kederi yüklenmiş olana söyle kalıcı değildir keder. sevinçler nasıl yok olup giderse o da öyle yok olup gider.
binbir gece masalları
seen from Germany
seen from United Arab Emirates

seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Maldives
seen from Russia
seen from Germany

seen from United Arab Emirates
seen from United Kingdom
seen from Germany
seen from Switzerland
seen from Türkiye

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Türkiye

seen from Germany

seen from Germany
seen from United States
seen from Saudi Arabia
kederi yüklenmiş olana söyle kalıcı değildir keder. sevinçler nasıl yok olup giderse o da öyle yok olup gider.
binbir gece masalları
THIS ACCOUNT ISN'T DEAD- waiting for asks is my downfall here, xD. Been thinking about my demon babies a lot, so art of them will be coming soon! Still getting used to side blog stuff, but I'll get a hang of it!
-Hekate
gözlerin aldı meni*
Dilber'in Sekiz Günü filminden bir sahne. Fırat Tanış - Ey Dilbere Tu him gulî him rihanî Tu him derdî him cananî Tu hekîmî him loqmanî Wêran ezim malêm xira...
Sözleri Kürt şair Feqiye Teyran’a aittir. Mahlasının anlamı kuşların öğrencisidir.. Mahlasının hikayesi elbet masalsı..
Yöresinin önde gelen ailelerindendir. Ama ailesinin mal mülkünü ve insanlara emir verip yönetmek istemez, hayatını Anka kuşunu görmeye adar. Gezmediği görmediği köy, Mezopotamya’da ayak basmadık toprak bırakmaz. Gezdiği her yerde Anka kuşunu sorar, herkesten dinler, dinledikçe sevdası artar. Yıllarını ve ömrünü buna adar.. Bu çabalarının sonunda kuşların dilinden anlar, konuşur..Günlerden bir gün de dilediğine erer..
Şafak attığında Anka kuşunun sesini duyar..
Ve derler ki ölmeden evvel tüm kuşlar Feqiye’nin etrafında toplanır, en son insanların bakarken gözlerinin kamaştığı beyaz kuş gelir başının üzerinde üç kere döner, gider. Gittikten sonra Feqiye son nefesini verir..
Hayatını güzelliklere adayanlara!
bunu blogumda kayıt altına almayacaksam neyi alacağım? “Gene Sürme Cekibsen Evler Yıhan Gözüne Yar
Getme getme gel”
Biçareliğin Yaşam Akdi - Kesintisiz Diyet
Biçarelik bir halin ortasında hiçbir çıkış bırakılmayan bir mefhumun içindeyiz. Ne dün bir biçimde geride kalıyor, ne şimdi bize bırakılıyor. Ne yarına dair umudun zerresine alenen müsaade olunuyor. Her şey bir anın içinde şu andan başlayarak dünü ve yarını kapsıyor. Her anlamda biçarelik kalıyor modern zamanın yaşayanına. Bir çıkış emaresi ya da tüm o çekilen bedel, ödenen diyetlere karşılık olarak bir noktada bitiyor her şey bahsine zemin hiç bırakılmıyor artık. Erk, muktedir, iktidarın müdahil olduğu anlık değil artık süreklilik kazandırdıklarıyla birlikte biçare konulmak sıradanın tek istikameti bildiriliyor. Her şey ama en başta o sorun kümeleri hayatın merkezinde tutulmaya devam ederken hiçlik vaaz olunuyor. Behemehal sabır telakki ediliyor. Alenen o yağma, gücü elinde tutanın sunduğu ve sergilediği cerahatle cürüm hemen her anlamda yaşama kastini var ederken halen sabra yer kalmış gibi tekrar ediliyor. Duraksamayan, yinelenen her dem güncellenen, aralıksız bir halde yönlendirilen modern zamanların yaşam akdi bütünüyle bu sabretme halinin ne biçimde şekillendirildiğini örnekler. Hep eksik, hep yarım, hep muğlak olagelen mağdur olma halinin sıradana reçete edildiği bir eşiktir yaşatılan.
Düzen sahiplerinin kendi bekalarını, maçalarını, cakalarını kurtarmaları adına sundukları her ihtimalde biraz daha dibi boylayan bir ülke çıkagelir. Çıkar, yağmadan pay kapmanın normatif ilan edilmesi, herkesin birbirinin gözünü oyduğu bir entrika sofrasında milliyetçi ya da dini istismar ederek çıkagelen kadroların var ettiği tahayyüller tastamam o pratikten yıkımı var eder. Çıkış koymayan, geleceği şimdiden çürüten, şu anda var edilenlerle aleni bir eksik gedik koyma halinin merkezinde yaşam tarumar edilir. Muktedir, baş efendi ve baş faşistin güzergahı yirmi beş koca yılda dönüştürdükleri zemin bu halin taşıyıcısıdır en son merhalesidir. Birliktelikte çıkagelen güçlü ülke vurgusunun, en son gençlik şöleninde karşımıza çıkan ilahlaştırma pratiklerinin ve hepsinin üstüne eklenmiş olagelen tahakküm hamlelerinin doğrultusunda bir şeyler yarım yamalak kılınır. Biçarelik bir halin ortasında, ama pandemi, ama ekonomik dengesizlikler, ama ihtilaflar, ama savaşlar öne sürülerek hep zor, daima daha beterin yollarının arşınlandığı bir menzil var edilir. Bunlarla birlikte bir açmazlar sarmalı, içinden çıkılamayacak olagelen bir fasit daire güncellenir.
