Faşizm Üzerine - Umberto Eco
Umberto Eco’nun Beş Ahlak Yazısı kitabının Ebedi Faşizm bölümünde yer alan, kök-faşizmin temel argümanlarını anlattığı sayfalarca yazıyı buraya aktardım. Her maddenin tamamını değil, kendi içinde alıntılar yaparak aktarıyorum. AKP’nin halka, halkın anayasası diye yutturmaya çalıştığı akla mantığa sığmaz maddelerin yer aldığı ve MHP tarafından da desteklenen kişisel anayasaları için referandumun gündemde olduğu ve ülkenin iliklerine çıkmaz kara bir mürekkep gibi lekeler bırakan AKP’nin hala iktidarda olduğu günümüzde, bu yazıyı paylaşmak zorunda hissettim.
Öncelikle yazar, yukarıda yazdığım kök-faşizm kelimesini, faşizm için kullanacağını, maddeleri saymaya başlamadan önceki paragraftaki açıklamasıyla belirtiyor. Ve diyor ki: Bu özellikler (aşağıda yazan maddeleri kastediyor) bir sistem oluşturmaz; çoğu birbiriyle çelişir ve başka despotluk ya da fanatizm biçimlerinde de görülür. Ancak herhangi birinin varlığı, bir faşizm gölgesinin oluşması için yeterlidir.
Gerekli açıklamaları yaptığıma göre başlayalım:
Kök-faşizmin ilk özelliği, gelenek kültü’dür. (...) Nazi bilgisi, gelenekçi, senkretist, okült ögelerden besleniyordu.
Gelenekçilik, modernizmin reddi anlamına gelir. Hem faşistler, hem Naziler teknolojiye tapıyordu; oysa gelenekçi düşünürler, geleneksel ruhsal değerlerin yadsınması olarak gördükleri teknolojiyi genellikle reddederler. Ne var ki, nazizim sanayideki başarılarından gurur duymuş olsa da, modernizme düzdüğü övgü “kan ve toprak” üzerine kurulu bir ideolojinin yalnızca yüzeysel bir yönüydü. (...) Aydınlanma çağı, akıl çağı, modern çürümüşlüğün başlangıcı olarak görülüyordu. Bu anlamda kök-faşizm ,”irrasyonalizm” olarak tanımlanabilir.
İrrasyonalizm, eylem için eylem kültüne de dayalıdır. Eylem kendi başına güzeldir, öyleyse hiçbir biçimde önceden üzerine düşünülmeksizin gerçekleştirilmelidir. Düşünme, bir tür kısırlaştırmadır. Bu yüzden, eleştirel tavırlarla özdeşleştiği sürece, kültür kuşkulu bir olgudur. Goebbels’e atfedilen “ne zaman kültürden söz edildiğini duysam, tabancamı çekerim” sözünden, “domuz entelektüeller”, radikal züppeler”, “üniversiteler komünist yuvasıdır” gibi sık sık kullanılan ifadelere varıncaya kadar, entelektüel dünyaya karşı güvensizlik, her zaman kök-faşizmin bir belirtisi olmuştur. Resmi faşist entelektüeller, modern kültürü ve liberal aydınları geleneksel değerleri terk etmekle suçlamayı bir görev bilmişlerdir.
Hiçbir senkretizm biçimi, eleştiriyi kabul etmez. Eleştirel anlayış, ayrımlar yapar ve ayrım yapmak modernizmin bir göstergesidir. Modern kültürde bilim camiası, görüş ayrılığını bilgilerimizi geliştirmenin bir yolu olarak görür. Kök-faşizme göre görüş ayrılığı ihanettir.
Ayrıca, görüş ayrılığı, çeşitliliğin de bir göstergesidir. Kök-faşizm ise, farklılığın yarattığı doğal korkuyu kullanıp (...) görüş birliği arar. Faşist ya da başlangıç aşamasındaki faşist hareketin ilk çağrısı uyumsuzlara karşıdır. Dolayısıyla, kök-faşizm doğası gereği ırkçıdır.
Kök-faşizm bireysel ya da toplumsal düş kırıklığından doğar. Bu yüzden, tarihsel faşizmin en tipik özelliklerinden biri ekonomik bir bunalım ya da siyasal bir aşağılanmadan rahatsızlık duyan ve toplumun alt kesimlerinin baskısından korkan düş kırıklığı içindeki “orta sınıflara” çağrıda bulunmasıdır.
Kök-faşizm, toplumsal kimlikten yoksun insanlara biricik ayrıcalıklarının herkesin paylaştığı ayrıcalık olduğunu -aynı ülkede doğmuş olmak- söyler. “Milliyetçilik”in kökeni budur. Ayrıca bir ulusa kimlik verebilecek tek bir grup vardır: düşmanlar. Bu nedenle, kök-faşizm ideolojisinde, olasılıkla uluslararası nitelikli bir komplo saplantısı vardır. Faşizmin yandaşları, kendilerini kuşatılmış hissetmelidir. Komployu açığa çıkarmanın en kolay yolu da yabancı düşmanlığı’na başvurmaktır.
Faşizmin yandaşları kendilerini, düşmanların gösterişle sergilenen zenginliğinden ve gücünden aşağılanmış hissetmelidirler. (...) Gel gelelim, yandaşlar, düşmanları yenebileceklerinden de emin olmalıdırlar. Böylece, retorik ayarın sürekli değiştirilmesiyle, düşmanlar hem çok güçlü hem de çok zayıf gösterilir.
Kök-faşizme göre yaşamak için mücadele edilmez, “mücadele etmek için” yaşanır. Barışseverlik, düşmanla iş bilirliği demektir; barışseverlik kötüdür, çünkü yaşam sürekli bir savaştır.
(...) İktidarı demokratik yoldan değil, zorla ele geçirdiğini çok iyi bilen lider, gücünün kitlelerin zayıflığından kaynaklandığını da bilir: O kadar zayıftır ki kitleler, bir “egemen”e gereksinim duyarlar.
Böyle bir bakış açısında, herkes kahraman olmak üzere eğitilir. (...) Kök-faşist kahraman ölmek için sabırsızlanır. Şunu da belirtelim ki, bu sabırzırlığıyla daha çok başkalarının ölümüne yol açar.
... kök-faşist irade gücünü cinsel konulara aktarır. (...) Cinsellik oynanması zor oyunlardan biri olduğu için, kök-faşist kahraman fallusun ikamesi silahlarla oynar, onun savaş oyunları sürekli bir penis hadesi’nden kaynaklanır.
(...) Kök-faşizme göre bireylerin birer birey olarak hakları yoktur, “halk” bir nitelik olarak “ortak irade”yi ifade eden tek parça bir varlık olarak algılanır. Sayısı ne olursa olsun hiçbir çoğunluk ortak iradeye sahip olamayacağından, lider onların sözcüsü gibi davranır. Yurttaşlar temsil güçlerini yitirdiklerinden, eylemde bulunamazlar, onlardan yalnızca halk rolünü oynamaları istenir.
(...) Tüm Nazi ya da faşist okul kitaplarında, karmaşık ve eleştirel akıl yürütmenin araçlarını sınırlandırmak üzere, son derece kısıtlı bir sözcük dağarcığı ve ilkel bir söz dizimi temel alınıyordu.
Kaynak: Umberto Eco, Beş Ahlak Yazısı, Can Yayınları, 3. Baskı.
________________
Faşizm Geliyorsa Ne Yapmalı?