Hâlâ Buradayım!
Biliyoruum, biliyoruum beni korktu ya da bir daha konuşamayacak sandınız ancak şu anki iş yoğunluğundan yazmaya ara vermiş bulunmaktayım. Daha çarpıcı bilgiler ve kaynaklarla görüşmek üzre :)
No title available
sheepfilms
noise dept.
Keni
Sweet Seals For You, Always
Alisa U Zemlji Chuda
will byers stan first human second
Monterey Bay Aquarium
NASA
Xuebing Du

oozey mess
No title available
hello vonnie

Product Placement
wallacepolsom

@theartofmadeline
h
styofa doing anything
occasionally subtle
DEAR READER

seen from Russia
seen from Mexico

seen from Ukraine
seen from Canada

seen from South Africa
seen from United Kingdom

seen from Singapore
seen from Iraq
seen from Oman

seen from Germany
seen from Ecuador

seen from Russia
seen from Germany
seen from United States

seen from Sweden
seen from United States
seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States
@topraktanvarolma
Hâlâ Buradayım!
Biliyoruum, biliyoruum beni korktu ya da bir daha konuşamayacak sandınız ancak şu anki iş yoğunluğundan yazmaya ara vermiş bulunmaktayım. Daha çarpıcı bilgiler ve kaynaklarla görüşmek üzre :)
Tarih, “tarih” değil okullarda
Lise zamanında en sevmediğim ders tarihti. Çünkü anlatılandan bir şey anlayamazdım. Ya da bana mantıksız gelir, kabullenmezdim. Meğer ne salakmışım…
Okulda anlatılan tarih kısmına ufaktan değinmek istiyorum. Haddime pek düşmez ama bize anlatılan tanımlamalardan “ilkel insan” ları ele almam gerektiğini düşünüyorum. İlkel insan kalıbı, konuşmayı dahi beceremeyen, kâğıt üzerine yazı yazamayan ne bileyim sadece ırgat ve başlarında güdecek adama ağa, paşa, kral denilen insanlardan ibaret diye anlatıldı. Bu dediklerim genel kimse alınmasın. Klasik ama istisnalar kaideyi bozmaz. Ama bu düşünce bana göre yanlıştır. Tanım değil, yakıştırılan kalıp yanlıştır. Misal:
“Mayalar, bu 2012 filminde bahsi geçen ve insanların saçma salak bir şekilde inandığı ve araştırmadığı olayların dışında; kendi kurdukları Haab takvimine göre bir yıl 365,2421 günden oluştuğunu onlar bundan iki bin hatta üç bin yıl öncesine kadar hesaplamışlar. Ve şu an kullanılan Gregoryen takvimine göre bir yıl kaç gün biliyor musun?
365,2424 gün!
Adamlar Venüs yörüngesinin her 6000 yılda bir gün geriye alınması gerektiğini dahi bulmuşlar! Ki tahminimce bunları şu an bulmak bilgisayarsız olmaz gibi duruyor!
Aztekler bulundukları yerden güneye göç ettiklerinde hiçbir topluluk kabul etmeyip, son olarak şu an ki Mexico City’ nin ufak bir bölümünü kapsayan bir semtte (şu an kullanabileceğim tabir bu) kabul ediliyorlar. Ancak o yerin komşu halkı Aztekleri istemeyip, onları oraya yakın olan gölün bataklığına gönderdiler. Sonuç? Hadi ama tabi ki ölmediler ve uygarlıkları yok olana kadar orada yaşadılar! Ve sonrasında Meksika’ nın birçok yerini de katıldıkları birliklerle fethettiler.”
Daha anlatılması gereken o kadar örnek var ki ben okurken hayretle okuyorum!
İşte kızdığım ve yadırgadığım nokta bu! Adamlar o şartlarda o denli hesaplamalarla, o denli imkânsızlıkları başarıyorlar ve sen burada ağzını yaya yaya “ilkel insanlar” demekten kendini alıkoyamıyorsun… Saygıyla eğildiğim tarihçiler var ve ben de dahi kimse toz konduramaz. Ama bu iş eğitime yansıdığında acı gerçekler böyle çarpıyor insanın suratına! Sözüm o ki tanımlamalarınızdan çok yakıştırdıklarınız önemli! Okumuş cahil olmayı bırakın ve doğruyu bulana kadar yalanla savaşın.
Selametle.
Kim bunlar?
İnanmak, insanın doğasında vardır. Allah yaratacağı zaman iki şeyi insana (kendi özelliklerinden hariç özellikleri) yüklemiştir. 1: Nefis 2: İnanç. Ve bu düşünce şu an dayatmaya çalıştırılan “Hepimiz Tanrı’nın bir parçasıyız…” gibi zırvalığa inanmamamın tek sebebidir. Geri gelecek olursam, (sözüm onlara) bu insanlar, başta dinsizliğe sevk etmek isteseler de insanın yaratılışında “İnanmak” olduğu için, insanlığa kendi kurdukları “Tanrı tanımazlık” bulgusunu aşılayıp, kendi uydurdukları dine taptırmalarını ve “Yeni Dünya Düzeni” denen saçmalığı da “Merhaba ben Dünyalıyım.” cümlesini bütün insanlığa aşılamayı amaçlar. Peki, kim bunlar? Ve neden hala çoğu insan bunların varlığını (açık saçık belirlerken dahi) kabullenmek istemiyor? Neden bizim insanımız sadece televizyondan gördüğüne inanıyor?
Çok basit:
2013 verilerine göre, Türkler’ in kitap okuma oranı %4,5.
Ve
Türkiye’de okunan kitaplar genellikle siyaset, aşk, cinsellik konularını işliyor.
Bir ebeveynin en büyük hatası bence:
“Niye Ahmet kadar başarılı olamıyorsun!” cümlesini çocuğuna bir tokat atarcasına suratına atmaktır.
“Neden bunu dedim?” diye soracaksan; bir toplumun başarısı, başkasıyla yarışmak yerine kendinle yarıştıkça o toplumun kalite oranını yükseltir. Bu yüzden benim için bu ülkenin başarısı önemli. Başka ülkelerin değil. Tıpkı bir anne babanın: “Daha iyisini yapıp daha başarılı olabilirsin.” cümlesiyle evladını motive ettikten sonraki çocuğunun başarısının yükselmesi gibi…
Biraz oku ve kendini bir günlüğüne toplumun dışından say.
Bir yerden başlamak
Merhaba ben Fevri. Öncelikler beni bilgi peşine sürükleyen insanlara teşekkür ederim :). Yazmak beni rahatlattığı için bildiğim konularda üstün körü anlatıp sizin öğrenmenize teşvik etmek istiyorum. Hoş, bunu benden iyi yapanlar var elbet. Ancak benim de buna bir faydam olmasını dileyerek kendime değil size anlatmak istiyorum. Konuların benim için bir sırası yok. O gün ne anlatmak istiyorsam o çıkacak. Yazmaya karar verdim, çünkü Bernard Shaw'ın sözü beni bunun için alevlendirdi: "Bir işin nasıl yapılabileceğini biliyorken, bir başkasının yapmadığını görüp dilini tutmak imkânsızdır."
Görüşmek Üzre :)