Tam da bu eşikte, Elif Ekin Saltık’ın Evrensel’deki haberi, önümüze serilen bu cerahatli kafesleme taktiğinin resmi vesikası gibi duruyor:: “DEM Parti Grup Başkanvekilleri Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, artan enflasyon, yoksulluk, gelir ve vergi adaletsizliğinin nedenlerinin araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığına Meclis Araştırması açılması için önerge verdi.
Önergede, Türkiye ekonomisinin AKP’nin “sermaye odaklı ekonomi politikaları” nedeniyle tarihsel bir dönemden geçtiği belirtilerek, TÜİK verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye ulaştığı, 2026’nın ilk dört ayında gerçekleşen yüzde 14,6’lık enflasyonun ise iktidarın yıl sonu hedeflerini hükümsüz kıldığı ifade edildi.
Asgari ücretliler ve emekliler başta olmak üzere milyonlarca yurttaşın açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiği belirtilen önergede, artan gıda enflasyonu ve hayat pahalılığı nedeniyle sosyal hakların reel değerini kaybettiği kaydedildi. Önergede, Türkiye’nin dünyada en yüksek enflasyona sahip ilk beş ülke arasında yer aldığı belirtilerek, “Şimşek Programı”na rağmen aylık enflasyon gerçekleşmelerinin savaş halindeki birçok ülkenin yıllık enflasyonundan yüksek olduğu ifade edildi.
AKP’nin sermayeye vergi muafiyetleri, istisnalar, ihaleler ve garanti ödemeleri sağladığı belirtilen önergede, bunun faturasının emekçilere çıkarıldığı kaydedildi. TÜİK verilerinin “gerçeklikten uzak” olduğu belirtilen önergede, enflasyonun bir “kaynak aktarım mekanizmasına” dönüştüğü ifade edildi.
“Asgari ücret ve emekli maaşları eridi”
Önergede, yılın ilk dört ayında asgari ücretin 4 bin 110 lira, 20 bin lira maaş alan emeklilerin gelirinin ise 2 bin 930 lira eridiği belirtilerek, milyonlarca emekçi ve emeklinin açlık sınırının altında yaşamaya zorlandığı kaydedildi.
Emeklilerin büyük bölümünün açlık sınırının altında maaş aldığı belirtilen önergede, “çalışan emekli” sayısının son altı yılda yüzde 185 artarak yaklaşık 2 milyon 130 bine çıktığı ifade edildi. Bayram ikramiyelerinin de enflasyon karşısında eridiği belirtilen önergede, 2018’de bin liralık ikramiyeyle yaklaşık 5 gram altın alınabilirken bugün yalnızca 0,60 gram altın alınabildiği kaydedildi.
“Her 10 kişiden 6’sı borçlu”
Önergede, Türkiye’de her 10 kişiden 6’sının borçlu olduğu, en az 17-18 milyon yurttaşın yoksulluk içinde yaşadığı, sosyal yardıma muhtaç hane sayısının 4,5 milyonu aştığı ifade edildi. 7 milyondan fazla çocuğun yoksulluk sınırının altında yaşadığı belirtilen önergede, her 5 çocuktan 1’inin okula aç gittiği kaydedildi.
Geniş tanımlı işsizliğin yüzde 31,5 seviyesinde olduğu belirtilen önergede, genç kadın işsizliğinin yüzde 30,9’a ulaştığı, 6,5 milyon gencin ise ne eğitimde ne istihdamda yer aldığı ifade edildi.
“Vergi yükü emekçilerin sırtında”
Gıda enflasyonuna ilişkin verilerin de yer aldığı önergede, Türkiye’nin dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ilk dört ülke arasında bulunduğu belirtilerek, çiftçilerin bankalara olan borcunun 1 trilyon 400 milyar liraya ulaştığı ve tarımdaki batık kredi tutarının bir yılda yüzde 292,5 arttığı ifade edildi.
Önergede ayrıca, 2026 yılı Nisan ayı bütçe gerçekleşmelerine göre toplam vergi gelirlerinin yüzde 61’inin KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerden oluştuğu, gelir vergisinin yüzde 89’unun ücretlilerden stopaj yoluyla kesildiği, kurumlar vergisinin payının ise yüzde 10 düzeyinde kaldığı kaydedildi. Faiz giderlerine dört ayda 1 trilyon 134 milyar lira ödendiği belirtilen önergede, bütçenin sermaye sınıfına kaynak aktarım aracı haline geldiği ifade edildi.
Önergede, Türkiye’deki yoksulluk, gelir ve vergi adaletsizliğinin araştırılması ve halkın alım gücünü koruyacak yapısal önlemlerin belirlenmesi amacıyla TBMM’de araştırma komisyonu kurulması talep edildi.”
