Bu metni Twitter’da kendini Giannis Tyrakis olarak tanıtan, asıl ismi Halit Cenk Türe olan şahsın, anlattığı hayali hikayeleri ifşa etme ve gerçek kimliğini ortaya çıkarma çabasıyla hazırladık. Amacımız Türkiyeli Rum azınlığın sesi olarak, sosyal medyada ya da kimi zaman uluslararası yayın organlarında, çeşitli açıklamalar yapan bu kişinin kimliğiyle ilgili çelişen bilgileri delilleriyle bir araya getirerek; toplumda yarattığı ve yaratabileceği muhtemel yanlış temsiliyetlere mani olmak. Aşağıda yer alan argümanlar ve deliller, Halit Cenk Türe’nin beyanlarına, kendisiyle 90’lardan beri “fiziksel olarak” görüşmüş çeşitli kişilerin tanıklıklarına ve İnternet ortamından topladığımız çeşitli bilgilere dayanmaktadır.
16 Mart 1977 doğumlu Halit Cenk Türe, sosyal medyada tanınan ve buradaki azınlık entelektüelleri arasında kendisine belli bir yer edinmiş bir isim. Twitter'da J. G. Tyrakis hesabıyla dahil olduğu çeşitli tartışmalarda karşımıza çıkan ve kendisini “bir İstanbul Rum’u” olarak tanıtıp neredeyse tüm cemaatin sözcüsü kimliğine soyunarak argümanlarını savunan bu şahıs önce sert çıkışları, sonrasında geçmişi ve aile öyküsüyle ilgili çelişkili ifadeleriyle dikkatimizi çekti ve hakkında biraz araştırma yapmaya başladık. Araştırmamız derinleştikçe, kendisini yıllardır hem sanal ortamda hem organik çevresinde, olduğundan farklı biri gibi tanıtan ve ismi, etnik kimliği, mezun olduğu lise ve üniversiteden başlayarak, hayatıyla ilgili büyük küçük neredeyse her detayı, üstelik farklı insanlara farklı şeyler uyduracak şekilde değiştirerek anlatan ve kendisine inşa ettiği sahte kimlikle yaşamaya çalışan ilginç bir vakayla karşı karşıya olduğumuzu anladık.
Kahveniz yanı başınızdaysa ve herkes gibi siz de bu karantina günlerinde canınız sıkkın şekilde ekrana bakmaktan başka yapacak pek bir şey bulamıyorsanız arkanıza yaslanıp bu hikayeyi keyifle okuyabilir, hayretlere düşebilirsiniz.
Hikayemizin ilk kısmı, 1993 yılında İstanbul'da geçiyor. Ulaştığımız tanıkların bize anlattığına göre, Cenk o dönem henüz İstanbul Rum’u taklidi yapmaya başlamamış. Kendisini Jay isminde, annesi İngiliz babası Türk olan ve Türkçeyi çok iyi konuşamayan biri olarak tanıtıyor. Tabii o zamanlar Facebook yok, öz be öz Türk annesi Mükerrem Meral Hanım'ın (hanımefendinin gerçek isimleri) kendisini çocukluk fotoğraflarına etiketleyeceği, yorumlar kısmına da anne tarafından bütün akrabalarının maşallahlarla doluşacağı zamanlara daha var. Güzel 1993'ümüzde böyle tek tuşla insanların ailelerine kuşbakışı bakmak mümkün olmadığı ve tanıştığı insanlar da kendisini normal insan zannettiği için kimse söylediklerinin gerçek olmadığını anlamıyor ve kendisi de Jay kimliğiyle iyi bir piyasa yapıyor.
