektiften bakmaya başladım. İyilikler silindi ve tüm kötülükleri görmeye başladım. Bu kadar kötülüğü, acıyı, sıkıntıyı gördükten sonra insanlara merhamet etmenin kötü bir şey olduğunu düşünmeye başladım. İnsanlar azabı hak ediyordu. Ve ben de şeytandan aldığım emirle merhameti öldürmeye karar verdim.
Sorgu Amiri: Bütün insanlar kötü mü ki bu kadar saçma bir karara vardın? Ne yani iyi insanlar yok mu, sevilecek insanlar, sayılacak insanlar?
Vicdan: Bana iyi baksana. Ben şeytanın yardımcısı olduğumdan beri ona benzemeye başladım. Sağ gözüm kör, sol gözümle görüyorum her şeyi. Sağ gözüm iyi şeyleri sol gözüm kötü şeyleri görüyordu. Ben kısmi kör oldum. Görmediğim bir şeye nasıl inanmamı bekliyorsun. Bana iyiliği nasıl terif edeceksin, amirim?
Sorgu Amiri: Sen gözünün kör olduğunu mu sanıyorsun Kara Vicdan! Gözlerine yapıştırılmış bantla kör olunmaz. Çıkarsana bantı. Hafızan silinmiş. Ben sana yardımcı olayım. İyilik: Başkasının sana yapmasını istediğini başkasına ve kendine karşı yapmaktır. Empati kurmaktır. Sevgiden, merhametten anlamaktır. Ahlaklı olmaktır. İyilik her şeye o pencereden bakmak değildir. Yeri geldiğinde kötüyü de anlamaktır. Kötüyle düşünmek değil kötüyü de bilmek ve anlamaktır. Hadi çıkart şu bandını.
Vicdan: Bantı çıkartırsam şeytan beni böyle bırakır mı sanıyorsun?
Sorgu Amiri: Bırakmasın zaten seni. Ondan hesap sorman için bir operasyon düzenleriz. Tüm kara vicdanlar adına hesap sorarız ondan.
Vicdan: Peki ben şimdi çıkarsam da çok geç değil mi her şey için Amirim? Dünya'nın yok olmasına az kaldı zaten. Kötülük kazansın bu sefer. Bir dahaki rauntta iyilik için mücadele ederiz. Ne olur ki?
Sorgu Amiri: Ne mi olur ki? Şu an şeytanla konuşup konuşmadığıma şüphe ediyorum. Ne kadar da karanlık bir pencereden bakıyorsun böyle. Bu seferi diğer seferi yok. Bu ilk ve son sefer. Dövüş Kulübünü Kaybedenler Kulübüne ikna edemem. Bu adil olmaz. Mutluluk, iyilikle mümkün. Soğukkanlı ve umutsuz gerekçelerinle aldatma kendini Kara Vicdan.
Vicdan: Mutluluğa kimin ihtiyacı yok ki? Bulunmaz bir cevher için niye aldatayım kendimi Amir Bey!?
Sorgu Amiri: Senin hayal ettiğinle hiç mümkün olmayan benim tespitimle biraz bile mümkünse bu beni haklı çıkartır.
Vicdan: Vauv. Biraz mümkün mutluluk için kötülüğü görmememi mi istiyorsun Amir?
Sorgu Amiri: Kim sana kötülüğü görme dedi Vicdan!? Hem iyiyi hem kötüyü gör diyorum.
Vicdan: Deneyelim bakalım.
(Vicdan sağ gözündeki elma simgeli iyilik perspektifine bantlanmış lanetli bantı çıkartır ve atar.)
(Sorgu Amiri kısa bir süre için vicdanın sol gözündeki şeytanla göz göze gelir ve 2 saniye için onu da sorgulamaya çalışır. Ama 2 saniyede onu ikna edemeyeceğini anlar ve vicdanın sağ gözüne bakmaya başlar.)
Vicdan: Amir Bey,ben görüyorum! Siz, sizi daha düzgün görüyorum. İyi taraflarınızın ne kadar baskın olduğunu görüyorum. Sizi çok zalim görüyordum bantı çıkartmadan önce. Gerçek beni yani gerçek ve iyi vicdanı hissediyorum. Hissediyorum. Merhamet, merhameti kaybettik. Ve daha önemlisi onu ben öldürdüm.
Sorgu Amiri: Merhameti öldüremedin ama uzun süre komada kaldı. Cezalandırılmalısın. Onu bu hale getirdiğin için.
Vicdan: 'Vicdan azabı' bana yükümlü bir kelime zaten. Bana azap verin merhameti bu hale nasıl oldu da getirdiğim için. Amirim ben ne yaptım böyle, çok pişmanım o benim en iyi dostumdu. Bunu biliyor muydunuz? Onu ne kadar sevdiğimi biliyor muydunuz?
Sorgu Amiri: Senin en büyük azabın merhamete ölene kadar kan vermek olacak. Kendini ona adayacaksın anladın mı Ak Vicdan?
(Vicdan bileklerini kesip kanını merhamete damar yollu bir serumla aktarmaya başlar. 'Altın Vuruş' yapıyordur Vicdan. Amir bunu far eder.)
Sorgu Amiri: Ne yapıyorsun sen!? Bunu bu kadar acıyla ve hızlıca yapma. Yavaş ol yoksa vicdansızlık salacaksın dünyaya.
Vicdan: Haklısınız Amir Bey, biraz yavaşlayalım o zaman.
(Vicdan yavaşlar yavaşlar o kadar yavaşlar ki dünyanın sonuna kadar dayanacak hale gelir. Ve dünyanın sonuna kadar bu devam eder. Sorgu Amiri tüm kara vicdanları iyileştirir ve şeytana her defasında meydan okur. Kahraman Sorgu Amiri.)
Merhametli ve Vicdanlı Son