İçinden çıkılamayan cerahatli kafesleme taktiğinin her nasıl vuku bulduğuna yetkin bir sorgudur şu yukarıda okuduğunuz. Bir Erdoğan gider, bini gelir diye gümbürderken ol baş efendi, sokağın yansısını, sesini alt etmenin, açlık sınırının tam da dibinde bırakılan bir ülkenin çoğunluğuna karşı kayıtsızlığın var ettiği dehşet dolu tepkisizlik, duymama hali ol yıkıcı fasit döngüyü görünür kılar. Gelir eşitliğinin yanında vergilendirmedeki o ayrımcılık ve kimlerden olunduğunun daha önceden vergi dilimlerini belirlediği bir yer, bir zeminde içinde çıkılamayan şeyin salt maddiyat değil aynı zamanda da biçimsizliği, doğrudan ayrımcılığı iliğine kadar yaşayan bir ülkenin deneyselliğidir. Hepimizi kıskana kıskana bir haller olan Almanya’da vekiller maaşlarına yapılacak 500 euroluk zammı bu kaynağın halka daha ağır ekonomik yükü beraberinde getireceği gerekçesiyle reddini bildirirler. Başından sonuna, siyasetinden ekonomi politiğine, gündelik yaşamda var olma istem ve tahayyülünden, kimsek, neysek oyuz halini muhafazasına atıldı mı mangalda kül bırakılmayan bir cenahta, daha hiçbir surette halkın / sıradan insanın lehine bir kararın altına imza atamayan vekiller üzülürler mi, utanırlar mı sahiden? Birbirini tamamlayan ve her durumda bir önceki sekansla bağlarını koparmış, dizginlerinden boşalırcasına yarım, yamalak bir gelecek tahayyülüne koşa duran menzilde, bunca afaki cürme, çürümeye, hiç eksiksiz nefrete, dur duraksız sınamaya itiraz eden var mıdır, kalmış mıdır, nedir haliniz! Sahiden de nedir haliniz! Unutmayın; muktedirlerin bekası için her gün biraz daha dibi boylayan bu entrika sofrasında sırasını bekleyen sıradanlar olduğumuz sürece, ne dünün hesabı sorulur ne de yarına bir zerre umut kalır. Geriye sadece, adına 'yaşamak' denen bu ağır, bu kesintisiz diyet kalır / bırakılır.
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Görsel: Chris MCGRATH – Getty Images
Meramda Paylaşılan Haber
DEM Parti Yoksulluk ve Gelir Adaletsizliğinin Araştırılması İstendi - Elif Ekin SALTIK - Evrensel https://www.evrensel.net/haber/5985007/dem-parti-yoksulluk-ve-gelir-adaletsizliginin-arastirilmasi-istendi
Yekûn
Gözler önünde olup, hala görülemeyen, henüz fark edilemeyen bir toplam ile çıkagelen bir var olma mücadelesi sürdürülüp duruyor. Sınırın içi veyahut da dışında olsun herkesi kapsayan, herkesin öteki kılınabildiği binbir zeminde muğlak, kesintisiz, kati bir istemle birlikte yok saymalar var ediliyor. Umursanmazlık, utanmazlıkla birleştiğinde ötekisinin, aykırı, dış diye bildirilenin çektiği cefa, diyet, bedel de çoğaltılıyor. Tümüyle nobran açık ve etkili bir biçimde müdanasız şiddete başvurarak oluşturulan bedel, diyetlerin yekununu bir kere gördüğünüz vakit zaten hiçbir şeyin aynı kalmayacağını anlıyorsunuz. Görece bir modernliği yaşadığı iddiasındaki yeni dünyanın, onca teknolojik gelişime paralel insanilik kısmında değil de canilik kısmında kariyer yapmasının utancı çıka geliyor birbiri peşi sıra. Ukrayna’da Rusya’nın eylediği şiddet döngüsü, savaş ikliminin beşinci yılı içindeyiz misal. 9 Mayıs, Nazilere karşı kurtuluşun temellendirildiği bir gün olarak kutlanırken hala ve hala ötekisi 1945’ten zerre uzaklaşmamış bir nefretin geçerliliğini koruduğu görülen bir yansıyı barındırır. İyi de nereye kadar?
Daha yepyeni Aliyev’in açıklamalarıyla durulmuş gibi görünen ve henüz sekizinci ayında olan Azerbaycan – Ermenistan arasındaki itlafın / ayrışmanın nihayetinde kırılganlığın da ötesindeki bir çekimserliği barındırdığı gerçekliğini nasıl okuruz. İki toplumun da birbirine ezel ebed düşman olarak bildirildiği bir zeminde 150 bin Ermeni için artık hayal kılınan Artsakh / Dağlık Karabağ gerçekliği bir yandan, Ani – Kars Demiryolu hattının bir ihtimal yeniden var edilebilmesi, yıkılmış bir köprünün onarımının dahi günlerce sessiz münazaralarla var edilebileceğinin ikrar edilebildiği bir zeminde kaybın gerçekliği ne zaman konuşulacaktır. Hocalı’nın yersiz değil, nedensiz hiç değil eksiltmesinin meseli niye Stepanakert’in, Martakert’in, Syunik’in de geleceğini yok etsin, edebilsin ki! Açıkta Sumgayit pogromunun ol Azerbaycan’ı eksik kılması gibi, nur topu gibi bir adet gerçekçi 1915 travmasının imalini ne yana koyabiliriz. Büyük abi olarak zikredilen Türkiye’nin ol Ermenistan’la attığı her adımdan sonra çıkagelen istemeyiz, yaptırmayız bakışının daha dün Nisan 24’te utancı değil kıvancı paylaşıyoruz diye yazılamaların var edilebildiği bir coğrafyada kime ne kadar hayat hakkı tanınıyor sahiden düşünüyor musunuz?
