Tek Ses, Tek Nizam, Tek Ülke...
Birbiri ardına çıkagelen devletli söylemlerinde hizipleşme, tek nizam / tek ses düzen için ve adına yinelene geliyor. Cürüm, cerahat, çürüme üçlüsünün ekseninde her günü apayrı yıkımların kılınan bir sahada hayat mefhumunun kökten çürümeye terk edilmesi bütün bu ayrımlar silsilesine sahip çıkılarak var ediliyor. Dünü, bu şimdiye taşımış, taşırmış olan ol aklın eyledikleri bir müşterekler krizini var eder. Elemeler, ayrımlar, ayrı gayrılar, ögeleri ayrıştırmalar, sizdenler bizdenler, ayrıştırıcılık silsileleri, yaftalamalar, ucu hep ama hep açık hizalamalar, hedef kılmalar ve dahası tümden, topyekun bir otokrasi mefhumunu da güncelleyerek bir yurt, yer, alan dönüşümü güncellenendir, bugün hala.
Birbiri ardına yinelene gelen devlet pratiklerinde ortaya dehşetin menzili çıkar. Bütün tüm iç içe geçmiş, her anı bir yıkıma çıkagelen / yönelen bir yer, yurt tahayyülü hakikat kılınır burada. Biteviye atılan adımlar, adım başı uygun görülen tavırlar, her yeri kuşatmayı hala inatla savunan, kılavuz çizgisi yapan, denetim, gözetim ve tahakküm elementleriyle bir menzil bir kez daha çoraklaştırılıyor. Tek renk, tek dil, tek bayrak, tek iman, her şeyin ama her bir şeyin tek tip / tekten mülhem her soru / sorgunun tekilliğe rehin edildiği bir yer var ediliyor. Bugünün devleti dününün zehir zemberek hallerini kendisine referans olarak almaya devam ediyor. Her yanı kapkaranlık, her günü bunca açıktan bir fasit döngü haline rehin bir sahne bina ediliyor. Bir fasit döngü ki sonu her dem yıkımın ta kendisine çıkartılıyor. İçten dışa, dışta içe bir özyıkım var ediliyor. Bütün artık gayretle paramparça ediliyor. Her ezberden çıkış, her ezber edilmiş tahakküm nesnelliği zamane 1984’ünü var ediyor.
Kurgu olmayan bir cerahat sarmalı bina edilirken var edilen katran karanlığının alıştırma süreci hep bir biçimde tehditlerle şekillendiriliyor. Baskıcı, zorbalıkla hemhal bir sahayı, onu var eden yönetim katının tahakkümü uygulama, vaat, sıradana müjde diye utanmazlık ile pazarlanıyor. Düzen kendi çürütücü yanlarını gizlemeye gerek duymaksızın hepi topu yirmi dört saatte unutturulan yıkımlarla yön belirliyor, bir istikamet biçimlendirmeye hala çalışıyor. Cerahat artık öylesine pek bir biçimde varlığını koruyor ki, nereden, kime ve her ne şekilde saldırılacağı o yazınsal metindekinden çok daha ağır, gizli, örtük bir halde imal ediliyor. Baş Amir, Büyük biraderi temsil ederken, geriye kalan avenesi ve baş faşist ile zümresinin kümesinden yeni konuş, yeni eylem, yeni ülke şablonları var ediliyor. Hep ama hepsi birden bir karanlığın temsili adına güncellenen hamlelerle Türkiye topraklarını bir ucubeliğe dönüştürmek kesin / kati bir sonuç kılınıyor.
Tek ses, tek nizam, tek anlam, tek yorum, bunca çok sesliliğin var edilebildiği bir sahada, bütün bunlar geride bırakılıp, demokrasi mefhumunun köküne kibrit suyu dökülüyor. Bir sahnede aralıksız kılınan reform, yönelim, değişim, demokrasi, hürriyet vs. mefhumlarına karşıtlık artık o bahislere göndermeler var edildiğinde güncelleniyor. Bir sonuç kabilinde o ucubelik kalıcı kılınabilsin diye gündem var edilmiş tehditlerle, döngüde yerleşik olan o tahakküm hamlelerine rehin kılınıyor. Cerahat artık arşı alaya çıkmış, kokuşma pek uzak değil tam da burnumuzun dibinde bitmeye devam ederken, büyük ülke masalları arasız ve fasılasız yinelenirken, tek tip ülke gamının simsiyah halinde sıradanın hayat hakkı bizzat telef olunuyor. Tek yok uçurum kılınıyor, yeter ki düzenin başına bir hal gelmesin!
