Olsaydı güzel olmaz mıydı
Today's Document
KIROKAZE
★

Origami Around
occasionally subtle
Lint Roller? I Barely Know Her
taylor price
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Color Me Curious

Game Changer & Make Some Noise
No title available
One Nice Bug Per Day
No title available
ojovivo
official daine visual archive

titsay

if i look back, i am lost
Show & Tell

Jar Jar Binks Fan Club

roma★
seen from Brazil
seen from Brazil
seen from T1

seen from South Korea
seen from United Kingdom
seen from Bulgaria
seen from United States
seen from Moldova

seen from Bangladesh
seen from United States
seen from Argentina

seen from Germany

seen from Japan
seen from Bangladesh

seen from Canada

seen from Germany
seen from United States
seen from Vietnam

seen from Vietnam
seen from Colombia
@twistedtower
Olsaydı güzel olmaz mıydı
Home Is Behind The World Ahead And There Are Many Paths To Tread Through Shadow To The Edge Of Night Until The Stars Are All Aligth Mist And Shadow Cloud And Shade All Shall Fade All Shall... Fade..
Locationi: Lake District, England
Photo: Vauxhall Agila 2002
I have a few beers and a whole lot more back in the fridge, 4 packs of camels and a bottle of Jack Daniels. It's sunny outside, with a cool breeze and I've got nowhere to go for 3 days. It's a good day right?
..............
Yarın işbaşı artık. Istanbul here i come !
Herkese iyi uykular... Herkese günaydın...
Bira.fm nin vedası.... Bu bir veda değil fakat, bugün sizlere şerefe... "İki senedir BiraFM'e verdiğiniz tüm destek için HEPİNİZE EYVOLE! Umarım güzel birşey yapmışızdır ve umarım keyfinizi bir şekilde hep yerinde tutmuşuzdur. Keyif çok önemli bişey. Tam anlatamam şu an içim buruk ama gerçekten, yalnız gitmeyen en önemli şey hayatımızda. Çok da çabuk kaybediyoruz, nerede bulacağımızı bilmiyoruz. Nasıl aranacağını da öyle.. Müzik bu iş için nefis bir ilaç ve tabii ki o da çogüzel bişey. En güzel şeye oynar hatta müzik..tüm söyleyeceklerim bu kadar. Ben böyle sessizliği...unutamam. Yani özetle; Hep beraber böyle güzel birşey başardığımız için Hepimize Şerefe! Gurur hepimizindir bre!"
https://www.facebook.com/keyifyalnizgitmez?fref=ts
The song of the hour, day, month, year and a life...
"In the French Resistance, it was considered as high an honor to smile when facing a firing squad. The highest honor was to smile when they shot you".
Tik tak...
Söyle bakalım şimdi bana ... Karşında biri var ve bir hata yaptığına inanıyorsun, elinde kanıtlarında var kendince. Olay şu, şimdi bu kişiye direk savaş mı açardın yani olayı tamamen açıklığa mı kavuştururdun ? Yoksa durumu onun açıklamasını mı beklerdin ?
Bir faktör daha ekleyelim probleme, hata olarak gördüğün şeyi aslında sen daha önce sayısız defa yaptın ve karşındaki insan belki de seninle aynı niyeti bile paylaşmamış sadece bir tesadüf itibariyle, senin hata olarak gördüğün şeye sahip olmuş.
Zaman da ilerliyor bu arada... Tik... Tak...
Gururunu bir kenara iter, bekler ve açıklamasını mı duymak isterdin ?
Yoksa, benim gördüklerim kafi der... Ve gözlerini kapar tünele mi girerdin ?
