Yüreğini memleketim sayıp sığındığım adam iyi ki doğdun 💕

seen from Malaysia
seen from China

seen from United States
seen from China

seen from United States

seen from United States

seen from Germany
seen from Italy

seen from United States

seen from United States
seen from China
seen from Netherlands
seen from United States

seen from Canada

seen from Japan
seen from China
seen from United States
seen from Netherlands
seen from China

seen from United States
Yüreğini memleketim sayıp sığındığım adam iyi ki doğdun 💕
Uzamıştın sende ufaktan mıtluydun benden uzakta :)
bilirsiniz işte, ufak tefek ama derinden yıkan acılar.
Ankara'nın da kafası güzel.. Sürekli sallanmalar falan...!
Ve sokaktan bir adam geçti, gözlerinde kısa saçlı bir kadın, yüreğinde ufacık bir çocuk, elinde bira şişeleri… Neye içtiğini bilmeden, kışın ortasında, ateş başında içerdi işte her gece on sularında. Asla körkütük sarhoş olmaz, asla sevemezdi. Buruktu hep, yaralıydı. Kadınla aynı yerden kırılmışlardı fakat ikisinin de merhemleri ancak kendilerine yetecek kadardı.
Susmadan saatlerce konuşur, konuşmayı çok severdi. Kocamandı, o ufak kız çocuğunun yanında kocaman. Fakat kalbi büyük duyguları taşıyamayacak kadar küçüktü, ancak o ufak kız çocuğunun sığabileceği kadar küçük. Birbirlerini gözlerinde büyütmüşlerdi. Gözleri çok güzeldi. Gözleri bir çınar ağacıydı. Meyvesizdi. Başına kargalar üşüşmüş sesleri kız çocuğunu korkutmuştu. Kaçmak istiyordu uzaklara ama gidemezdi.
Karanlıktan ve yalnızlıktan korkardı. Aslında o kız çocuğu onun güneşi olurdu ve o kız çocuğu onun en yakın arkadaşı da olurdu, bilemedi. Lambalar yaktı, dallarına astı. Kargaları kovmadı. Kız çocuğu iyice korktu. Kalabalık içinde yapayalnız kaldı.
Sonra aylardan birinin Perşembe gününde bir gecede büyüdü kız çocuğu. Gülemeyecekti ansızın gelen rüzgârlar olmasa. Zira rüzgârlar tenini gıdıklardı. Ağaç yıkılmış, yıkılırken fırtınalar çıkarmıştı. Buna güldü belki de kız, yıkmayan fırtına ancak güldürürdü. Biliyordu.
Düşen ağacın köklerine damlayan gözyaşları yepyeni bir fidan filizlendirdi. Fakat artık çok geçti. Topraklar çoraklaşmış, yağmurlar dinmişti. Ufacıktı fidan, kısa saçlı kadının yanında ufacık. Karanlıktan daha çok korkuyor, gidenin yok olacağını düşünüyordu. “Gitme.” dedi, “Dayanamam.”. Giden zaten yok olmuştu. Sadece karanlıktan korkan fidan ışıkların sönmesine aldanıp sımsıkı yummuştu gözlerini. Görememişti. Kadın ise şimdi kocaman bir güneşti. Ellerinden tutup fidanın büyümesine yardım edecek sonra çekip gidecekti. Öğrensin istiyordu sadece bilmediklerini. Belki uzaktan izler haset ederdi büyüdükten sonra dallarına astığı lambalara. Sönsünler isterdi. Kargalar sussun, ağaç yeniden yalnız kalsın isterdi.
Adam bunları düşünür düşünür içerdi. O kadın hala gözlerinde, o çocuk hala yüreğindeydi.
Çok büyük sıkıntıları hep tek başıma hallettiğim için kimsenin ufak tefek problemlerime müdahale etmesinden hoşlanmıyorum tamam bırak sen dokunma ben biliyorum nasıl geçecek bırak
O benim en ufak bir hatamı günlerce yüzüme vurup beni ağlatırken, ben onun günlerce beni öldürüşüne izin verdim,bu çok acıydı.
“Kendini geçmişle avutursan,bu gününü iyi değerlendiremezsin.”
-ufak tefek cinayetler