İbrahim, bir uzağın sırtı gibiyim. Yakışmıyorum dünyanın hiçbir penceresine.

@theartofmadeline
almost home
Monterey Bay Aquarium
taylor price
art blog(derogatory)

Origami Around

Andulka
Xuebing Du
icyghini twinkie
official daine visual archive

roma★

titsay
tumblr dot com
Noah Kahan
Keni
RMH
🪼
I'd rather be in outer space 🛸
Sweet Seals For You, Always
Today's Document
seen from United States
seen from United States
seen from Spain
seen from Laos
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Vietnam
seen from China
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Mexico

seen from Canada

seen from Thailand
@u-harap
İbrahim, bir uzağın sırtı gibiyim. Yakışmıyorum dünyanın hiçbir penceresine.
sen uçurumun kenarında durmuş ölümler tasarlıyorsun,insanlar manzaralarını kapattığın için çekilmeni istiyolar
kimsede yerimin olmadığını fark ettim
Sanki bin katlı bir apartmanın çatısından aşağı bırakmışım kendimi, düşerken pencerelerden insanların hayatlarını izliyormuşum da senin pencerenden geçerken atladığıma pişman olmuşum.
Çekildi tetiği tüfeğin, dağıldı göğe kuşlar.
-Madem o seni sevmiyor, niye verdin kitabını ona? +Ben onu seviyorum hocam, o yüzden verdim.
Adamı rüyasında da uyutmuyor türlüsü hüzün. Türlüsü denerken seni bir tabanca. Nasıl da Meryem taşıyorsun annemizi karnında, nasıl da gökkuşağı. Adı santim uzatsan saçların. Bana gelince ama arsenik bana kangren. Bana verdiğin uzamıyor. Bu hüzünle adama perde astırıyorsun bi' güzel ve bundan bi' şair bekliyorlar. Göğü ikiye bölmemin remiksini. Ben oysa William Butler'la aynı şeyi istedim hep. O kız orada dururken ben nasıl bütün dikkatimle... İşte bundan şiir yaptım. Kırmızı iyi oldu. Omzum yok. Gülmen gerekiyordu annemizi, omzumu orada bıraktım. Tütünle geçiyor, geçmeyi orada bıraktım. Eczada karaciğer bulamazsın, orada bıraktım.
bana kötü olduğumu hatırlatmana gerek yok. inan bana, herkesle savaşıyorum. geleneklerle, toplumla, insanlarla… hatta iyi bir insan olmak için kendimle bile savaşıyorum. inan bana, çabalıyorum.
bir kadını diz kapaklarından öpmekten âlâ şiire rastlamadım henüz, üvercinka hariç. çünkü bir kadını diz kapaklarından öpmek; bugüne dek tüm düşmüşlüklerinden, yaralarından, kanından, izinden, acından öpüyorum, şifâ niyetine demektir bir nevi. çok düştüm, parçalandım, örselendim, öp de geçsin, diyemeyen bir kadının sessizliğini duymaktır. seni anlamak için harflere ihtiyacım yok, ruhunla ruhum aynı lisânı hissediyor diyebilmektir. yanaklarından, dudaklarından, alnından, belki omuzlarından, avuçlarından öpmek aşkın yaradılışında var ama diz kapakların da sevdaya dâhil demektir aynı zamanda. o kadını çaresizliğinden ve bir o kadar da gücünden öpmektir. düşmüşlüğü kadar ayağa kalkmışlığından öpüp onu onore etmektir. önünde diz çökmektir. saygıdır; kudretine, sabrına, sarsılmışlığına, sancılarıyla baş edebilecek kadar dayanıklı oluşuna ve de kırılmak yerine bükülmeyi öğrenebilişine hayran olmaktır.
Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim.
Çekildi tetiği tüfeğin, dağıldı göğe kuşlar.
Bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca senin haberin olmadan yaşamış birine bütün hayatını anlatmak istersin.