“You are the most phantom-like of all: you are a mere dream.”
— Charlotte Brontë, from Jane Eyre (via luthienne)

titsay

No title available
Sweet Seals For You, Always
Sade Olutola
The Stonewall Inn
Game of Thrones Daily
Noah Kahan
taylor price
h

No title available
No title available

Origami Around

pixel skylines
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Doug Jones
NASA
$LAYYYTER

bliss lane

PR's Tumblrdome
I'd rather be in outer space 🛸

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from Denmark

seen from Türkiye

seen from United States
seen from Poland
seen from Switzerland

seen from United States
seen from United States
seen from France
seen from Brazil

seen from United States

seen from India

seen from United States
seen from Bangladesh
seen from United States

seen from Singapore

seen from United States
@uheartu
“You are the most phantom-like of all: you are a mere dream.”
— Charlotte Brontë, from Jane Eyre (via luthienne)
“Lips of honey, eyes of fire.”
— Meleager, tr. by Peter Whigham, from Greek Anthology; “Epigrams,”
"cambazla ben, bomboş bir çocuk parkında oturuyoruz. ben içime kıvrılmışım, o dışına uzanmış, ikimiz de, bize rağmen yükselen, sıkışan ve kararan şehrin kasvetiyle donanmışız. onun kaybettiği bir gelecek var. benim kaybettiğim bir geçmiş. onun hayalleri mümkün, benim kabuğum kırık, o yüksekleri görüyor, ben çukurları, o olacaklardan bahsediyor, ben olmuşlardan. kaybetmekle kaybolmak bir midir? "
içimdeki sevinci, eteklerimdeki telaşı, saçılarımdaki rüzgarı avuçlarına dökmek istedim. beni ömründen bir bahar say.
seninle hayatımın çok karışık döneminde sanki tüm virajları alabileyim diye tanıştım.
send me mini vlogs of your day “ type of love ”
elimde olsaydı sevgilim, kaburgamın içinde taşırdım seni. sırtımızdakilerin kamburu tek biz olalım, kamburumuza sahip çıkalım isterdim; uzaklardan değil, can cana, dip dibe. geçtiğin tüm yollar hatrını saysın, daima çiçek değil, çiçeğin özü olarak kalasın.
seninleyken kendimi bir televizyon içerisinde hissediyordum. akşam saatlerine doğru yayına girdiğimiz, heyecanla sunulan bir program gibiydin. bazen de bir konserde kalabalığın ortasında yapayalnızmışız gibi hissettirdin. patalojik vakalarda en ön sırada, serkeş havada, kalp denilen kan pompasında. hem iki yan oda da, hem kasıklarımın arasında. nasıl oluyorda aynı anda farklı yerde. nasıl oluyorda tam içimde, sakladığım en ucra köşemdesin.
“You must have been born of the stars, I can see your light with my eyes closed.”
— i am still so afraid of burning, Emma Bleker (via cygnum)
heejin and hyunjin in my sunday (2017)
if i was a star and you were a star i would wink at you and blink at you and twinkle at you and the earthlings would call it science
tüm bu yaralar kendimize karşı verdiğimiz savaştan oluşuyor.
anlaşılmadığını düşünen bir kadının yüzünde oluşan yedinci senfoni.
dünyadayız, keşke masalda olsak. ana karakter olmak değil de, o masalda ağaç olmaya da razıyım. sakince, kaygısız, korkulardan uzak, kenarda bir çınar ağacı.
beni kırdığında nereye gideceğimi bilmediğim için, sana gelip benim şimdi ne yapmam gerek dedim. evet şimdi üzgün hissediyorum peki ne yapmam gerek. sanki beni kapının önüne koymuşsun ama zili çalıp hangi otobüse binmem gerektiğini soruyorum. sana her baktığımda kalbim güçlensin diye dua ediyorum.
sonra seninle karşılaştık bir köşebaşında, gökyüzü şahit, nefes aldığımı hissettim o karmaşada.
oysa şeytanın bile ninnilerle büyüttüğü adamın kızıydım ben, hiçbir melek kefaretini ödetmeden alamazdı canımı bedenimden.