BU BİZİM AKİDEMİZDİR !
Ebu Nuaym, Ca'fer b. Abdullah'tan rivayet ediyor: "Biz Malik b. Enes'in yanındaydık. Bir adam gelip: "Ey Abdullah'ın babası! 'Rahman arş üzere istiva etti' ne demektir? Allah arşa nasıl istiva eder?" diye sordu, İmam Malik bu soru üzerine çok öfkelendi. Yere bakarak elindeki çöplerle yeri karıştırmaya başladı.
Ter içerisinde kalmıştı. Sonra başını kaldırarak elindeki çöpü attı ve: "Nasıllığına akıl erdirilemez, istiva Allah için malumdur. Buna iman vacib, hakkında soru sormak ise bid'attir. Seni de bir bid'at sahibi olarak görüyorum" dedi. Daha sonra da adamın çıkartılmasını emretti ve adam çıkarıldı."
el-Hilye, c: 6, sh: 325-326. es-Sabuni, Akidetu's-Selef te, sh: 17-18 (Cafer b. Abdulah yoluyla Malik'ten) îbn Abdilber, et-Tevhid'de, c-7, sh: 151 (Abdullah b. Nafi yoluyla Malik'ten) el-Beyhaki, el-Esma ves-Sıfat'ta, sh: 408 (Abdullah b.Vehb yoluyla îmam Malik'ten) îbn Hacer, Fetih'te c: 13, sh: 406-407 (isnadının iyi olduğunu söylemiştir.)
Ebu Davud, Abdullah b. Nafi'den rivayet ediyor: "Malik: Allah semadadır, ilmi ise her yerde, derdi.
Ebu Davud, Mesaili' 1-İmam Ahmed'de, sh: 263 (Abdullah b. Ahmed'den)
îbni Abdilber diyor ki: "Malik'e: Allah ahirette görülür mü? dediler. Malik: Evet, dedi. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: "O gün Rablerine bakan pırıl pırıl parlayan yüzler vardır." (Kıyamet: 22) Diğerleri için de: "Hayır, o gün onlar Rablerini göremiyeceklerdir." (el-Mutaffıfın: 15)
İbn Abdilberr, el-İntika, sh: 36.
Kadı îyad Tertibu'l-Medarik'te (İmam Malik'ten rivayette bulunan iki kişi vardır. Biricisi Abdullah b. Nafi b. Sabit ez-Zubeyri, Ebu Bekr el-Medeni'dir. İbni Hacer ona sadık der. H. 216'da öldü. Diğeri ise Abdullah b. Nafi b. Ebi Nafi el-Maheuni, Ebu Abdullah el-Medeni'dir. İbni Hacer ona "sika' der. H. 206 (Tahribu't-Tehzib, 1/455-456 ve Ten-zibu't-Tenzib, 6/50-51) İbn Nafi ve Eşheb’den (Eşheb b. Abdülaziz b. Davud el-Kaysi. Ebu Ömer et-Mısri'dir) şöyle rivayet ediyor:
"Biri diğerine geçiyor ey Abdullah'ın babası!" dediler. "O gün Rablerine bakan pırıl pırıl parlayan yüzler vardır" (Kıyâmet, 22) Allah'a mı bakarlar?" Malik: "Evet. Bu iki gözleriyle bakarlar" dedi. Ona dedim ki: "Bazıları: Onlar Allah'a nazar edemezler. Ayeteki "nazire" (bakıcıdırlar) sözü, Rablerinin sevabını beklerler demektir, diyorlar. Bunun üzerine Malik: "Onlar yalan söylüyorlar" dedi. "Musa'nın (a.s.) sözünü duymadın mı hiç. O, Rabbine: "Ey Rabbim! Bana göster, sana bakayım" (A'raf: 143) demedi mi? Sen Musa'nın, Rabbine, olması mümkün olmayan bir şeyi mi sorduğunu zannediyorsun? Allah azze ve celle de: "Beni asla göremeyeceksin" (A'raf: 143) derken şu fani dünya hayatını kastediyor. Baki olana fani olacak olan bakamaz. Beka diyarı olan ahirete gittiklerinde baki kalacak olanlar, baki olana bakarlar. Allah Teala şöyle buyuruyor: "Hayır. Onlar o gün Rablerine göremiyeceklerdir. (el-Mutaffıfın: 15)"
"Bundan sonra; Cehmiyye'nin ve onlara muvafakat edenlerin Azim olan Rabb'in sıfatları hakkında peşine düştükleri hususlarla ilgili bana sorduğun soruyu anladım. O Rab ki azâmeti nitelenemez ve ölçülemez. Diller O'nun sıfatlarını tefsir etmekten âciz kalır. Akıllar O'nun kadrini bilmek uğrunda yorgun düşer. O'nun azameti akıllara sığmaz. Akıllar yapacak bir şey bulamaz, yorgun ve bitkin olarak geri döner. Biz ancak O'nun bir takdir ile yarattıklarına bakmakla ve onlar üzerinde tefekkür etmekle emrolunduk. "Nasıl?" diye ancak önceden olmayıp da sonradan var olan kimse hakkında sorulur. Değişmeyen, yok olmayan, ezeli olan ve bir benzeri olmayan Zát'a gelince O'nun nasıl olduğunu ancak kendisi bilir. Ezelde yok olmayan, eskimeyecek ve ölmeyecek bir Zat'ın kadri nasıl kavranabilir? O'nun sıfatlarından herhangi birinin nasıl bir kimsenin bilebileceği ya da kadrini sınırlandırabileceği bir haddi ve nihayeti olabilir? O'nun el-Hakku'l Mubin/Apaçık Hak olmasına rağmen, O'ndan daha gerçek bir varlık olmamasına rağmen, O'dan daha açık bir şey olmamasına rağmen nasıl böyle bir şey olabilir?
