ABD’deki Zarrab Davası, 17 Aralık Soruşturması, Kronoloji ve Sorular: 17-25 Aralık Davaları Cemaate Kuruluş Bir Kumpas Mıydı?
17 Aralık davasının kilit isimlerinden 17 Aralık operasyonlarında görev alan polis istihbarat amiri Hasan Hüseyin Korkmaz vefatından önce Adem Yavuz Aslan ile röportajında bazı detaylar anlattı. [1]
ABD'nin İran yaptırımlarını ihlal etmekle ilgili Reza Zarrab aleyhine ABD'de Preet Bharara'nın açtığı dava kapsamında, iddianamede belirtilen ilk somut delil 26 Ocak 2011 tarihine dayanıyor. [2] Bu tarihin önemi, davanın kronolojik başlangıç noktasını oluşturmasından kaynaklanıyor. Davanın resmi duruşma süreci 2016 yılında başlamış olsa da, soruşturma sürecinin daha önceki bir tarihte başladığı tahmin ediliyor. Preet Bharara'nın ve ekibinin bu karmaşık dava üzerinde ne zaman çalışmaya başladığına dair kesin bir bilgi kamuoyuyla paylaşılmış değil. Dikkat çekici olan nokta, bu davanın hazırlık sürecinin ve delil toplama aşamasının, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde derin izler bırakan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran 17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarıyla aynı zaman dilimine denk gelmesi ve bu iki sürecin paralel bir şekilde ilerlemiş olmasıdır.
Bu süreçte, Eylül 2012'de Türkiye'de başlayan 17 Aralık yolsuzluk davası [1], başlangıçta oldukça sıradan ve rutin bir soruşturma olarak başladı. İlk etapta herhangi bir rüşvet iddiası veya yolsuzluk şüphesi bulunmuyordu ve soruşturma normal prosedürler çerçevesinde yürütülüyordu. Dosya, standart bir mali suç soruşturması olarak görünüyor ve kamuoyunun dikkatini çekecek herhangi bir unsur içermiyordu. Ancak ilerleyen süreçte, toplanan deliller ve yapılan tespitler neticesinde soruşturmanın kapsamı genişleyecek ve bambaşka bir boyut kazanacaktı.
Soruşturma derinleştikçe, araştırmacılar giderek daha kapsamlı ve çarpıcı bulgular elde ettiler. Bu bulgular ışığında, soruşturmanın kapsamı genişledi ve nihayetinde üst düzey devlet yetkililerini ve bakanları da içine alan detaylı bir yolsuzluk davası iddianamesi hazırlandı. Bu süreçte yaşanan en dikkat çekici gelişmelerden biri, dava dosyasındaki hassas bilgilerin beklenmedik bir şekilde el değiştirmesiydi. Dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan'ın avukatı Mustafa İnal, bu kritik dava bilgilerini Bugün gazetesi muhabiri Kamil Maman'a iletti [3]. Bu bilgi akışının ortaya çıkması, soruşturmanın seyrini dramatik bir şekilde değiştirdi. Bakanlar, Maman'ın dava hakkında derinlemesine araştırma yaptığını ve kritik bilgilere ulaştığını fark edince, savcılar ve polisler planladıkları operasyon takvimini değiştirmek zorunda kaldılar ve harekete beklenenden çok daha erken geçtiler. Mustafa İnal'ın bu hassas davadan bu denli detaylı şekilde haberdar olması, doğal olarak dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan'ın da sürecin içeriğine vakıf olduğuna dair güçlü bir gösterge olarak değerlendirildi.
Önemli bir diğer nokta, Hasan Hüseyin Korkmaz'ın Adem Yavuz Aslan ile gerçekleştirdiği kapsamlı röportajında dikkat çekici bir detay olarak paylaştığı, iki önemli bakanın — Mehmet Şimşek ve Ali Babacan — Zarrab'a karşı sergilediği dikkat çekici mesafeli tutumdur. Korkmaz'ın aktardığına göre, bu iki bakanın Zarrab ile olan etkileşimlerinde gözlemlenen belirgin soğukluk ve profesyonel mesafe, Zarrab'ın kendisini bile şaşırtacak düzeydeydi. Bu tutumun nedeni üzerine düşünüldüğünde, akla gelen en önemli soru şu: Acaba bu iki bakan, ABD'nin Zarrab hakkında hazırladığı ve ilerleyen süreçte açacağı davadan önceden haberdar mıydı? Eğer böyle bir bilgiye sahiplerse, bu bilgi onların Zarrab'a karşı temkinli ve mesafeli duruşlarının arkasındaki temel motivasyon muydu?
Olayların zamanlaması ve gelişimi, pek çok kritik soruyu beraberinde getiriyor. Detaylı incelendiğinde, ABD ve Türkiye'deki davaların eş zamanlı başlatıldığı ortaya çıkıyor. Daha da dikkat çekici olan, Türkiye'deki bazı yetkililerin ABD'de hazırlanan ve açılacak davadan önceden haberdar olduğuna işaret eden güçlü işaretlerin olması. Bu durum, iki ülkedeki hukuki süreçler arasındaki bağlantıyı ve bazı yetkililerin rollerini daha da karmaşık bir hale getiriyor. Bu dönemde dershane tartışmalarının başlaması ve Gülen Hareketinin kamuoyu önünde açıkça hedef alınması, akıllarda yeni sorular uyandırıyor.
ABD davası orada sonuçlanmadan birileri(?) Türkiye’de bu davayı başlatıp, polisleri ve savcıları bu davaya çekmiş olabilirler mi?
Dershane tartışmaları bilinçli olarak mı çıkarıldı ve 17-25 Aralık operasyonlarıyla ilişkilendirildi?
Sonrasında bu davaların dersane tartışmalarına misilleme olarak kamuoyuna yansıtılıp Gülen Hareketine mi yıkıldı?
Operasyonların hızlandırılması ve savcıların ve polislerin bir tuzağa düşürülmesi için bilinçli bir strateji mi izlendi?
Acaba iki bakan -Mehmet Şimşek ve Ali Babacan-, ABD'nin Zarrab hakkında hazırladığı ve ilerleyen süreçte açacağı davadan önceden haberdar mıydı?
Eğer böyle bir bilgiye sahiplerse, bu bilgi onların Zarrab'a karşı temkinli ve mesafeli duruşlarının arkasındaki temel motivasyon muydu?
17-25 Aralık Davaları Cemaate Kuruluş Bir Kumpas Mıydı?
[1] Hasan Hüseyin Korkmaz: Kral Çıplak dedi ve gitti… - https://kronos38.news/hasan-huseyin-korkmaz-kral-ciplak-dedi-ve-gitti/
[2] Preet Bharara motion to deny Reza Zarrab bail details allegations - https://int.nyt.com/data/documenttools/2016-05-25-preet-bharara-motion-to-deny-reza-zarrab-bail-details-allegations/81b866d2668aa6c0/full.pdf, sayfa 36
[3] Kamil Maman, Twitter'dan gelen soruları cevaplıyor | 16 Mart 2019 - https://www.youtube.com/watch?v=PValDaMS0jw Dakika 2:35