(https://www.youtube.com/watch?v=GjUZqo57TPs gönderdi)
Xuebing Du
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

izzy's playlists!
official daine visual archive
noise dept.

Kaledo Art
tumblr dot com
art blog(derogatory)
wallacepolsom
No title available

@theartofmadeline

JVL
I'd rather be in outer space 🛸
h
No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Sweet Seals For You, Always
d e v o n
Not today Justin
Stranger Things
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Singapore
seen from Malaysia
seen from Canada
seen from Singapore
seen from Spain
seen from Iraq

seen from Australia

seen from United States
@upuy
(https://www.youtube.com/watch?v=GjUZqo57TPs gönderdi)
Sonunu en başında bildiğinizi sansanız da en son yine bi şaşırıp vay be dedirtiyor insana. Aslında kitabın ilk cümlesinde öğrendiğiniz şey, kitabın son sayfalarında etkisini gösterebiliyor. Öyle de bi eser ortaya koymuş yazar, helal.
uzun zaman oldu..
Ulan huzur be !
Nazan Öncel - Göç
Zarif Bir Yaşam.. Bir Haykırış.. Bir Duruş .. Hala yeri doldurulamayan şairlerimizden Zarif bir haykırış ; Abdurrahman Cahit Zarifoğlu kirada yaşadığı evlerde, kendisine ait bir odası olmadan , çocuklarının yanında yazdı şiirlerini. Şikayetçi değildi ama bir odası olsun istiyordu. Sevenleri ardından hayıflandı; Bir odası olsaydı, bilgisayarlar o vefat etmeden yaygınlaşıp daktilo yerine klavyeyle yazabilseydi?
Zarif bir şair Abdurrahman Cahit Zarifoğlu hayatlarımızda zarif bir iz bırakıp gitti.Şiirinin anlaşılamadığı yönündeki sitemlere karşın herkes iyi şair olduğunda birleşti.‘Ne çok acı var ‘ dizesi hala her kesimden insanın dilinde dolaşan şair , geride yetim bir edebiyat camiası bıraktı.
‘Eşimi kaybedince 2 kere üzüldüm diyor , hem eşimi kaybettiğim için, hem de böyle değerli bir insan vefat ettiği için.’ Berât Zarifoğlu ‘Yakışıklıydı, sesi çok güzeldi. Sessiz ama çok bilgili çok akıllı biriydi. Her şeyi iyi bilirdi. Daha çok yazılarıyla onun ne düşüncede olduğunu anlardım. Üzüntüsünü sevincini yazılarından takip ederdim. Benimle de paylaşırdı ama kağıttan daha iyi tanıdım onu ben. Hem eşi hem hayranıydım’ diyor. Eşiyle ilgili tek sitemi çok çalışması. Hep çok çalıştığını anlatıyor Berat Hanım; ‘Çok kiralarda oturduk. Çok iyi evlerde de kötü evlerde de. Bir odası olmadı. Çocukların hepsi küçüktü. O vefat ettiğinde en büyüğü 10 en küçüğü 5 yaşındaydı. Dağıtıyorlardı, yırtıyorlardı. Yine de rahat çalışıyordu ama derdi ki ‘Bir odam olsa bıraksam, geldiğimde otursam yine yazıya devam etsem’. Bir odasının olmasını isterdi. Bir daktilosu vardı. Onda çalışırdı. Bilgisayar klavyeleri çıkınca Ali Haydar Haksal çok üzülmüş. ‘Daktilo tuşları daha sert ve zordur, klavyede geri silmek ve yazmak çok kolay. Hep aklıma Cahit Abi gelir. Klavye onun zamanında olsa ne kadar güzel, ne kadar kolay yazı yazabilecekti derim’ demişti bana’ Berât Zarifoğlu ; ‘klavyesi olmasa da çok rahat yazdığını anlatıyor Cahit Zarifoğlu’nun.