Hatta bazen zamanında kendisini Jay olarak tanıttığı insanlar Twitter hesaplarıyla karşısına çıkıyor ve Rum olduğunu unutup “Hamit Abi beni tanıdın mı? Röportaj yapmıştık, Türkiye Gazetesinden” diyen adam gibi kendini hatırlatmaya çalışıyor:
Şimdi yavaş yavaş o dönüşüme gelelim. Bu sahte persona işine iyice ısınan Cenk yıllar içinde her tanıştığı insana kendisi hakkında ismi dahil bir sürü konuda farklı bir şey söyleyerek kimliğini parça parça değiştirmeye devam ediyor. Mesela dozunu yavaş yavaş artırarak kökeni 11. yüzyıla dayanan soylu bir Bizans ailesine mensup olduğunu söylemeye başlıyor. Anladığımız kadarıyla kendisini bu şekilde tanıttığı insanlar bu tarz aile öykülerine yabancı olmadığından yadırgamıyor ve şüphelenmiyor. E bir de malum tweette de dendiği gibi:
Bu bilgiler zamanla eviriliyor ve ailesi İstanbullu bir Rum aileye dönüşüyor. Kendisini J. G. Tyrakis olarak tanıtıyor. Hiç karşılaşmamışlar için güncel Twitter profili bu şekilde:
Bu dönüşüm aşama aşama gerçekleşiyor elbette. Önceleri ismini soran takipçilerine Giannis (Türkçe okunuşuyla Yannis) olduğunu söylüyor. Aşağıdaki görüntü 2010 yılına ait bir Tumblr gönderisinden.
2013 yılında Gezi direnişiyle ilgili röportaj verdiği occupy.com’a kendini İstanbullu Rum azınlığın kendi iradesiyle bir parçası olan (buradaki selfdescribed vurgusuna bayıldık) felsefe profesörü Yannis Tyrakis olarak tanıtıyor.
Fakat daha sonra aniden isminin Iasonas (Türkçe okunuşuyla Yasonas) olduğunu, handle’ında da yer alan Giannis’in dedesinin ismi olduğunu söylemeye başlıyor. İddiasına göre vaftiz edilirken rahip Iasonas’i kabul etmiyor ve dedesinin ismi olan Yannis’i de eklemek durumunda kalıyorlar.
İsmini bunca zaman Yannis zanneden takipçilerini de uyarıp düzeltiyor.
Burada da Twitter’da nick olarak kullandığı Giannista’yla ilgili açıklamaları var:
Herkes kendini güncellesin, Yasonas Tirekis. Yazı boyu iç sesinizin bu sözcükleri nasıl telaffuz edeceğini de şimdiden öğrenmiş oldunuz.
Burada da kendi ağzından son karar verdiği ismiyle birlikte kısa bir öz yaşam öyküsü var:
Yine Twitter’daki çeşitli sohbetlerden kendisinin büyük halalarından birinin Hay,
anneannesinin annesinin İskenderiyeli olduğunu
ve büyük amcasının Mathausen’da öldüğünü de öğrenmek mümkün.
Dedesi de 1915 yılında bir Ermeni genci soykırımdan kurtarıyor ve ismini oğluna veriyor. Babasının ismi bu yüzden Ermenice.
Mercek anne babasına, dayı ve amca gibi yakın akrabalarına doğru daraldıkça haliyle daha detaylı öyküler anlatmaya başlıyor. Sonuçta doğma büyüme İstanbullu Rum bir ailenin çocuğu. Elbette sıradan Türklerin merak edeceği birçok detay var yaşantısında.
Tabii yine bu sebepten en az bir Tomris Giritlioğlu filmini dolduracak kadar büyük trajediler koleksiyonuna ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden yeri geldikçe 6-7 Eylül 1955’te yaşanan katliamlarda ailesinin nasıl etkilendiğine dair korkunç tanıklıklar aktarmaktan geri kalmıyor.
Bir tartışmada annesinin ve teyzesinin tecavüzden ucuz kurtulduğunu,
bir başka tartışmada teyzesinin tecavüze uğradığını söylüyor.
Gerçekte ise, Facebook profiline göre Zuhal teyzesi 1958 Bursa Kız Lisesi mezunu. Yani 1955’te Bursa’da olmalı.
Kör bıçakla sünnet edilen aile üyesini bazen amcası,
bazen dayısı olarak açıkladığı için kafanız karıştıysa…
İsminin Cahit Teoman olmasından ve Facebook’ta kandil kutlamalarına coşkuyla amin demesinden anlayacağınız üzere Hristiyan ve Rum olmayan dayısı muhtemelen ülkemizdeki erkek çocuklarının büyük çoğunluğu gibi bir sünnetçi tarafından ve düğün töreni eşliğinde sünnet edildi.