2- Akılların O'nun sıfatlarının hakikatini kavramaktan aciz olduğunun delili, akılların O'nun mahlükâtının en küçüğünün bir sıfatının hakikatini bile kavramaktan aciz olmasıdır. Bir varlık ki küçüklüğünden dolayı onu neredeyse göremezsin. Bir görünür bir kaybolur. Kendilerinden yardım alarak dönüp dolaştığı gözü ve kulağı görülmez. Aklıyla öyle oyunlar yapar ki bunlar meydandaki gözünden ve kulağından daha karışık ve daha muammadır. Yaratıcıların en güzeli ve onların yaratıcısı olan, efendilerin efendisi ve rabbi olan Allah'ın şânı ne yücedir!
"O'na benzer hiçbir şey yoktur. O Semi'dir, Basir'dir." (Şura, 11)
3- Bil ki -Allah sana rahmet etsin- Rabb'in kendi nefsi hakkında bize bildirmediği bir sıfatı bilmek gibi bir yükümlülüğün yoktur. Çünkü O'nun sana bildirdiği sıfatlarının kadrini bilmekten âcizsin. Sana bildirdiği şeylerin bile kadrini bilemediğine göre seni bildirmediklerini bilmekle yükümlü tutmamıştır. Bunları bildiğin takdirde O'na daha fazla taatte bulunmaya ya da O'na karşı masiyet işlemekten daha çok sakınmaya delil mi bulmuş olcaksın?
Derinlere dalarak ve yük altına girerek Rabb'in kendi nefsi hakkında bildirdiklerini inkâr eden kimseye gelince, şeytanlar yeryüzünde onu şaşkın bir halde ayartmıştır. Bunun sonucunda onlardan biri kendi iddiasını Rabb'in bildirdiğini ve kendi nefsinden haber verdiğini inkâra delil getirmiş "Eğer O'nun şu sıfatı olursa mutlaka şu ve şu sıfatlarının da olması gerekir" demiştir. Böylece gizli olanla uğraşıp Rabb'in kendi hakkında hber verdiklerini inkâr edip, haber vermediklerinin peşine düşerek apaçık olanı görememiştir. Şeytan ona yazdırmaya devam etmiş, sonunda o Allah Teâlâ'nın şu buyruğunu inkâr etmiştir:
"Bazı yüzler o gün parıl parıldır. Rablerine bakarlar." (Kıyamet, 22-23)
Evet, bu kimse "Kıyamet günü hiç kimse O'nu göremez!" demiştir. Böylelikle bu kimseler Allah'ın kıyamet günü dostlarına vereceği en büyük ikramı; sıdk makâmında, iktidar sahibi bir hükümdarın katında O'nun yüzüne bakılacağını ve O'nun yüzüyle yüzlerin parlayacağını inkâr etmişlerdir. Oysa O onların bir daha ölmemelerini ve kendisine bakmalarını takdir buyurmuştur.24 Bu görüşte olan kimse başka çâresi olmadığı için (ru’yeti inkâr etmiş ve) helâk olmuştur. Allah bekaya hükmedip ölümü ve yokluğu yok ettiği zaman dostlarına kendisine bakma ve kendisiyle karşılaşma ikra- mında bulunacaktır.
Göklerin ve yerin Rabb'ine yemin olsun ki Allah kıyamet günü ihlas ehlini rü'yetiyle mükafatlandıracaktır. Mücrimlerden ayrı olarak onların yüzleri bununla parıldayacaktır. Bununla hüccetleri inkârcılara gâlip gele- cektir. [İnkârcılar ve taraftarları o gün Rablerinden perdelenmiş olacaklardır.
O'nun görülemeyeceğini iddia ettikleri gibi O'nu göremeyeceklerdir. Ayrıca Allah onlarla konuşmayacaktır] Onlara bakmayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
Bu sözü savunan kimse Allah Teâlâ'nın "Hayır, onlar o gün Rablerinden perdeleneceklerdir" (Mutaffifin, 15) buyruğundan nasıl ibret almamıştır? Bu kimse Allah'ın onları fâsık kimsenin kendisinin ve O'nun dostlarının kendisi hususunda eşit olduğunu zannettiği bir şeyle rahmetinden uzaklaştıracağını ve azaplandıracağını mı zannetmektedir? Bu kimse O'nun kıyâmet günü görüleceğini ancak sapık ve saptırıcı hüccetini ayakta tutmak adına inkâr etmiştir