‘Erdem Beyazıt bir yazarmış bir silermiş. Yazıya başlarken zorluk çekermiş, başladıktan sonra kolay yazarmış. Ama Cahit başladığı zaman takır takır yazardı’ diyor. Hatta bir keresinde kendisi sitem etmiş, benim için hiç şiir yazmadın diye. Cahit Bey hemen kalem kağıt istemiş. Berat Hanım, ‘Ay dedim hemen olmaz. Başka zaman yazarsın, öyle hemen olur mu. Yok dedi ben şair adamım. Kalem kağıdı aldı yazdı. Baktım güzel olmuştu ama ben deyince yazınca kıymeti yok. Şiirden saymıyorum bunu’ diyor. Ankara’da Rasim Özdenören’lerle görüştüklerini de anlatıyor Berât Hanım; ‘Hep Rasim Abilere gider gelirdik. Onlar iş konuşurdu, yemek yerdik, çay içerdik, meyve faslı derken onların konuşması bitmezdi. Ayşe Özdenören’le ben karşılıklı koltuklarda otururuz bir bakardık uyumuşuz. Sonra Cahit Bey öksürür gidiyoruz diye. Saat gece yarısı. Ertesi gün yine işe giderdi. Çok çalışkandı. Mektuplarla gençlere çok yol gösterirdi’ Zarifoğlu aile defterini ise çocuklar doğduktan sonra tutmaya başlamışlar. Berât Hanım gösteriyor ve anlatıyor; ‘Belki defterdekiler sizin için bir şey ifade etmez ama bizim için anlamlı. O gün olan en küçük bir şeyi bile yazardık. Bu günün tarihi ve Ahmet elini çizmiş. Burada Betül’ün karnesi var. Türkçe dersinden zayıf almıştı. ‘Kızım bir şairin kızı Türkçe’den nasıl zayıf alır?’ demişti. Çocuklar da yazmıştır. Defterdeki bazı fotoğrafları sergi ve haberler için verdik’ diyor. Vefat dönemini anlatmak Berât Hanım için hala zor. ‘2 aylık bir hastalıkla vefat etti. Bir karın ağrısı. Doktora gittik. Doktorlar kanser olduğunu anlamışlar 6 ay ömür biçmişler. Ben bilmiyordum. Ağrıları çoktu. Hüsrev Hatemi’ye gittik. ‘Seni onkolojiye yatırıyorum’ dedi. Biz onkolojinin kanser bölümü olduğunu bilmiyorduk. Bize ‘Onkolojiye yatırıyorum ki seni sık sık görebileyim diye’ dedi. 2 ayda vefat etti. Mustafa Nuri Şirin yurt dışına götürelim demiş ama vakti geçmiş demişler. Cenazesine çok değişik cemaatlerden geldiler. Babam ‘Keşke benim cenazem böyle olsaydı’ demişti. Recep Tayyip Erdoğan, Zahid Akman da vardı cenazede. RecepTayyip Erdoğan iki defa gelip ziyaret etmişti.’ Abdurrahman Cahit Zarifoğlu’nun bildiğimiz bir özelliği de çocukları çok sevmesi. Berât Hanım, Erdem Beyazıt’ın onun için ‘bir annenin çocuğunu seveceği kadar severdi ’ dediğini anlatıyor. ‘Yazılarıyla yaptı etti. Çok hoş bir insandı, canım benim’ diyor ve gözleri doluyor elinde olmayarak. Çocuklarıyla ilgilenebiliyor muydu yoğunlukta diye soruyorum. Anlatıyor: ‘Akşam hemen işten sonra eve gelir çocuklarıyla ilgilenirdi. Onlara masallar yazardı. Bir gün, ‘Bu masalın sonu nasıl bitsin sence Betül’ diye sordu. ‘Ben iyi bitsin dersem iyi mi bitecek’ diye sordu Betül. Cahit Bey Evet deyince ‘ama baba sen uydurma bir şey mi yazıyorsun’ diye şaşırdı. Cahit Bey, ‘Evet ben uydurarak yazıyorum’ deyince ‘Ay baba aşk olsun ben sahici bir şey zannediyordum’ dedi. Böyle masallar anlatırdı. Gece üstlerini örterdi. Muhakkak bütün babalar çocuklarını sever ama onun ilgisi çok farklıydı. O yüzden çocuklar için çok zor oldu. Benim zaten her şeyim gitti. Çok zor bir hayattı. Değişik bir sayfa açılıyor ve siz ona uymak zorundasınız. Ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Bir de böyle kaliteli bir insan, anlayışlı bir eş… Mustafa Ruhi Şirin’i hiç unutmam, her karne gecesi arardı. Çocuklar nasıl? Geçtiler mi? Notları nasıl? Özellikle o gece notları nasıl diye arardı. Hiçbir zaman unutamam. Bazıları için Cahit Bey gitti biz de gittik. Ama bir çoğu da destek oldu.’