Bianet’ten aktaralım: “Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör olarak atanan Melih Bulu'ya yönelik protestolar Güney Kampüs'te devam etti.
Akademisyenler 5 Ocak'tan bu yana sürdürdükleri Rektörlük binasına sırt dönme eylemleri için bugün de oradaydı. Bir kez daha "Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz" diyen öğretim üyeleri, açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:
"Bu hafta da yine, üniversitemizin özerk ve demokratik işleyişini hedef alan saldırılar ve iktidarın vesayetini kurumsallaştırmaya yönelik çabalarla karşı karşıya kaldık.
"Sosyal Bilimler Enstitüsüne kendi iradesi dışında atanan meslektaşımızın istifası neredeyse bir aydır işleme konmazken, demokratik yöntemlerle seçtiğimiz Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürümüz ve Mühendislik Fakültesi Dekanımızın resmî atamaları halen gerçekleşmedi.
"Buna karşın atanmış rektör, üniversitemizin usul ve teamüllerine aykırı olarak göreve gelen Hukuk Fakültesi Dekanı'nı, Üniversite Yönetim Kurulu toplantısına davet etmekte bir beis görmedi.
"En kısa zamanda seçilmişlerin resmî olarak göreve başlamasını talep ediyoruz. Demokratik irade ve sandığın önemine her fırsatta vurgu yapan ülke yöneticilerinden ilham alarak bu konuda ısrarcı olmayı sürdüreceğiz.
"1980 askerî diktatörlük dönemi sonrası seçilmiş ilk rektörümüz olan Üstün Ergüder, çok değerli akademik kariyerinin yanında Türkiye üniversitelerinin demokratikleşmesinde öncü rol oynamış bir bilim insanıdır. Üstün Hocamıza iktidarın en üst makamlarından yöneltilen tehditleri bir kez daha kabul edilemez buluyor, esefle kınıyoruz.
"Üniversitede partizanca bir kadrolaşma mantığıyla tepeden dayatılan fakültelerin biz hocalar için gayrimeşru olduğunu nöbetimizin sekizinci haftasında bir kez daha vurgulamak isteriz. Atanmış Rektör, Rektör Yardımcıları ve Hukuk Fakültesi Dekanı'nı istifaya davet ediyoruz.
"Son söz olarak, tutuklu ve ev hapsinde bulunan öğrencilerin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz."
Gündemden alaşağı edilmek istenen Boğaziçi Üniversitesi direnişin sunduğu yukarıdaki onca cümle ile anlatmaya çalıştığımız tek tip, tek renk, tek soluk bir menzilin karşısında bir isyan olduğu muhakkaktır. Konuşulmayan, suskunluğa rehin edilen, üstü örtbas edilip bir yandan da kayyıma alıştırma projesinin memleketin Bakur Kürdistan’ında var edilmiş hak gasplarından pek de uzak olmadığı bugün afakidir. Akademik özgürlüğün, hürriyetin ta kendisini sorgulayarak var edebilen, tüm renkleriyle bir menzilin söz konusu edileceği, edilebileceği bir yerin yurdun tahayyülünden vazgeçmek vaaz edilir. Ortaya çıkan tabloda olmakta olan, olsun diye aralıksız çalışılan ve gündemin satır aralarından dibe yollanmak istenen şey bütün bu sorgu istemidir. Yaptım oldu bahisleri arasında kuralların, kaidelerin alt üst edildiği bir zemin gerçek kılınandır. Yeni Türkiye bu cerahatin, tek tipleştirilmiş ol değişmezlikle meshedilmiş, rezilliğin sofrasına mıhlanmıştır. Çürüme sonsuz kadar.
Mezopotamya Ajansı’ndan aktaralım: “Maltepe Belediyesi ile Türkiye Genel Hizmetler İşçileri Sendikası (Genel-İş) Anadolu Yakası 2 No’lu Şube arasındaki Toplu İş Sözleşmeleri (TİS) görüşmelerinin tıkanması üzerine işçiler, 6 gündür grevde. Belediye ve sendika arasındaki görüşmelere Genel-İş Genel Merkezi de katıldı. İşveren son görüşmede 4 bin 700 TL önerisinde bulundu. Genel-İş İstanbul Anadolu Yakası 2 No’lu Şube ise bu durumu referanduma götürmeye karar verdi. Referandum için oylama devam ederken Genel Merkez, sözleşmeye imza attığını açıkladı. Referandum sonucunda işçiler, 525 oyla sözleşmeyi tanımama kararı aldı.
