Öyle bir ülkede ve zamanda yaşıyoruz ki, mutlu olmamak elde değil(!) Sebebi ortada değil mi, yüz yıl önce yazılmış bütün ‘anti ütopya’ metinleriyle memleketimiz arasında paralellik kurmak mümkün. Kitabın adını, yazarını kapalı tutun, durumun farkında birilerine okutun, ilk tepkisi, “memleketi aynen yazmış” şeklinde olacaktır. En azından bu ‘karanlık’ tarafıyla bile, muasır medeniyetler seviyesine geldiğimiz için şükretmeliyiz(!) Yoksa Orwell, Huxley, Zamyatin, Bradbury gibi ustalara para verseniz bile cennet vatanımızı yazarlar mıydı hiç? Pollyanna’ya öykünmüyorum hayır, aksine Diederich Hessling’in taklidini yapıyorum. Yani yukarıda saydığım zincirin son halkasının Heinrich Mann’ın Tebaa isimli eserindeki kahramanının… Büyük usta Heinrich Mann’ın 1914’te biten sonra yasaklanan romanı, 19. yüzyıl şafağındaki Kayzer Almanyası’nı gözler önüne sererken, dünyanın her yerinde karşımıza çıkan “korkak, itaatkâr, sinik, medeni cesareti yoksun, konformist iktidar destekçilerinin” yani kraldan çok kralcıların ipliğini pazara çıkarıyor aslında. Tebaa’nın kahramanı Hessling acınacak kadar korkak olmasına rağmen, bütün sinikliğiyle önce babasından, sonra iktidardan gördüğü baskının aynını yine sırasıyla önce kızkardeşlerine sonra da fabrikasında çalışanlara uygular. Zira devlet her zaman uslu ve uysal bendeler ister!