varoluşsal utanç hakkında bi makale okuyorum ve öyle korkunç geliyor ki bazı cümleleri.. insanın en büyük düşmanı kendisinden başkası değil, bunu tekrar tekrar anlıyor ve öğreniyorum. şöyle ki, ölmeye yakın bir durum da, nefes borun kesilmişcesine, öyle kötü bi halde, sokak ortasında yere düştüğümüz de; düşündüğümüz tek şey 'insanların bakıyor, görüyor, tiksiniyor, senin yerine utanıyor, alay ediyor veyahut yok sayıyor' oluşu aklımızda dolanıyorsa, bu kendini sevmemenin, kendinden utanmanın boyutu aşırı yüksek olabiliyor.. var oluşsal utanç, öyle ki, yaşam alanını kısıtlamayı düşünüyor, nefes almamanın dahi daha doğru olduğunu ve insanların, hatta dünya'nın, senden kurtulacağını düşünüyor oluyorsun. öyle bir utanç ki bu, yer kaplamaktan, insanları rahatsız etmekten, konuşmaktan, duyulmaktan, görülmekten utanmak. her insan bu utancı farklı şekilde yansıtabilir bi durumda oluyor elbette.. bazıları tamamen kendini gizleyerek ve dışa vurduğu sahte hayata devam ederek bazıları ise sessiz ve hiçliği kabul ederek. en acısı ise, iki türlü de kendine eziyet ederek var olmak. ölümü düşünmekten çok, hayal etmek. varlıktan çok, yokluğu arzulamak. bu makale, beni ürküttüğü kadar, kendime dair bir kaç şeyleri biraz daha anlayabilmeyi sağladı sanırım. hayatta olmanın utancı.