Referandum başlamadan belediye yönetimiyle yaptıkları görüşmenin ayrıntılarını işçilere aktaran Şube Başkanı Yenigül Özen Dolgun, “Geldiğimiz noktada sendikalı olmak, sendikal haklarımızı kullanmak Anayasal bir hak. Bu hakkımızı kullanırken kimsenin müdahale etmemesi gerekirken çöpler bahane edilerek terörize edilerek burada yapılan organizasyonu sanki bir terör faaliyetiymiş gibi algı yaratmaya çalışıyorlar. Biz burada emeğimizin peşindeyiz, ekmeğimizin peşindeyiz. Kimsenin bunu manipüle etmesine de müsaade etmeyeceğiz” diye belirtti.
Görüşmelerdeki son durumu aktaran Dolgun, “Dün akşam toplam 4 bin 600 lira gibi bir teklif geldi, onu da kabul edemeyeceğimizi söyledik. En son söyledikleri şey ‘en fazla 4 bin 700 lira yaparız’ oldu. Bunu şube yönetimi olarak kabul etmeyeceğimizi belirttik. TİS yetkisi Genel Merkezde olduğu için Genel Merkez bu iradesini kullanacağını söyledi. Genel Merkez bunu imzalarsa yasal olarak grev sürecimiz sona erer. Devam etmeyi seçersek geçen seneki gibi eylem süreci başlatmış oluruz. Pandemi koşullarını da gözeterek bunu da hep birlikte değerlendireceğiz, birlikte karar vereceğiz” ifadelerini kullandı.
İşçi temsilcileri ise yaptıkları açıklamalarda, “Sandık kuracağız, referandum yapacağız, ya tamam diyeceğiz ya devam diyeceğiz” mesajını verdi. Konuşmaların ardından işçiler referandum için oy vermeye başladı. Oy sayımının bitmesiyle birlikte 552 oy çokluğu ile işçiler genel merkezin imzaladığı anlaşmayı kabul etmedi.”
Düzenin var ettiği ezberler, birbirini tekrar eden tek nizam, tek düzen, tek ses tahakküme rehin etmeler bir kez daha Maltepe’deki emekçiler vasıtasıyla güncellenir. Covid-19 hali, pandemi sürecinin henüz ortasında bir yerlerde olan bir menzilde ekonomik bağnazlığın, bütün o çökertme planının yoksun kılmaya devam ettiği sıradan insanlara dair güncel bir örnek karşımıza çıkartılır. Tutarlardan vareste, bütünüyle iktidar şablonunun bir başkası ol ana muhalefetin elinde tuttuğu bir kentte var edilir. Düzenin ezberlediği şablonlarıyla, asgari yaşam şartlarının sağlanmasında dahi kırk dereden su getirme burada da karşımıza çıkar. Prekaryanın emek yükünü karşılaması bilabedele yakın kılınsın istenir. Oysa en son araştırmalara göre dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının on bir bin türk lirasına ulaştığı bir yerde hayatta kalmak, açlık sınırından biraz olsun uzaklaşmayı, insanca yaşam hakkını talep etmek bir insan hakkı mücadelesidir. Gel gelelim, körler sağırlar birbirlerini pek de ala ağırlar menzilinde, ekmek aslanın ağzında değil midesine rehin edilendir. O mide ki asidi ile ekmeği de yutandır, karanlığında çürütendir. Kim farkındadır.
Yeni Yaşam Gazetesi’nden aktaralım: “Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, twitter hesabından AKP Grup Başkan vekili Özlem Zengin’in çıplak arama uygulamasına ilişkin sarf ettiği açıklamalara bu kez belge paylaşarak yanıt verdi.
Uşak’ta gözaltına alınan öğrencilerin çıplak aramaya maruz kaldığını ve daha fazla hak ihlali ile karşılaştığını belirten Gergerlioğlu, öğrencilerin yapmış olduğu suç duyurusunu kanıt olarak gösterdi.