Tik...
Tak...
Cevabın ne ?
Don't that picture look dusty ?
Her bir günün bir saniye gibi geçtiği bir evre vardır insanın hayatında ya da en azından ben öyle bir şeyin varlığına inanıp kendimi teselli ediyorum. Hayat arayışlar ile devam ediyor, ruh eşi arayışı, para, sağlık, huzur, mutluluk, ideallerin gerçekleştiği, hayallerin doruk noktasına ulaştığı, yüzünden gülümsemenin eksik olmadığı bir arayış. Buna benzer bir şey işte. Hayat öyle bir hala gelmiş ki, insanlara garip ceketler giydiriyor hiç hazır olmadıkları halde. Kimi insanlar ne yüklerin altına giriyorlar hiç de haketmedikleri halde. Hayat istenildiği gibi gitmiyor yani açıkcası. Sen aradıkça birileri ya da birşeyler seni buluyor. Başta kabul ediyor sonrasında ise sıkılıyor, bunalıyor, yoruluyor ve yahut sadece gıcıklığınaö vazgeçiyorsun. Örnekleri siz verin doldurun bir şeylerle işte. Eminim ki bir tınısı var bu söyledikleriminn sizlerde, kulaklarda, ellerde veya gözlerde, belki de dudaklarda, akıllarda veya hatıralarda. Bu blok çok manidar benim için. Ne zaman bir şeyler yazmak istesem saat hep 05.00 ve sonrası oluyor, ilk başlarda sadece basit bir mana yükleyerek uykusuzluğum ile bağdaştırıyordum bunu. Artık farklı bir anlam yüklemeye başladım sanırım buraya. İnsanların çoğu daha uyanmak üzereyken, benim gibileri ise daha yatağa girmemişken, o iki hattın tam ortasında kalan cümleler ve düşünceler bunlar sadece. Herkes aynı şeyi düşünüyor aslında. Hayatım nereye gidiyor ? Mutlu muyum ? Yarın ne olacak ? Acaba beni aldatıyor mu ? Ne zaman birini bulabileceğim ? Acaba doğru mu yaptım ? Acaba yanlış mı yaptım ? .... Düşünüyor da yanlış. Aslında herkes aynı şeyleri soruyor. Nöbetleşe sadece, bir grup insan yanlışlarını düşünüyorken, bir grup insan hayallerini sorguluyor... Sonra yer değiştiriyorlar... Saat gibi tıkır tıkır işliyor hayat. Sizin yerinize, haberiniz bile yokken. Hayatınızın kontrolünün bu kadar sizde olduğu fakat ironik şekilde de bu kadar çaresiz olduğunuz bu hayat, her gün sıfırlanıyor ve tekrar başlıyor. Siz de her gün tekrar başlıyorsunuz veya kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Farklı insanlar var hayatta, kimileri kabulleniyor hayatı, kucaklıyor, sorgulamıyor ya da kasmıyor kısaca... Kimileri de ise kendilerini yiyorlar defalarca, her gün, her hafta ve her ay.. Keşke otursak da her bir insan evladını dinleyebilsek... Nasıl hayat sırayla işliyorsa, biz de böyle bişey yapsak. İhtiyaçlarına kulak versek. Sadece dinlesek yeter belki de. Hmm... Anlaşılan bugün ben de ütopyacılar grubundayım, güldürdüm kendimi , şukumu da verdim. 