Adolf Hitler, 22 Ağustos 1939'da Polonya'ya saldırmadan kısa bir süre önce generallerine yaptığı konuşmada "Bugün Ermenilerin yok edilmesinden kim bahsediyor?" (Wer redet heute noch von der Vernichtung der Armenier?) sözünü sarf etmiştir. Altı milyon Yahudi, Roman ve toplumsal hattan ayrıştırılmış Gey, Lezbiyen’in, Ateist’in de ayrıştırıldığı afaki bir yok etme retoriğine dahil edildiği en büyüğü Holokost olarak çıkagelen nice yıkımın var edilebildiği bir dünyada, o tavrı bugün sahiplenen İsrail Devletinin şimdisinin eyledikleri de mi bir şeyleri anlatmıyor misal? Üç yıla yakın bir sürede Gazze Şeridinden, Batı Şeria’ya, Suriye’nin ve Lübnan’ın Güneyinde pek çok odakta, Suriye, Lübnan ve İran sathı mahallerindeki bombardımanlarda ve taarruzlarla birlikte o direnci yeniden ve hiç aralıksız yeniden imal ededuran bir devletin var edeceği şey yaşama mücadelesini en kestirmeden çürütmek yatıyor. Bu kadar hazin bir toplamla, milyonlarca insanın salt öteki bildirildiği için, Arap, Müslüman ya da Hristiyan fark etmeksizin aynı potada değerlendirilip, gözden çıkartılmasının utancı, katledilmiş olagelen Yahudilerin de hakkını hiçe saymak değil midir? Bir tek İsrailoğulları için mi reva görülmüştür tüm o Ortadoğu’da yaşam, nedir nicedir? Mağdurun zamanla failleşmesinin utancı ne yana düşer. Altı milyon insanın canının üstüne basa basa bu defasında başkalarına cellat olmak hangi yaraları iyi edebilir, nasıl ki!
Anadolu Ajansından bir haberi aktaralım: “Uzmanlar, son yıllarda Filistin’deki Hristiyanlara yönelik artan şiddetin bir kısmının Filistinli oldukları için milliyetçi, bir kısmının ise doğrudan Hristiyan oldukları için dini gerekçelerle yapıldığını kaydetti.
Rossing Eğitim ve Diyalog Merkezi Program Direktörü Hana Bendcowsky ve Kudüs merkezli Hristiyan organizasyonu Sabeel'in yöneticisi Ömer Haramy, Kudüs’teki Hristiyanlara yönelik saldırıları AA muhabirine değerlendirdi.
Bendcowsky, Ekim 2023 sonrası Hristiyanlara yönelik taciz ve saldırılarda artış ve daha ciddi olaylar gördüklerini belirterek, "20 yıl önce Rossing’e katıldığımda benzer şeylerle uğraştık ama bugünkülerle karşılaştırılamaz. Saldırıların daha şiddetli olduğunu görüyoruz." dedi.
Saldırıya doğrudan maruz kalmayanların da kendilerini güvensiz ve reddedilmiş hissettiğini anlatan Bendcowsky, bazı saldırıların Hristiyanlığın ilk günlerine kadar uzanan Yahudilik ve Hristiyanlık arasındaki tarihsel çatışmayla bağlantılı olduğunu söyledi.
"Batı'daki kiliseler Yahudilere ve Yahudiliğe karşı tutumlarında bir değişim geçirdi. Ancak Yahudiler, Hristiyanlıkla olumlu bir ilişki inşa etme ve iyileşme sürecini henüz başlatmadı, belki Hristiyanlarla başladı ama Hristiyanlıkla başlamadı." diyen Bendcowsky, "Geçmişte insanlar Hristiyanları sevmediklerini, Kudüs'te Hristiyanların olmasından hoşlanmadıklarını hissettirirler ama bununla ilgili bir şey yapmazlardı. Şimdi bunu agresif bir şekilde ifade etmelerine izin veriliyor ve bizi endişelendiren, bu." diye konuştu.
Ekim 2023 sonrası siyasi iklim değişti
Bendcowsky, Ekim 2023’ten bu yana insanların daha agresif hale geldiğini kaydederek "7 Ekim'in travması ve Gazze’deki katliamdan sonra insanlar daha agresif olmaya başladı. Polisin kuralları uygulamadaki eksikliği ve eğitimlerindeki eksiklerin eklenmesiyle birlikte bu tür saldırılar artıyor." değerlendirmesini yaptı.
Ciddi olayların nadir olduğunu ve rahibeye yönelik saldırının zihinsel sorunu olan bir kişi tarafından yapıldığını savunan Bendcowsky, "Gazze’de, Batı Şeria’da, Doğu Kudüs'te ve Lübnan'da ne olduğuna bakarsak bence hepsi 7 Ekim'i izleyen savaşla bağlantılı." ifadelerini kullandı.
Bendcowsky, İsrail'de toplumun daha fazla kutuplaştığını, daha fazla aşırıcılıkların görüldüğünü, farklı yerlerde saldırganlığa izin veren ve yasaları uygulamayan siyasi iklimle birlikte Hristiyanlara karşı daha fazla saldırganlık gözlemlediklerini kaydetti.