Baba tarafının Mersin Silifkeli olduğunu ve kendisinin kütüğünün de Silifke’ye kayıtlı olduğunu aklımızda tutarsak, amcaları da böyle bir zulme maruz kalmadılar. Hayatlarına sağlıklı ve mutlu şekilde devam ediyor, hatta Türk ve spesifik olarak Yörük olmaktan gurur duyuyorlar.
Hatta babası Oktay Türe’nin önceki bir evliliğinden olan abisi Oktan hakiki Yörük olduklarının haplogrup analizleriyle de tespit edilmesi için National Geographic’ten yardım almaya çalışıyor.
Dedesinin adının da Giannis değil Hamdi olduğunu yine amcasının rahmet okuduğu Facebook yorumlarından öğrenmek mümkün:
Bu arada zamanında Türkçe konuşmadığı için tramvayda teyzesiyle beraber tartaklanan,
yine 6-7 Eylül dönemi saldırıya uğrayan ve şehri terk etmek zorunda kalan, bu yüzden de Yasonas’in İstanbul’dan uzakta öldüğünü iddia ettiği yayasına gelelim:
Cenk Türe’nin annesi Mükerrem Meral Hanımın Facebook paylaşımlarından anneannesi olduğunu öğrendiğimiz Remziye Hanım’ın (soyadlarını paylaşmıyoruz), torununun da öldüğünü tweetlediği tarihte İstanbul’da gömüldüğü İBB’nin kayıtlarından görülüyor. Şehrinden pek uzakta ölmüş sayılmaz, Feriköy mezarlığına defnedilmiş.
Bu arada annesi Meral Hanım oğluyla birlikte yaşadığı Kavala’da Türkiye’den gelen çok aile olduğundan hiç dil problemi yaşamamalarına seviniyor. 1955 yılında mamasıyla tramvayda Rumca konuştuğu için azarlanmak kalıcı bir amnezi yaratmış olmalı. Kadıncağız Rumcayı tamamen unutmuş, hayatına Kavala’da bile Türkçe'yle devam ediyor.
Bir de Çanakkale’de savaşmış olan bir aile büyüğüne dair öykü var ama kahramanı ve akıbeti sürekli değişiyor. Şuradan çeşitli versiyonlarını okuyabilirsiniz:
1. versiyon: Büyük dede Çanakkale Savaşında şehit oluyor. Kardeşi, yani büyük amca amele taburunda harap oluyor ve canını zor kurtarıyor.
2. versiyon: Burada büyük amca amele taburunda maalesef yaşamını yitiriyor.
3. versiyon: Büyük amca amele taburundan kaçıp Yunan ordusunda savaşıyor.
4. versiyon: Büyük amca bu sefer büyük dayı oluyor ve amele taburundan bir Ermeni'yle birlikte kaçıyorlar.
5. versiyon: Büyük dayı amele taburunda sıtmadan ölüyor.
6. versiyon: Amele taburunda askerlik yapmış olan ne büyük dayı ne büyük amca. Hikayenin kahramanı diğer büyük dedeye dönüşüyor.
7. versiyon: Büyük dede amele taburundan kaçıp Yunan ordusuna katılıyor.
8. versiyon: Büyük dede Çanakkale Savaşında yaralanıyor. (Bu tweet 2013’te atıldığı için daha şehit olmamış, hala yaralı.) İki ayrı büyük amcadan biri amele taburunda ölüyor, diğeri Yunan ordusuna katılıyor.
9. versiyon: Dedelerin ikisi de amele taburlarından alınıp toplama kamplarına gönderiliyor. (En korkuncu da bu, ne yaptın Cenk.)
10. versiyon: Bu da Yunan bir gazeteciyle sohbet ederken attığı bir mentiondan. Türkiyeli takipçilerini mahrum bıraktığı şahane bir bilgi: büyük amcası ya da dayısı partizanlara katılıyor.
Gerçekte Türe ailesinden Trablusgarp’ta savaşmış bir askerin çıktığını Facebook’tan öğreniyoruz. Küçük bir farkla, bu büyük dede Rum bir doktor değil, Silifkeli ve Yörük bir emir subayı. Tekeli oğullarından mülazım Hüseyin Bey.