24 yılın birikimi, ne buraya sığar, ne ses telleri yeter, ne de anlatmaya kelimeler kafi gelir. Şu hayatta şunu öğrendim... diye başlayan kalıp bir cümle edinemedim ne yazık ki. Buna en yakın cümlem ise, şu hayat her gün şaşırtmaya devam ediyor.. Eh işte bunu bulabildim, sorduğum soruların hiç birine cevap vermese de, ne bir viskinin ne de bir türk kahvesinin yapabildiği etkiyi yapamasa da... Ben bunu öğrenebilmişim... Hayatıma uygularsak bunu. Ne güvenmek lazım birine veya bir şeye, ne de kendini kilitli tutmak , ne umutlar ile yaşamak lazım ne de karanlıklara gömülmek... Bugün gülüyorsam, ertesi saniye ağlayabileceğimi öğrendim ben. Bugün kaybettiysem, yarın da galip gelebileceğimi... Bugün sevdiysem, yarın da üzülebileceğimi... Kısacası kadınları bile anlayabilsem de hayatı asla anlayamayacağımı öğrendim ben. Ne sağı belli ne de solu, ne de bir orta yolu var ( Burada ne yaptım gördünüz değil mi ;) ) Bugün yaşıyorsam... Sanırım hala kardayım, ne olursa olsun, hala devam edebiliyorum neye devam etmem gerekiyorsa. En zor soruların ve yahut karambollerde kalmanın çözümü, olaya en basit pencereden bakabilmekten geçiyor. Kriterler ve faktörler anlamsız olabiliyor. Bir şeyi ne kadar enine boyuna düşünürsen düşün, değerlendirmeler yapıp varsayımlar arasında boğulmaya çalışırken, belki de cevap herkesin bildiği fakat aklına getiremediği kadar korktuğu şeydir. "Ne yaparsan yap, ne olacağını asla bilemezdin, bilemiyorsun ve bilemeyeceksin." Bugün de yaşayanlara o zaman, her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorlarsa...
There's not a second goes by when I'm not thinking of you in some way. I want to see your face, feel your hands in mine, feel you against me. But I know that will never be, you left me and I can't get you back. I move like I imagine the damned do, cursed. And I feel like it's only a matter of time. I don't know why I'm writing this, I don't know what can come of it. I know I can't get you back. I don't know why this has happened to us. I feel like it's me, bad luck, poison. And I've stopped doing this world any real good. Once more into the fray. Into the last good fight I'll ever know. Live and die on this day. Live and die on this day.
Her şey bitebiliyor. Biten şeyler hep acıtıyor. Neden bitiyorlar ? Neden bitmek zorunda kalıyorlar ? Neden insanın gücü bazı şeylere yetmiyor ? O yetmediği şeyler niye en çok yıkan oluyor ? Anlaşılan tekrardan çukura dönüyorum. Yine bir savaş hatırası, yine ruhuma işlenen bir acı. Sigarası olan varsa yaksın benim yerime... Yine dönüyorum ... Sanırım ait olduğum yer orası. Karanlık. Sessiz. Yalnız. Bir daha çıkmamak üzere dönüyorumdur umarım. Bir daha çıkacak enerjim de kalmadı zaten. Son kez aranızdaydım. Umarım güzel bir şov sunmuşumdur. Ben tekrar dönüyorum çukuruma. Ait olduğum tek noktaya. Sigarası olan varsa yaksın, çünkü ben ilk iş yakıcam bir tane. Eee akciğerlerim özlemiştir. Karaciğere gelince... Sana en büyük ziyafet var dostum... İç içebildiğin kadar. Çukurda bize huzur var. Karanlık sarsın yine etrafımı. Batman olayım kendi gotham'ımda. Bu şehirden de kovulduk. Halbuki kahramanları niye kovuyorlar ? Bir yaverim olsa ya da Robin'im iyi olurdu. Hoş how i met your mother gibi bir robin tecrübesi var zaten ama boşver gerek yok robin'e. Gülümsemem için de bir sebep kalmadı artık. Alışın bana yine. Merhaba ... Ben geldim. Tanıştırayım. Karanlık ve Ben. Jack ve Lm. Merhaba çukur. Yine ben...
Kederlendim ben yine