Siyasi iklim bu nefreti besliyor
Bendcowsky, İsrail'de yaşayan Hristiyanların ve Arap Filistinlilerin haklarının korunduğunu her zaman hissetmediğini, korku ve güvensizlik yaşadığını ifade ederek Güney Lübnan'daki İsa heykeline yönelik İsrailli askerin saldırısının dahi kendilerini etkilediğini aktardı.
Hristiyanlara yönelik saldırılardaki rakamların gerçeği tam yansıtmadığını belirten Bendcowsky, "Farklı nedenlerle polise şikayet başvurusunda bulunmakta tereddüt ediyorlar. Bazıları yetkililerle başlarının belaya girmesini istemediği için bazıları daha sonra vize alma konusunda sorun yaşayacaklarından endişeleniyorlar. Polisin bir şey yapacağına inanmıyorlar." diye konuştu.
Haramy: "Kudüs'teki varlığımızın Kudüs’ün kutsallığını bozduğunu söylüyorlar"
Kudüs merkezli Hristiyan kuruluşu Sabeel’in yöneticisi Haramy de şehrin Hristiyanlar, Müslümanlar ve dünya çapında birçok insan için önemi sebebiyle her yıl milyonlarca Hristiyan hacının buraya geldiğini ve saldırıların Hristiyanlara, Filistinlilere ve Hristiyan turistlere yönelik yapıldığını kaydetti.
Haramy, "Hristiyanlar teslise inanır ve kimisi bunu çok tanrılı inanç olarak yorumlayabilir ancak bu, artık çok tanrıcılık olarak görülmemektedir. Bizi düşman olarak görüyorlar ve Kudüs'teki varlığımızın, Kudüs’ün kutsallığını bozduğunu söylüyorlar." dedi.
Dini aşırılıkların çok olduğu yerlerdeki yöneticilerin var olan nefreti gizlemeye çalıştıklarını veya kendilerini ifşa etmemek için çabaladıklarını anlatan Haramy, "İsrail'de tam tersi bunu Instagram'a koyuyorlar, X'e koyuyorlar, TikTok'a koyuyorlar. Nefret ettiklerini ve bunu nasıl ifade ettiklerini göstermekten gurur duyuyorlar. Bu bakımdan çok benzersiz bir ülke." ifadelerini kullandı.
Hristiyanlara yönelik saldırıların ciddi şekilde soruşturulmadığını belirten Haramy, "Filistinli çocukları vurduklarında veya Filistinlileri vurdukları vakaların yüzde 95'inden fazlası için soruşturma ya yok ya da ciddi yapılmıyor. Gerçekten hesap sorulabilen vakaların sayısı bir avuçtan az." diye konuştu.
Haramy, İsrail’de Filistinli bir çocuğun vurularak öldürülmesi ya da hapishanedeki Filistinlilere tecavüz ve işkence iddialarının yanında, bir Hristiyan’a tükürülmesi, tartaklanması veya hakaret edilmesi gibi vakaların çok da ciddi görülmesinin beklenmediğini kaydetti.
Saldırıların günlük hayatın bir parçası haline geldiğini belirten Haramy, yargı sistemine güvenmedikleri için şikayet yoluna gitmediklerini ifade etti.
Haramy, söz konusu saldırıların Hristiyan düşmanlığından ya da birçok kilisenin insan hakları ve adalet arayışı çalışmalarında yer almasından kaynaklanmış olabileceğini de vurguladı.
"Asıl endişemiz Gazze'deki soykırım"
Haramy, "Şu anda bizi daha çok yaralayan şey Tanrı'ya lanet okunması, kiliseye saldırılması veya dinimize saldırılması değil. Biz inançlı insanlarız. Tanrı'nın dini koruduğuna inanıyoruz. Bu yüzden bundan endişelenmiyoruz. Gazze'de, Batı Şeria'da, insanların katledildiği, etnik olarak temizlendiği, soykırıma uğradığı, açlıktan öldüğü, hiçbir erişimi olmayan tüm bölgede meydana gelen insan hakları ihlallerinden çok daha fazla endişe duyuyoruz." dedi.
Yahudilerden Hristiyanlara yönelik saldırıların inançlarını ve Kudüs’teki varlıklarına duydukları bağı güçlendirdiğini söyleyen Haramy, "Sadece Kudüs’te 200’den fazla kilise var. Kudüs ve bu kiliseler yüzlerce yıldır ayakta. Topluluklarımız binlerce yıldır burada var. Saldırılar bizi rahatsız ediyor ancak bizi değiştirmeyecek." ifadelerini kullandı.”
Sadece bir kısa internet gezintisinin sağladığı bilgi dağarcığı dahi bugün hangi raddede o insana verilmeyen değeri bildirir. “Batı Şeria’nın orta kesiminde ise Filistin’in Sesi Radyosu, İsraillilerin Ramallah’ın doğusundaki Et-Taybe köyü yakınlarında Filistinlilere ait bir aracı ateşe verdiğini duyurdu. İsrailli yerleşimcilerin, Taybe köyünün doğusundaki Ebu Fezâ Karamilo topluluğunu kuşatma altına almayı sürdürdüğü, bölge sakinlerinin mal varlıkları ile tarım arazilerine saldırılar düzenlediği kaydedildi. Yahudi yerleşimciler, nisan ayında Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te Filistinlilere ve mülklerine yönelik 540 saldırı düzenledi. Batı Şeria’daki El-Halil’in güneyinde yer alan Mesafir Yatta bölgesinde ise Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin ağaçlara ve ekili alanlara zarar verdiği, çobanlar ile çiftçileri bölgeden uzaklaştırdığı kaydedildi. İlaveten Lübnan'ın güneyindeki Hristiyan köyü Debel'de Meryem Ana heykelinin ağzına sigara koyduğu fotoğrafı teyit edildi. Debel köyünde çekildiği belirlenen fotoğrafta, bir askerin heykelinin ağzına sigara yerleştirirken, diğer askerlerin ise bu anın fotoğrafını çektiği ve sosyal medyadan paylaşıldığı ifade edildi.”