İki yeğenini de savaşa gönderiyor. Biri Yemen diğeri Çanakkale’de şehit oluyor. Fakat bunun aynısı ama amele taburlusu lütfen.
Mustafa Kemal Paşa'nın emir subayı olabilmiş bir büyük dedeleri varken torun Cenk Rum oldukları gerekçesiyle subay olma haklarının olmadığına yakınmaktan geri kalmıyor.
Bunlar olurken gerçek hayatta dayısının, yarbay olan babası sayesinde İstanbul’un çeşitli orduevlerinden yaptığı neşeli yer bildirimleri dikkat çekiyor.
Burada da Cenk’in dedesi olan Halit Bey yüzbaşı üniformasıyla görülüyor.
Yarbay olarak askeri kariyerini tamamlayan Halit bey Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri tarihindeki sayılı Rumlardan (sayıyla 1).
Dayısının fotoğraflarındaki Sözcü gazetesi ve diğer CHP'lilik bildiren unsurlar dikkatinizi çekmiştir. Cenk her ne kadar Twitter’da Rumlarla CHP’nin yan yana anılamayacağını bildirse de:
Annesi Meral Hanımın beğenileri aksini söylüyor:
Bu arada Cenk ara ara Türkiye Cumhuriyeti tarafından zamanında yabancı uyruklu vatandaş sayılmaları gibi hukuksuzluklara üzülse de,
1000 senelik Bizans İmparatorluğunun torunu olduğunu için genel olarak gururlu.
Anne ve babasının (Mükerrem ve Ahmet isimleriyle) vaftiz olduğu kiliseler devlet tarafından tanınsa, AKP’liler kimliklerini ve inançlarını dikkate alsa…
ve işi gücü Balat’ta Rum meyhanesi aramak olan CHP’liler kendisine Yorgo muamelesi yapmasa…
Bu tatlı Rum ailesinin öyküsüne, Cenk’in babasının önceki evliliğinden olan ağabeyinin yazdığı ve Bizanslılara ithaf ettiği didaktik şiiriyle veda edelim.
Ve Cenk’in eğitim hayatına gelelim. Kendisi çevresine anlattığı ve burada tweetlerine sıkıştırdığı şekliyle liseyi Robert Kolejinde okumuş.
Fakat ne tuhaftır ki Robert Kolejli dostlarımızdan bizim için yıllıklarını kontrol etmelerini istediğimizde Cenk Türe, Jay Ture, Tuere ya da Yasonas isimli bir mezunlarının olmadığını görüyoruz. Çünkü kendisi mezun olduğu yıl okulu tarafından Milliyet Gazetesi’ne verilen bir ilandan da anlaşıldığı üzere, Ata Koleji 1995 mezunu.
Ata Koleji 95 Mezunları Facebook grubunda da arkadaşlarının bir türlü ulaşamadığı isim olarak bahsi geçmiş. Tahminen yanlış isimle arıyorlardı.
Hayır Cenk Ata Kolejinden bahsediyoruz.
Milliyet Gazetesi’ndeki ilandan da anlaşılacağı üzere İstanbul Üniversitesi Yunan Dili ve Edebiyatı bölümüne kayıt yaptırmış. Kendisini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yıllarından tanıyan birçok insan da var ama o yıllarda kendini o şekilde tanıttığı için çoğunlukla Jay olarak hatırlıyorlar. En son 2003 yılında hala aynı bölümde okuduğuna dair birçok görgü tanığı mevcut.
Cenk’in (ya da Jason’ın) Facebook’ta oluşturduğu bir etkinlik için (buna da ayrıca geleceğiz) kendi yazdığı CV/ biyografide Oxford’da St. John’s College’da lisans okuduğu, sonrasında Güney Afrika’da University of Cape Town’da gender studies master’ı yaptığı ve nihayet ana kucağı Oxford’a dönerek yine St. John’s College üyesi olarak felsefe doktorasını aldığı iddiası yer alıyor.
Fakat Oxford Üniversitesiyle iletişime geçtiğimizde de Cenk Türe isimli bir mezunlarının alumni kayıtlarında yer almadığını öğreniyoruz. Yazışmanın devamında alternatif isimleriyle de sorguladık. Cevap maalesef menfi oldu.