Ben kederlenmeyi çok seven hatta alışkanlık haline getirmiş bir canlıyım. Hayatımda çok sorun olmadığı anda bile kederlenirim, başkalarının acılarını abzörve eder onlarla üzülür, bunların hiç biri olmuyorsa bir şekilde bir şey hatırlar ve keder tutarım. Yosun tutmak gibi bişey işte kurcalamayın orasını. "Bencil değilimdir" derim hep, aslında baya bencil olduğumu görürüm hayatında içindeki eylemlerde. "Şükrederim" derim, aslında etmediğimi görürüm. Bunun gibi benzeri şeyleri söylerim ama sonrasında tam tersi istikamette olduğumu görürüm. Klasik bir insanım işte, hataları, kusurları olan, bir insan. Bu blog her ne kadar kireç tutmaya başlasa da yine de son günlerde aklıma daha çok gelmeye başladı. Sanırım yaşayacağım düşünceleri olayları hisseder olmuş. Bugün ben depresiftim. Hava kötüydü zaten, dışarıya da çıkmamıştım yine. Yalnızlığı çok sevmeye devam edip, kendimi yine pc nin başına atarak başladım yeni güne. Aslında ne zaman gün bitiyor ne zaman başlıyor ya da ben bunun neresinde aktif moda geçiyorum bilmiyorum uzun zamandır. Ehh çok da koymuyor zaten. Her neyse, yine pc nin başındayken ve kendimi üzgün olduğuma inandırırken bir haber aldım... Haberleri sevmem ben, tv de olunca gerilim yüklü oluyorlar, telefondan gelince can sıkıyorlar, yüz yüze söylenince de moral bozuyorlar. Facebook'tan gelince ne oluyor kısmını bugün gördüm işte, özet olarak bir arkadaşım bana üniversiteden bir arkadaşımın babasının vefat ettiğini söyledi. O anda bir duraksadım, bir evlat babasını kaybetmişti. Bencilim işte, önce aklıma babam geldi, aramızdaki tartışmalar, gerginlikler vb ... Hatalı olduğumu hissettim, ne olduysa oldu ama hatalıyım dedim. Sonra annem geldi sonra ablam, sonra da sevdiğim ve sevdiklerim ...Bugün ben olabilirdim o arkadaşımın yerinde, benim canım kopabilirdi ... Ne yapacağımı bilemez oldum. Sonra gün ilerledi, kimilerinin paydos saati geldi, kimileri ise yeni başladı. Ben ise olduğum yerden yine devam ettim rutin hayatıma. Ve sonra ... Yine eskilerden biri geldi, durduk yere, davet edilmeden geldi işte. Bir hastalık haberi daha aldım... Duygusal yapım zaten belli bir sallantıdayken, bu haber gerçekten acıttı. Sevdiğim biriydi çünkü, çaresizdi belliydi. Anlattı bişeyler daha kötü oldum, hastalığını araştırdım, google da vikipedia da surf üstüne surf yaptım ve sonra aklıma bugünkü müzik geldi. "What must be done" ... O epik sahne ve Brad Pitt'in ölümünü bekleyişi. Saatlerce konuştum onunla, nasihat verdim, maddeler yaptık beraber, sanki bir komutanmışım da askerimle beraber sahada son kurşunumuz kalmış ve ona gülümsemesini istermiş gibi hissettim. Beraber gülümsedik. Konuştuk rahatladık. Ben onun acısını aldım paylaştım işte iyi oldu güzel oldu. Savaşıcak artık bunun sözünü de verdi. Bana bu yetti. Once more into the fray Into the last good fight I’ll ever knowLive and die on this day
Live and die on this day
Gün yine bitti sanırım. Bilmiyorum ya da yeni başlıyor. Kafamda o kadar çok şey var ki, yazamadım bile çoğunu. Bir sigara iyi giderdi, bir kadeh viskiyle. Kimi kandırıyorum ... 1 paket sigara ve 1 şişe viski gerek bu bünyeye. Tıpkı kısa bir zaman öncesi gibi. Dejenerasyon sürecim devam etmekte, maalesef ne sigara içiyorum artık ne de alkol. Bu da canımı sıkmıyor değil. Her neyse olan olmuş artık.