Bir var olma mücadelesi kesintisiz olarak çıkageliyor. Sınırların sanallaştığı, insan hakları normatif kılındığına dair seslendirmeler, demokrasinin ortak payda ilan edilmesinin açık, aleni tezahürleri dillendirilirken, onca lider, yöneten katından insanın mutlak dünyanın geleceği için barışın elzem halinden bahisler açılırken varılan eşik korkunç değil midir? Halen sürgit devam olunan savaş güncesinin, aba altından sallanan sopaların kıyısında ol nihai olarak var edilmiş hayatın çürütülmesi çabasının hesabını kim nasıl verecektir. Belli bir biçimde düşmanlık alınıp satılan, kıyıda köşede bitiveren silah ticaretinin artık dipsiz bir karanlığı imgelediği, insanların geleceklerinin o ölüm kusan oyuncaklara aktarıldığını gördüğümüz / yaşadığımız bir dünyada, hayatların biricikliğini ilk kim hatırlayacaktır. Ne Müslüman, ne Hristiyan, ne Yahudi, ne o ne bunun için ayrıcalıklı değil, doğrudan eşit ve ayrıştırılamaz bir biçimde hakkaniyetli bir yaşam idesini var etmeye müştereken daha çok var mıdır? Düşüncelerin, birbiri ardına çıkagelen cerahatli yok saymaların, yasak savma, hak gasplarının ortasında imdat çığlıklarına şimdi kulak verilmeyecekse ne zaman verilecektir! Kıyamet dört bir yanda, insan eliyle kopartılmaya çabalanırken, ne ara, nasıl!
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Görsel: A Palestinian woman takes a photo of a damaged house after Israeli settlers attacked three West Bank communities Photograph: Zain JAAFAR – AFP/Getty Images
Meramda Paylaşılan Haber
Kudüs'teki Hristiyanlar Mevcut Siyasi İklimin Kendilerine Yönelik Nefreti Körüklediği Görüşünde - Selman AKSÜNGER - Anadolu Ajansı
Açmazlar Çıkmazlar
Açmazlar yepyeni çıkmazlara dönüşüyor. Koca koca devletlilerin var ettiklerinin alenen o huzurun dibini dinamitlediği bir düzlemde, her hamle apayrı bir yaranın da müsebbibi var edilmiş olanın daha da karmaşıklaştırıldığı bir mefhumu imgeliyor. Dünya artık korunağı kaybetmiş, birbirinin gırtlağına çökmek için hazır ve nazır olanların elinde dipsiz olagelen karanlıklarla hemhal eyleniyor. Müşterek yaşam idesinin mahvedildiği, asgari geçim hal ve isteminin en olmaz akışlarla derdest olunduğu, biteviye kılınan zorbalığın tek bir tahlil, hamle olarak var edilebildiği bin bir sarmal gerçekliğimize dönüştürülüyor. Savaşlarla bir biçimde kuşatılmış olan dünyanın şimdisi, salt ilgili bölgelerde değil her an -savaş sahası- kılınabilecek yepyeni sahalardaki dehşetin pazarlanmasıyla o çıkmazların içine itilir. Yeni dünya, yeni düzen, yenilenmiş diye kakalanmaya çalışılan şey dünün açmazlarını sonuna kadar muhafaza eden bir toplamdır. Yıkımın anlık, yok etmenin saniyelik, karar mercisi o makamların bir anlık dengesizliklerinde milyonlarca insanın canı bir deneye esir kılınır.
Açmazlar içinde ilerliyor, dipsiz karanlığın çıkmazlarına doğru meylediyor insanlık. Her bir durumda, tahakkümün değiştirdiği boyut artık korkunç bir tahayyüle indirgeniyor. O yalın bir biçimde kendi başına dehşet dolu olan savaşa güzellemelerden, silah övücülüğü gibi insanın canını sıkmaya yetecek pek çok evrensel suça ortaklaşa imza atılan bir devri sabık zaman var ediliyor. Ekranlar, maniple edilebildiği kadarıyla korkular satılıyor. Bir edebi şaheser olan Cesur Yeni Dünya’yı kaleme almış Aldous Huxley’in dipsiz karanlığın içinde dahi her şeyin güllük gülistanlık olduğu sanrısına teslimiyetin bugün enikonu bariz, belirgin bir tek istikamet addedildiği zemin gerçek kılınır. Hayatın şamatasından meseller açılırken, yazınsaldaki tanrı imgesi Ford’un yerinde bugün malum sarı kafa Trump’tan en deli benim diyen Kim Jong-Un’a, bir başka insanlık sorunu Putin’den malum şahsa kadar her yeni önerme, her yeni taşıyıcı ile o açmazlar kesintisiz bir halde çıkmazları var eder.
