“Aylar olmuştu. Zaman dur durak bilmeksizin akmaya ve bir şekilde her gün yeniden başa sarmaya devam etmişti. Birbirimizin hayatından yavaşça sıyrılmıştık. Yaşananlar yaşanmamış, söylenenler söylenmemiş gibi derin bir sessizlik çökmüştü yaşantımıza. İkimiz de artık aynı gökyüzünün altında farklı yerlerdeydik. Birbirimizden habersizdik. Kader yollarımızı ayırmıştı. Ama geçmişte olunan yerler ve yaşanan şeyler hep bir yerlerde saklı kalmıştı.
Aylar sonra gittim seninle bir zamanlar hep buluştuğumuz yere. Oraya gidene kadar seni unuttuğumdan çok emindim. Ancak gittiğim ve bulunduğum her an sızladı bir şeyler içimde. Çünkü orada en son buluştuğumuzda ben seni bırakıp gitmiştim. Beni beklediğin koltuk, ilk karşılaştığımız merdiven, gülüştüğümüz vitrin önleri, film seyrettiğimiz sinema ve sarıldığımız koridorlar… Hepsi bir anı gibi geçti gözümün önünden. Sanki baktığım her an oradaydın, gitmemiştin. Silüetin gözümün önünde bana gülümseyerek bakıyordu. Baktığım her yerde seni ve senden bir parça gördükçe içimde bir şeyler koptu. İşte o an anladım. Artık oraya gidemeyecektim.”












