Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarar? Sayfalarca konuşup, satırlar boyu anlatıp sonunda bir mucize olsun derdim. Saçmalığın daniskasıydı muhtemelen. Mucize istediğim zamanlar geride kaldı sanırım. Ya mucizelere olan inancım kalmadı ya da beklemekten yoruldum, bilmiyorum. Masallar albayım, masallar. Bu dünyada sonu mutlu biten tek şey onlar. Yok albayım, benim hikayemde mutlu son falan yok, kendini alıştırsan iyi edersin. Nefes aldığım her an sanki daha büyük bir felakete sürükleniyormuş gibi hissediyorum. Sence bu normal mi albayım? Yaşamak bir ağrı gibi girdi bedenime çıkmıyor. Sana da bir takım serzenişlerden bahsetmiyor mu albayım? İnsan çekeceği acıya aşık olurmuş. Ben de diyorum nerede yanlış yaptım. Yok albayım, yok. Hep yüzümün gülmesine kandılar. Bu çocuğa bir şey olmaz dediler. Bu da geçer dediler. Bunu da atlatır, hiçbir şey olmaz dediler. Dediler, dediler. Herkes bildi beni ama kimse tanımadı. Kalk albayım, kalk. Kalk, git sen de. Gözyaşlarım üstüne sıçramasın. Kaybedelim gerekirse. Kaybedelim albayım, kaybedelim. Ama önce kendimizden başlayalım. Bir de vedalar albayım, vedalar. Ben vedaları sevmem albayım. Hiç gitmesin insanlar. Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üzülürüm albayım, dayanamam. Gelmemek üzere gidenler çok sevdiklerim olur genelde. Bi de bir hikaye bırakır ki geride, noksanlığın daniskası içinde. Yaşamak bu değil albayım, yaşamak bu değil. Velhâsıl-ı kelâm, ziyadesiyle tükeniyoruz albayım. Ziyan oluyoruz. Eksiğiz, eksiliyoruz. Albayım, bitiriyorum, az kaldı. Ey zavallı insanoğlu! Mutluluk diye bir şey yok! Kendimden biliyorum, öyle bir şey yok. Bitiyoruz albayım. Elveda albayım. Eyvallah.