İnsanların onu hala Beyazıt’ta gördüğünü söylediği yıllarda bile kendisi, yüksek lisansını yaptığı Güney Afrika’da.
Fakat ne hikmetse University of Cape Town’ın tez veri tabanında da kendisine ait bir kayıt yok.
Cenk de zaten daha çok yüksek lisansın ardından Oxford’da yaptığı felsefe doktorasıyla meşgul. Sosyal medyada bunu defalarca belirtmesinin yanı sıra,
bu önemli bilgiyi academia.edu profiline de ekliyor.
Halbuki herhangi bir isim kombinasyonuyla ne genel olarak Oxford ne de St. John’s alumni kayıtlarında yer alıyor. Mezuniyetin dışında, herhangi bir zamanda Oxford’a kabul edilmiş ve kaydolmuş da değil. Ek olarak, yüksek lisans ve doktora tezlerinin yer aldığı hiçbir veri tabanında kendisine ait bir yüksek lisans ya da doktora tezi bulunmuyor.
Cenk bu başarılarla dolu eğitim hayatı bittikten sonra aile durumundan kendini Almanya’da buluyor. Burada yaşadığı dönemde de kendisini Oxford doktoralı bir felsefeci olarak tanıtmaya devam ediyor.
Ekşi Sözlük’teki entry’lerine bakılırsa Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde hocalık bile yapıyor:
Hatta Banks & Tuere ismiyle bir girişimi bile oluyor:
Bu da aynı CV ile verdiği ve Almanya Düsseldorf’ta yaşayan talihlilere müjdelediği özel derslerin tanıtım metni. Ücretin ders başı 50, 12 ders için toplam 500 Euro olduğuna dikkat. Sadece İngilizce ve Türkçe değil, keriz silkeleme konusunda da ders veriyor.
Ardından bir dönem Hollanda’da yaşıyor. Felsefeci Jason Tuere olarak daha önce de CV’sinden bahsederken alıntıladığımız bu ilanda gördüğünüz gibi Hollanda’da kişi başı 25 Euro katılım ücretli felsefe semineri düzenliyor. Almanya seferinin iyi geçtiğini buradan anlayabiliriz.
Cenk'in Hollanda'da kurduğu şirkete Jason Tuere adını vermiş olması da, enternasyonal alanda gerçekleştirdiği bir başka ince hamle olarak kayıtlara geçiyor.
Bu felsefeci kimliğine o kadar ısınıyor ki, Türkiye ve soykırım üzerine Ermenistan'daki bir gazeteye röportaj bile veriyor. Bu sefer zamanında misafir öğretim görevlisi olarak Türkiye’de çalışmış Yunan filozof Jason Tuere olarak.
Cenk’in bir özelliği de İstanbul Rum'u, Yunan filozof, Yunanistan’la ve Helen medeniyetiyle bağlantılı herhangi biri olarak bulabildiği her fırsatta görüşlerini aktarmaktan çekinmemesi. Sürekli mikrofon arıyor.
Mesela burada AirBNB’de ilanı verilen evlerin tarihi Rum evleri olduğunun belirtilmesi üzerine yapılan minik bir tartışmaya atlıyor,
ve önce Umut Sarıkaya karikatürü olmadığını muhatabını tersleye tersleye vurguluyor,
sonra İstanbul Rum’u kimliğiyle izninin olduğu ve olmadığı ifadeleri belirtiyor.
Bir süre ondan bağımsız devam eden tartışmaya hüzünlü keman sesiyle tekrar atladıktan sonra,
karşısında sakince fikrini belirtmeye çalışan adamı gazeteyle vura vura Greta Thunberg gibi azarlıyor. How dare you!??
Ve özür dileterek bu mini tartışmanın hükmen galibi olarak mentiondan ayrılıyor. Böylece insanların politik bilincini, empati duygusunu ve karşısındakileri kimlikleriyle bağlantılı bir noktadan incitme konusundaki tedirginliklerini sömürerek kendine küçük İnternet tatminleri sağlamaktan da geri kalmıyor.
AirBNB demişken, şimdilerde eşiyle Yunanistan, Kavala’da yaşayan Cenk’in eşi tarafından verilen AirBNB ilanını okuyalım.