Ben ne anlattım size bilmiyorum. Ne anlamanız ve çıkarmanız gerektiğini de bilmiyorum. Ama biraz akıl varsa ya da kırıntısı kaldıysa ... Hayata sarılın. Hayata inat yaşayın. Sevdiklerinizin kıymetini bilin. Kimseyi kırmayın üzmeyin. Ailenizle küs kalmayın. Kusur etmeyin kimseye. Bugün onların son günü olabilir. Bugün sizin son gününüz olabilir. Bunu unutmayın. İyi biri olun anlıcağınız. Bahane üretmeyin hayat zor, stresim var, işte hayat beni buna zorladı. Yapmayın kendinizi kandırmayın. Elinizdeki tek şey olan zamanı iyi kullanın.
Bugün de vakit geldi. Benim gitmem gerekiyor...
Son sözler olsun. Gelin kolay yolu değil de zor yolu seçin, onurunuzla, cesaretinizle yaşayın. İyi bir insan olun. Kendiniz için yapın bunu da.
Not: Şarkıya replay tuşu koymuş gibi hareket ederseniz yazdıklarım biraz da olsa hissiyat kazanabilir.
Yok size başlık maşlık.
Bugün erken uyuyayım dedim başıma gelmeyenler kalmadı. Pek de şaşırmadım zaten olanlara. Olanları hayal etmiş miydim ? Sanmıyorum. Hmm halbuki ben her şeyi düşünürdüm. Hmm, bir şeyler yanlış gitmiş olmalı. Hmm. ilginç, zaten çoğu zaman bir şeyler yanlış gidiyor. Nereye gidiyorlar ? Hiç bakmadım. Hani şu halının altına süpürdüğümüz çer çöp misali sanırım. Bir yere gidiyorlar. Ama yanlış gidiyorlar orası fix.
Her neyse işte bir şeyler yine yanlış gitti, kendimi yine klavyenin başında buldum sonrasında da işte buraya geldim yine. Niye hep "yine" oluyor, niye bu kadar çok tekrar var anlamıyorum. Dejavu ya inanmıyoruz ama hep yine diyoruz. Hmm, ilginciz.
Her neyse işte buraya geldim de çok farklı geldim, kısa bir zaman önce nasıl gelirdim, şimdi nasıl. Çok değiştim ben çoookk. Daha doğrusu değişicektim ben de değiştirmediler, tam değişmeye karar vermişken yine biri çekti kenara, o yüzden çok değiştim ben. İronik işte, zaten hayatın kendisi öyle değil mi ? Bu soru işaretlerinin hepsine cevap bekliyorum şaka maka.
Her neyse ben yine buraya geldim, farklı da geldim ama sonuçta geldim. Buraya bakınca kendime gülüyorum. İnsanın hayal kurması ne kadar kolay başarabilmesi ise ne kadar zormuş diye. Güya bu blog bir çok film eleştrisine sahip olucaktı. Günün filmi olucaktı. İşte ne bileyim böyle güzel hoş şeyler olcaktı. Müzik olcaktı. Valla sanırım bencilliğim tuttu paylaşmak istemedim ya da kimse iplemedi o da bana çok koymuş olabildi ben sonuç olarak hayalimi gerçekleştirmedim. İşte yaradığı tek halt arada sırada buraya bişey yazıyorum hep de saat 05:00-06:00 sularında yazıyorum ki kimse görmesin diye.
Sonra bunları siz okurken bu çocuk niye uyumuyor diyor musunuz bilmiyorum. Yatağımın altında canavar falan yok, böyle sürekli açılıp kapılan tarzda götlük yapan bir dolabım da yok. Üst ya da alt komşum da yok. Müstakil bir evim yok bahçemde yok yani. Şartlar müsait, ılık süt bile var ama ben yine de uyumuyorum. Ben siktir ettim bu olayı siz de en iyisi siktir edin der topu "Pardon" un en güzel sahnelerinden birine atarım. Hee iyi hatırladım bir ara askerlik şubesine gitmem lazım acaba benim de dosyalar şube taşınırken arazi olmuş mudur. Hmm ona bir bakmak lazım.