Gergerlioğlu paylaşımında, “Ve işte belgesi!!! Uşak’taki öğrencilerin suç duyurusu! “İnanamıyorum” dedi, “onurlu kadın 1 yıl beklemezdi” dedi! Ama kral çıplak, bana ne kadar iftira edilse de var! Gerçeği örtmek nafile çaba Çıplak arama var Söylediğimizden daha fazlasını yaşamış öğrenci!!!” ifadelerini kullandı.
Ne Olmuştu?
Gergerlioğlu’nun sıklıkla gündeme getirdiği çıplak arama uygulamasını inkar eden AKP Grup Başkan vekili Özlem Zengin, uygulamaya “kurgu” diyerek “Şu malum aramalarla alakalı çokça saldırıya maruz kaldım, özellikle HDP’deki milletvekili arkadaşlar bu konuyla ilgili ne yazarlarsa beni oraya hemen ‘mention’lıyorlar. O dediğiniz yerde böyle bir şey olmadı. Bir kadını çıplak arayacaksın, dakikasında bundan rahatsızlığını beyan eder, bir sene beklemez. Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez. Bu kurgusal bir hareketti” açıklaması yapmıştı. Zengin’in açıklaması büyük tepki toplamıştı.”
O kurgu, bu tasarlanmış bir devlete başkaldırı, şu yıldırı bu tehdit. Şablonlara kestirilmiş olan devletli refleksinin hiçbir biçimde sıradanın hakkına da hukukuna da sahip çıkmaya çalışmadığının utanç vesikaları geçtiğimiz günlerin pek çoğunda asal gündem maddesiydi olanların sorgulandığı bir deneyimdi. Tek ses, tek nizam, tek anlam ülke tahayyülünde bu hak gasplarının sorgulanması, insan hakları konusunda sınıfta kalmaya devam diyen bir sahnenin bizatihi o geçmişin karanlığını hala takip ettiğini de ifşa eder. Özlem Zengin’in atfettiği, iffetli kadın onca zaman sonra değil olayın ertesinde hakkını arar serzenişinin bir kötülükten gayrısı olmadığı, yaşatılan işkencelerin her yerde / her şekilde varlığının kesin ve kati kılınmasından barizdir, Gergerlioğlu bu tabloda yer alan bir vakayı / durumu paylaşır, kim verecektir hesabını sahiden de?
Yalanlar, daha büyük yalanlar, daha çeşitli ve derinlikli yalanlarla birlikte bir tekillik hali inşa ediliyor. Bir ülke düşünün ki zeminin kaypaklığı, çamura dönmüş suretinin artık hemen hiç mesel edilmemesine çabalar sarf ediliyor. Behemehal sıradan insanların hakkı, hukuku, yaşam istenci ve tüm o mücadeleye ev sahibi olan hayat döngülerine müdahaleler aralıksız kılınıyor. Tahakküm etmenin biçemi dönüştürülüyor. Yeni ülke, yepyeni reformlar, aralıksız hak düzenlemeleri, yüzünü geleceğe bakan ülke vs. seslenişi ve tahayyülleri birer ikişer daha kararlı bir karanlığın binasına temel teşkil ediliyor. Bugün bu raddede, şu menzilin her türden bir açmazlar sarmalı, karanlıklar girdabına dönüşümü kesintisiz kılınıyor. Tek tip, tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek şu, tek bu denile denile yaşam hakkının lağvedilmesi güncelleniyor. Doğrudan bir hayat tecrübesi sıradana bırakılmıyor. Devletin gölgesinin değdiği yerde, hayat istemi artık anlık olarak eksiltiliyor. Eksiltilen, yıkıma rehin edilen, zehir kılınan her gün bir kez daha insanlığın tahayyülleri / ortak ide / evrensel haklar olduğu artık afakidir. Bugün bir kere daha, tüm bu sahanın yöneldiği karanlıkta her neyi var ettiği açıktır. İnsan nereyedir, insanlık her ne hallerdedir, sorguladığımız bir meseledir, kayda geçsin. Tek ses, tek nizam, tek adam, tek rejim... tekillikler içerisinde yitirilen çok seslilik! Yineleyelim, insan nereyedir, insanlığın ulaştığı seviye her nedir, bu çürüme hali, kuşatma düzeni ve ezip geçmelerden mülhem bir yer vatan mıdır, hala mı?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2021
Görsel: Untitled via The Oblique Life











