bazı anlar geliyor aklıma. bazı dostlukları düşünüyorum. bazı affedişleri ve bazı affedemeyişleri. çoğu zaman kendini affedemiyor insan çünkü kapının kapanması da, açılması da bizim ona bir anlam yüklüyor oluşumuzla alakalıdır.
bazı anları ileri saramıyorsunuz. onlar binlerce yıldır bir buz kütlesinin içinde donup kalmış gibi, bir fotoğraf gibi orda duruyorlar.
‘geleceği özlemek’ gibi bir kelime icat edilmediği için biz de geçmişte sıkışıp kalmışız. ama buz kütlesinin içine kendimizi koyamamışız.
kartal, sana dışarıdan bakmak varken içinde kaybolmak da varmış. ağladığım sokaklarda gülmek de varmış. başka hayatlara başkayken, insanın kendi hayatına başka olması da varmış. son göz yaşımı kendi içime akıtmak da varmış. kendimi büyümüş sanarken daha da küçülmek, kendimi bir bir çiğneyebilmek de varmış. söylediğim her sözü teker teker yutmak da varmış. içime oturan her şeyin, belimi bükmesi de varmış. omzumdaki yükleri taşıyabilirim sanarken, onların altında can vermek de, sonra bir ağaç olarak topraktan boy vermek de varmış. bu hayatta çok şey varmış başak, sen kendi hayatında bile kendine yer yok sanmışsın.
