“ Nikah resmimiz. Necip Fazıl nikah şahidimdi. Fotoğraftakiler babam, Cahit Bey’in babası , Ali ihsan Amcam ve Necip Fazıl. Necip Fazıl’a babam çok gider gelirdi.Abdülhakim Arvasi hazretleriyle görüşmek için geldiğinde hep bizde kalırdı. Ankara’da Rasim Abilere geldiği için tanıyormuş babam Cahit Bey’i.Cahit Bey son senelerde sohbetlerde çok bulunuyormuş.Cahit Bey 35 yaşındaydı ben 18 yaşındaydım. Bir sene sonra evlendik.Cahit Bey’e birkaç kişiyi göstermişler ya ‘boyu kısa’ demiş ya beğenmemiş. Ama beni görmeden de ‘Çok istekli geldim, yeter ki bu aileden olsun diye’ dedi. Ben onu bir kere geçerken gördüm. Görüşmeden evlendik. Bir kere telefonla konuştuk. O zamanlar telefonlar böyle değildi. Ankara’dan istiyordun, bağlatıyordun. Sonra geldiğinde nikah için gelmiş oldu. Kına gecesinde görüştük sonra da nikahta.”
Ahmet Zarifoğlu hastanede tedavi gören babasına yazdığı mektupta ‘Sana çok dua ediyorum. İnşallah iyileşirsin, eve gelirsin. Evde karnın ağrımaz. Eve gelince mevlüt ederiz, oyun oynarız. Biz iyiyiz hiç merak etme’ diyor. Aile Defterinden ;
Kasım 1982
İlk şarkımız:
Güneş doğdu
Herkes sabah keyfiye
Betül , Ayşe , Ahmet , Arife
Ne gerek arife bir tarife
Arife tarif gerekmez arife tarif gerekmez
27 Kasım 1984
Arife bugünlerde hepimize kızınca ‘manyak’ diyor. Bugün kömür aldık. Kömürü taşıyan adam parasını aldı. Kömür bitti dedi. Gidip süpürecektik baktık ki yarım ton kadar kömürü bırakıp gitmiş. Çok maceralı oldu. Hayırlısı
Kasım 1985’de Afganistan Hizbi İslami lideri muhterem Gülbeddin Hikmetyar Türkiye’yi ziyaret etti. Bu meyanda bir televizyon mülakatı için Radyoevine geldi. Bu mülakat ne yazık ki televizyondan verilmedi. Hikmetyar’ın radyoya gelişinde tanıştık, ayaküstü birkaç dakika konuştuk. Ona ‘biz yazı yazmaktan başka bir şey yapmıyoruz’ dedim. Bana ‘Biz de böyle başlamıştık’ diye karşılık verdi. Arkadaşım Natık’ın çektiği resimler hayatımın en güzel anlarını yansıtıyor. Resimler ancak bugün (13.08.1986) elime geçtiği için bu kadar geç deftere giriyorlar. (Arka sayfada Gülbeddin Hikmetyar’ın cephede çekilmiş bir fotoğrafı yer alıyor)
” En büyük emelim ”
26.09.1986 Betül’le 34 gün önce Kur’an-ı Kerim’den her gün bir sayfa okumaya başladık. Betül, verdiğim bir sayfa dersi, ertesi gün bir iki kere okuyup hazırlanıyor. Sonra ben dinliyorum. Hatalarını düzeltiyorum. Bugün yarın için Bakara Suresi’nin 34. sayfasını ders verdim. Rahmetli babam (Niyazi Zarifoğlu) aynı metodla bizi, ağabeyimi (Sait Zarifoğlu) ve beni okutmuştu. Betül’le inşallah hiç aksatmadan hatim edinceye kadar okuyacağız. Ve inşallah Allah aynı şeyi Ayşe’ye, Ahmet’e ve Arife’ye de nasip etsin. Onlara da aynı şekilde okutmak en büyük emelimdir.
Erdem Beyazıt Anlatıyor ; - Cahit Zarifoğlu son görüşmelerimizden birinde, yalnız kaldığımız bir anda elimi tuttu sıktı ve dedi: “Erdem, kırlarda çiçekler bensiz açacak artık.” Ne demek istediğini anlamadım.. Ertesi gün ölüm haberini aldık ..
Hüvel Bâki Abdurrahman Cahit Zarifoğlu 1940 - 1987 Ruhuna Fatiha
hıncahınç bir stadda duvarlar merdivenler kapı oyukları demir rampalar ve beton çölü toprak.
İnsan kene gibi yapışmış kentine . sahipsiz kentimizin yapı direklerine ve isteklerine Görünüşte beton yiyen beton salgılar nikel döküyor kundaktaki çocuklar . daha hızlı gidemez miyiz diye...
#akifinan #yedigüzeladam (sadığın evi)
Yalnızca hakikatte nasıl suskun kalacağını bilen kişi, hakikati konuşabilir. Suskunluk içe bakışın, bâtınî dünyanın özüdür. - Kierkegaard Size gül bahçesi vaadetmiyorum. Yaşadığınız toprakların çorak olduğunu söylüyorum. - Nietzsche Gel çabuk Beni üzüntünün koynunda beklet - İsmet Özel Fotoğraf: Karaman’ın Ermenek ilçesinde yaşanan maden kazasında ocakta mahsur kalan ve önceki gün yer altından cansız bedeni çıkarılan işçilerden 39 yaşındaki Tezcan Gökçe’nin babası.