en son yaşamak istediğim durumu yaşıyorum. nam-ı diğer dil yarası. insanın hiç hissetmeden sinirle söylediği sözler meğer mezar olabiliyormuş kendine. zor sanılan şeyler ne kadar kolaymış meğer, kopmalar, bitirmeler, uzaklaşmalar... “şimdiki aklım olsa” dahi diyemiyorum. o zaman bir aklım olup olduğundan bile emin değilim. üzülüyorum, gereğinden fazlaca ve en az 3 koca şehre yetecek kadar. derin bir hüzünle dolaşıyorum kalbimde ve beynimde. “doğrusu bu değildi” diye yapılan kendini açıklama çabası gerçekten ne kadar can yakıcı ve faydasızmış. herkes inanmak istediğini sözlerinle birleştirmeye ne kadar meyilliymiş, şaşırıyorum. birini seviyorsan tüm acıları, yaraları, zaafları ve gel gitlerine rağmen onu kabullenilirsin sözüne çok kızıyorum. duyduğum günden beri inandım ve benimsedim bu sözü, ama durumun herkes için böyle işlemeyeceğinin uyarısını koymamalarına çok tasalanıyorum. kendime de çok kızıyorum. hatta aileme de. her koşulda ne olursa olsun, ne kadar ağır konuşulursa konuşulsun yeniden birlik olabileceğimizi göstermelerine çok kızıyorum. çünkü bu herkes için böyle değilmiş. çünkü insanlar sinirliyken susmayı öğrenmişler, içlerinden gelse dahi durdurmuşlar kendilerini. oysa ben en son iç sesime ne zaman hayır diyebildim bunu dahi hatırlamıyorum. “ben olsam” diyemiyorum. zaten artık hiç ben olmak istemiyorum. kendimi her enkazdan kendi kendime çıkarmaya çabamı artık hatırlamak istemiyorum. bir şiir var, son anımsadığım şey bu kalsın istiyorum, “hayatı ıskalama lüksün yok senin.” çünkü sadece bir kere yaşayacağımı çok iyi biliyorum. çünkü kendimi suçlamaya devam edersem kendimi bir daha hiç bulamayacağımdan çok korkuyorum. çünkü, hala yaşamak istiyorum.



