Her neyse ben yine buraya farklı ve hayalimi gerçekleştiremediğimi bilerek geldim. Valla yazının bir temel mesajı yok, buraya kadar boşuna okudunuz devamını okumayın bari öyle bir şey bekliyorsanız. Eğer bir mesaj yakalamışsanız kesinlikle sublimal mesajdır ama merak etmeyin masonlukla bağlantım yok. Beni kendi aralarına almış olsalar buraya yazmam büyük ihtimal bir deniz kenarında viskimi yudumlar olurdum. Çok güzel oluyor tavsiye ederim.
Her neyse ben yine buraya farklı, hayalini gerçekleştiremediğini bilerek ve mason olmadığını belirterek geldim. Böyle geldim gidiyorum işte, varsa yolda eşlik ederim ama yol arkadaşlığı yapmam söyliyim ona göre.
Şimdi siz her gün hayatınızı değiştirebilecek fırsatları buluyor ve değerlendirmiyorsunuz. Korkularınıza yenik düşüp adımlar atamıyorsunuz. Hayallerinizi kovalamayacak değil, hayallerinizi başaramayacak kadar tembel takılıyorsunuz. Sonrada diyorsunuz hayat beni yordu. Abi ne yaptın da yoruldun anlamadım ben seni. Ne yapamadın da vazgeçtin onu da anlamadım. Aranızda kansere çare falan için uğraşan yok sanırım. Ben uğraşmıyorum yani buradan bir varsayım çıkardım sadece. Şimdi siz her gün halinize dert yanıyorsunuz. Uğraşmıyorsunuz. Emek harcamıyorsunuz. 2 gün yorulunca vazgeçiyorsunuz. Sonra da ilahi adaletten yardım bekliyorsunuz. Hmm. Sonra da batıl inançlara laf atıyorsunuz. Haha iyiymiş valla. Kendinize acımayı bırakın, yoruldum demeyi de bırakın, hayata insanlara çevreye sövmeyi de bırakın. Kusura bakmayın ama çoğu şey sizin elinizde. Kolayınıza geliyor sıkıyorsunuz sağa sola, yok devlet böyle, yok bugün hava soğuk , yok erkekler böyle yok kadınlar böyle, yok ugg giymiş, yok çanak patlamış, bişeyler olmuş.
Bahane çok icraat çok. İngilizce de "quit bitching" diye bir tabir var. Heh aynı olay işte bu, latince, quitus bitchinus oluyor, hani prospektüs okumayı severiz ya onun için söyledim bakın araştırın bu terimi. Abi quitinus bitchinus lütfen. Her sövdüğünüz durum için, intizar ettiğiniz, ağladığınız, sinirlendiğiniz, bla bla falan ama bir şey yapmadığınız şey için bir adım atsaydınız şu anda emin olun daha ileride olurdunuz. Bak senaryo belli, hayat acımasız, hayat şerefsiz, erkekler böyle, kadınlar şöyle, havalar soğuk, havalar sıcak, aykut kocaman takımı geriye çeker, fatih terim küfreder, querasma niye gider, falan hani her şey belli bir şablon, tüm soruları bilip de cevabı bulmamaya benzer sizin işiniz.
Her neyse ben yine buraya farklı, hayalini gerçekleştiremediğini bilerek, mason olmadığını belirterek ve yine bir mesaj verip ironiye düşmüş şekilde geldim.
Ben söyleyeceğimi söyledim, zaten bunların çoğunu da kendime söyledim öyle büyük bir okuyucu kitlem yok biliyorum. Maksat burayı faydama gelecek şekilde kullanmak. Öyle böyle işte.
Her neyse uzatmıcam lafı bu sefer.
Hadi size bir tane de soundtrack yapıştırayım bari müzik hoşunuza gider eli boş dönmemiş olursunuz.