İçinde milyonlarca insanın sıkışıp kaldığı bir dünya imgesi gerçekliği hakikat kılınır. En parlak, en şaşalı, en kronik sorunlarını çözmüş diye bildirilenlerde dahi bambaşka yıkımın var edildiği birer düzlem inşası, o her şeyin mutlak temsili diye çıkagelenler eliyle gerçek kılınır. Geçtiğimiz haftanın piyasalar için Kara Cuması olarak anılan güncesinden bir anı bir anını tutmayan Ortadoğu’daki İran-İsrail ve Amerika arasında sürgit yinelenen savaşın etkilerine, petrol ve doğal gazdan, gündelik yaşamı idame etmeye vesile çağcıl zımbırtılar için kıyamet senaryolarının hepsinin birden “pandemi” zamanındaki gibi yinelenebildiği ve korkunun satıldığı bir eşiğe ol açmazlar, yeni çıkmazlara her nasıl dönüşüyor gösterilir bir biçimde. Bu satırları kaleme aldığımız gece önce İsrail’de Dimona ardından da Arad kentlerinin bombalandığına dair haberler çıkagelir. Bütün olanların üstüne bir kere daha her nasıl bir çıkmazın içine düşüldüğünü göstere gelen, siyasi aktörlerin havanda bariz bir biçimde su dövmekten ne oluyor bitiyor kısmına nail olmadıklarını gösteren bir yıkımın ta kendisi var edilir. Gazze Şeridi’nden, Suriye’ye, Lübnan’dan İran’a kadar bölgenin handiyse tamamında cerahatli bir yok etme kültünü, kimi zaman dinsel, kimi zaman da bu yeni dünyanın gerekliliği olarak sunan, güvenlikçi / korunaklı bir ülkenin de zamansız bir biçimde hedef olabileceği gösterime sokulur. O aralıkta Batı Şeria’da Qaryut’da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik pogrom / imha saldırıları da söz konusudur. Çıkmaz mefhumu tam da bu hallerin yekundur çünkü. Bitimsiz, kesintisiz, aralıksız ve soluk alıp da duraksamayan bir cerahat imali. Ta ki efendilerin(!) önüne diz çökünceye kadar süren ve devamlılığı sağlanan bir mahvetme istemi gerçek kılınır. Gerçek, acı bir tecrübenin bilmiyoruz kaçıncı tekrarının yaşatılmasıdır.
Bir de kendini tekrardan siyaseten var etmek isterken, bir doğal düşman kontenjanında yer bulana haddini bildiriyorum mefhumu ile sahneye geri dönmek isteyen ucuz numaracı tiplemeler vardır. Bu hazin eşiğin, ahvalin ortasında yangını daha da çoğaltabilmek sonra da biz ne dedik ki diye bağlamanın konforunda ağır saçmalayanlar, onlardan birisinin şu iki satırı zaten mahvetme retoriğini de bildirecektir. AK Parti İstanbul vekili, eski içişleri bakanı, Soylu şu bahsi zikreder. “Belki farkında değil ama biz İsrail ile sınırdaşız. Hatay'dan İsrail sadece 5 saat mesafede. Alimallah, Müslümanlara yaptığı zulmün bir benzerini bize yapmaya kalkarsa; 300-400 bin şehit veririz ama Allah'ın izniyle İsrail diye bir memleket kalmaz.” Bugüne kadarki yıkıma ne kadar onay verildiği ya da müsamaha gösterildiği ortadayken, Gazze Şeridinden, Lübnan’a kadar bir alandaki yaşamların değeri meselinin hiç mi kalmadığını görmeyen, halen insan ayrıştırıp dini öne çekerek bir şeyleri değiştirebileceğine biat gerçekten rezillik değil midir? Milyonlarca insanın yurtsuz kılınıp bilinen birkaç bin insanın canını çalındığı bir rezillikler savaşında mesaj diye bu mu var edilir. Barışın peşinden koşulduğu iddiasındaki bir yönetim katının elinde kalmış olagelen ülkede, o iktidarın tahayyülünün her neresindedir, Soylu ve şu aşağıdaki gibiler. “- İran yenilmez. Sünniyim ancak o coğrafyada uzun yıllar kalmış biri olarak söylüyorum. İkinci Karabağ savaşında bile sırf Ermeni kesmek için savaşa gönüllü katılan bir Lenkeran Şii grubundan bahsetmişlerdi. Azerbaycan Türküydüler ancak savaş çıksın kafa göz gidiyorlar.” Açmazları çıkmazlara eviren, anonim / kolektif aklı bir başka tezahürü olarak var edilmiş şu cümle dahi bir çok şeyi özetler. Bir başka ezel ebet düşman kılınmış olanın haddini bildirmek için(!) var edilmiş olagelen dehşet tahayyül, başka bir yer için pekala ikrarla savunulur. Barışmanın ne kadar uzağına düştüğünü bu ülkenin bildirmesinden en olmadık nefret pratiklerinin alkış kıyamet savunulmasından, bir bakan eskisinin dahi yangına körükle gidersem birkaç puan alırım kurnazlığının ortasında açmaz / çıkmaz denklemi bu ülkeyi de kapsar. Dibine kadar çürümenin yolunda ilerler, haberleri dahi olmaz.
Bu arada halihazırdaki yıkımın aldığı rotayı bildirir, gelişmelerin haberleri de düşer ajanslara: "İran, İsrail'e düzenlediği füze saldırısında ilk belirlemelere göre, 10'u ağır, 132 kişi yaralandı.
