O sene Mekke ve civarında yağmurlar yağmaz oldu, kuraklık her yeri kasıp kavurdu. Kureyşilerin malları ağır, ağır ellerinden çıktı, büyük bir darlık ve kıtlık baş gösterdi. Abdülmuttalib’in kardeşi Ebi Sayfi’nin kızı Rukayka kuraklık ve kıtlıktan bunaldıkları sırada bir rüya gördü. Rüyasında ak elbiseli bir kişi:
-Ey Kureyş cemaati! Gönderilecek olan peygamber sizdendir, sizin içinizdedir. Kendisinin zuhur zamanı gelmiş, gölgesi üzerinize düşmüştür. Bu zaman Onun zamanıdır. O size yağmur, bolluk ve bereket getirecektir.
Ey Kureyş cemaati! Dikkatle bakınız. Soyca en üstününüz ve şerefliniz olan uzun boylu, iri kemikli, ak tenli, iki kaşının arası birbirine yakın, kirpikleri ve saçı uzun, yanakları düz, burnu ince, onurlu adamı bulunuz. O ve oğulları, her kabileden bir adam ile bir araya gelsin. Onlar bir araya gelmeden önce yıkansınlar, güzel kokular sürünsünler. Hacerülesved rüknünü istilamdan sonra Kâbe’yi yedi kere tavaf etsinler. Tavaf bitince hep birlikte Ebu Kubeys dağının en tepesine, zirvesine çıksınlar. Vasıfları açıklanan kişi öne çıksın da yağmur duası yapsın. Diğerleri de bu du- aya amin desin. Bu duadan sonra yağmura ve bolluğa kavuşacaksınız. Çünkü Tahir ve Tayyib olan onların arasında bulunuyor dedi.
Rukayka hatun hemen yattığı yerden fırladı. Son derece korkmuş ve şaşırmış bir haldeydi. Öyle ki tüyleri diken, dikendi. Hemen, hiç oyalanmadan doğruca Mekke vadisine doğru koşarak gitti ve gördüğü rüyayı Kureyşîlere anlattı. Kureyşilerden bazıları rüyasında gördüğü ak elbiseli kişinin vasıflarını bir kere daha dinledikten sonra:
-Ey Rukayka! Vallahi sen rüyanda Abdülmuttalib’i görmüş olmalısın. Anlattığın vasıflar onun vasıflarıdır. Muhakkak ki sen onu tarif etmektesin dediler.
Rukayka’nın garip bir rüya gördüğü kısa zamanda Kureyşîler arasında yayıldı. Rüyasını dinleyenler:
-Ey Rukayka! Senin tavsif edip durduğun kişi Şeybedir, Şeybetülhamd’dır. Harem’e ant olsun ki bu odur diyorlardı.
Sonra hepsi bir olup Abdülmuttalib’in yanına vardılar. Rukayka rüyasını ona da anlattı.
-Rukayka’nın hayır görmüş olduğunu umarım dedi.
Abdülmuttalib oğullarını yanına çağırdı. Onlara gusül etmelerini ve güzel kokular sürünmelerini emretti. Kendisi de yıkanıp, güzel kokular süründü. Her kabileden bir adamda yıkanıp, güzel kokular süründükten sonra Ha- cerülesved’i istilâm ile Kâbe’yi yedi kere tavaf ettiler. Ab- dülmuttalib’in yanında Muhammed’de (a.s.v) bulunmaktaydı. Dağa doğru yola çıktıklarında kafileye pek çok kadın, kız ve çocukta katıldı. Abdülmuttalib o sıralarda yedi yaşında olan Muhammed’i (a.s.v) omuzlarına oturtmuş olduğu halde dağa çıkardı.
Cemaat dağa çıkınca Abdülmuttalib’in iki yanına sıralandılar. Onlarla birlikte gelen kadınlar, kızlar ve çocuklar arkalarına geçtiler. Abdülmuttalib yanında Muhammed (a.s.v) olduğu halde kalkıp öne geçti. Ellerini kaldırıp:
-Ey yoksullukları ve muhtaçlıkları gideren, gam ve kederleri silip süpüren yüce Allah!
Öğretilmeden bilen, nimet ve ihsanları esirgenmeyen, karşılıksız istenilen Sen’sin Sen.
Ey yüce Rabbim! Şuncağızlar senin erkek kulların ve o kullarının oğullarıdır. Şu arkada titreşip duranlarda senin kadın kulların ve o kullarının kızları ve çocuklarıdır. Bunlar senin Harem’inin yanında barınırlar. Art arda gelen kuralık ve kuraklığın getirdiği kıtlık develerini, davarlarını, mallarını yok etmiş, onları fakir ve aç bir hâ- le getirmiştir. Onlar hâllerini Sana şikâyet ediyorlar. Onlar Senden yardım istiyorlar. Bizler Seninde çok iyi bildiğin şu felakete uğramış bulunuyoruz.
Ya Rabbi! Kemiklerimiz inceldi, gücümüz tükendi. Bize yağmur, bolluk ve bereket ihsan et.
Ya Rabbi! Bize bolluk ve bereket getirecek yağmurunla sula diye dua etti. Cemaatte bulunanlar da amin dediler.
Duaları henüz bitmiş, oldukları yerden ayrılmamışlardı ki nerden geldiği belli olmayan kara bulutlar etrafı sardı. İri damlalı, bol bereket getiren bir yağmur başladı. Dönüş yolunda Mekke ileri gelenleri Abdülmuttalib’in yanına geliyorlar:
-Ey Abdülmuttalib! Şu Batha halkı senin sayende ya- şadı diyorlar, onu tebrik ediyorlardı. Fakat gerçekte yüce Allah (c.c) onları yanlarında bulunan Yetim’in yüzü suyu hürmetine böyle bereketli bir yağmurla sulamıştı. Fakat onlar bunun henüz farkında değildiler.