İran, İsrail'in Tahran'daki nükleer zenginleştirme tesisini hedef almasının ardından misilleme saldırısı gerçekleştirdi. İran'ın nükleer zenginleştirme merkezine saldırı düzenlenmesi üzerine İran, İsrail'in güneyindeki Dimona kentine füze saldırısı düzenledi. İsrail acil yardım servisi Magen David Adom'un (MDA) verdiği bilgilere göre, Arad'daki saldırıda çok sayıda kişi yaralandı. Yerel saatle 00.11 itibarıyla 75 kişinin tedavi altına alındığı, bunlardan 10'unun durumunun ağır olduğu açıklandı.
Magen David Adom, İran'ın İsrail'in güneyine yönelik misillemesinde Arad kentine bir füzenin doğrudan isabet ettiğini açıkladı. 13 kişinin orta, 48 kişinin ise hafif yaralı olduğu belirtildi. Yaralıların ambulanslar, yoğun bakım araçları ve helikopterlerle hastanelere sevk edildiği bildirildi.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), saldırılardan birinin İsrail'in Negev'deki nükleer araştırma merkezinin yakınlarında gerçekleştiğini duyurdu.
srail Başbakanı Benyamin Netanyahu da saldırıların ardından yaptığı açıklamada, "Bu, geleceğimiz için verilen mücadelede çok zor bir akşam" ifadelerini kullandı.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, halka da güvenlik talimatlarına uyma çağrısında bulundu. Netanyahu ayrıca, "Düşmanlarımıza karşı tüm cephelerde vurmaya devam etme konusunda kararlıyız" dedi.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Negev nükleer merkezinin hedef alındığına dair bir işaret bulunmadığını ve tesiste hasar ya da anormal radyasyon seviyesine rastlanmadığını açıkladı. Ajans Başkanı Rafael Grossi, özellikle nükleer tesislerin bulunduğu bölgelerde "azami askeri itidal" çağrısında bulundu.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, X üzerinden yaptığı açıklamada, İsrail ve ABD ile süren çatışmalara ilişkin olarak "önceden planlanan stratejilerin bir sonraki aşamasının uygulanma zamanının geldiğini" söyledi. Galibaf, İsrail'in yoğun şekilde korunan Dimona bölgesinde füzeleri engelleyememesinin, çatışmada yeni bir aşamaya geçildiğinin göstergesi olduğunu savundu."
Açmazlar var edilirken çıkmazlar dipsiz / sonsuz bir ihtimaller sarmalını günceller. Her durumda sıradan olan insanın hayatta var olma hakkının elinden alındığını bildiren bu hamleler silsilesinde kazananın değil kaybedenin kimler olduğu afakidir, görebilene. Ol yıkıcılık, metazori isimlendirmelerle kutsiyet atfedilen savaşa karşı seslerini, onca taciz ve taarruza, fişlenmekten nefrete yem edilmeye var edebilen İsraillilerin sunduğu gibi bir yıkım, birilerinin yaşadığı yok etme istemi, can almalar, yara vermeler başkalarına da tek bir iyi günü var etmedi, etmeyecektir de. İsrailli muhalif yapıların çatısı olagelen Hadash Partisinin Kadima Meydanında paylaştığı sözler de bu yıkım ekseninde gidilen istikameti kör karanlıkları imlemeye yeter: Hükumetin bütün bu tahakkümü, sonsuz bir savaş politikasını pekiştirmek, işgali kalıcı hale getirmek ve demokrasiyi zayıflatmak için kullandığını bildirir. Modern zamanların, insan eliyle biçimlendirilen cehennem tahayyül ve pratiklerinin nasıl da çarçabuk var edildiği, erk, muktedir için nasıl da koltuklarını muhafaza edebilmek adına dört elle sarılan bir mefhum olduğu bir kere daha meydana çıkar. Açmazlar yepyeni çıkmazları birleştiriyor, bütünleştiriyor. Her çıkmazdan insanlık mefhumunun, ötekisi olarak görülene reva bilinenlerle yıkıcılığın tek eksen addedildiği bir yeni dünya inşası var ediliyor. Önümüzün, eskimiz, dünümüzün katran karanlığından bir adım öteye varamadığı gerçekliğinin utancıyla baş başa kalıyoruz. Hiç kimseler ama hiç kimseler için en ufak bir güvencenin kalmadığı, geleceğin şimdiden törpülendiği açık bir biçimde yağmalandığı zemin, mavi kürede çıkmazlar her şeyi tarumar edenlerin sahası kılınıyor. Bu gidişatın korkunçluğunu aşabilecek müşterek ide, ortak barış isyanına daha çok var mıdır? Gerçek diye pazarlananların hayatlarımızı dibe çekmek, hepimizin birer istatistiğe, bombalara, göz dağlarına, şiddetin her türlüsüne kurban bilen / gören anlayışına dur demeye daha çok var mıdır, duyuyor musunuz, soruyor musunuz?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Görsel: Ilan ASSAYAG – Reuters via The Globe And Mail
Meramda Paylaşılan Haber
İran'dan İsrail'e Füze Saldırısı: 10'u Ağır, 88 Yaralı - Mezopotamya Ajansı https://mezopotamyaajansi44.com/DUNYA/content/view/306495