Eşi detayları hatırlamakta zorluk çektiğinden olacak, kocasının Türkiye’deki gibi değil, ciddi ciddi yapmasıyla övündüğü doktorasını tek hamlede silmiş ve yüksek lisansa çevirmiş. Olabilir; hikaye bizce de çok karışık.
Kavala demişken de Cenk’in yaşadığı yerleri bir hatırlayalım. Biz Türkiye, Almanya, Hollanda ve Yunanistan'a bile bakınca bayağı seyahat dolu bir yaşam olduğunu görmüştük ama kendisine bu yetmemiş olacak ki, öyküsünü minik dokunuşlarla biraz daha zenginleştiriyor.
1999’da Yugoslav iç savaşı sırasında (bu tarihler resmi kayıtlara göre İstanbul’da üniversite öğrencisi olduğu tarihlere denk geliyor) Sırbistan’da,
kriz döneminde Yunanistan’da,
hemen ardından Kadıköy’de,
2011’de ise Arap Baharı rüzgarları Mısır’da Tahrir meydanında esmeye başladığında Cenk yine alanda. Görgü tanıklarına göre o tarihlerde İstanbul’da olsa da.
Burada kendi özeti var. Soluksuz okunuyor gerçekten müthiş bir yaşam.
Ve belki de en şahanesi, 90’lı yıllarda Amnesty International’ın correspondent’ı olarak Kürdistan’da yaşadığını iddia ettiği dönem.
Tüm bunları yaparken dört farklı ülkede mültecilerle de çalışmayı ihmal etmiyor.
Sırpça-Hırvatça bildiği için Balkan coğrafyasında Makedonlar dahil herkesle kolaylıkla sosyalleştiği bilgisini de ekleyelim.
Sırbistan nereden çıktı diyeceksiniz, askerliğini yaptığı yerlerden biri. Yerlerden biri çünkü aynı zamanda Batı Afrika’da bulunan Fildişi Sahili’nde de askerlik yapıyor.
Tüm bunlar bir tarafa, hikayesinin en erken dönemlerine dayanan İngiliz vatandaşı olduğu iddiası hala yürürlükte:
Birleşik Krallık pasaportu olmasına rağmen sadece Avrupalıların iki yüzlülüklerini daha yakından inceleyebilmek için Türk pasaportuyla seyahat etmeyi tercih ediyor.
Acı verici bir süreç… Ama yılmıyor.
Araya yaşanmışlık da ekliyor tabii. Atatürk ve silah arkadaşlarının aklına gelmeyecek mücadeleleri verdiğini de belirtiyor.
Eee, kendisinin de dediği gibi.
İnsan gerçekten hayret ediyor!
Burada gördükleriniz sadece bizim kısıtlı bir süre içinde bulabildiklerimiz. Her ne kadar özenli bir araştırma yürüttüysek de, eksiklerimiz mutlaka vardır, hatalarımız da olabilir. Dosyamızın sonuna geldik; sürç-i lisan ettiysek affola.
Türkiye’de azınlık grupların tarihi acı ve zorluklarla doludur ve kendi hikayelerini kamuoyu ile paylaşmaları geçmişle yüzleşme açısından kritik bir önem taşımaktadır. Bu açıdan önem taşıyan başka bir konu da azınlıkların tarihinin bu acılardan nemalanmaya niyetlenmiş kişilerin manipülasyonundan korumaktır. Bu çalışmayı böyle bir manipülatif çabayı ortaya çıkarmak için hazırladık. Türkiye gibi, azınlık hakları konusunun son derece hassas olduğu bir coğrafyada başkalarının kimlikleri üzerinden kurgu acı hikayeleri yaratmak, bu azınlıklara ancak zarar verecektir.
Hedefimiz potansiyel olarak ülkedeki azınlıkların yaşadıkları acı ve zorluklara dikkat çekmeye çalışan hayal ürünü Giannis Tyrakis değil; bu tür bir hayal ürünü karakter üzerinden statü ve temsiliyet devşirmeye çalışan Cenk Türe’dir.
Cenk Türe’nin hayal ürünü kimlik ve senaryolarla, tarihe ve azınlıkların kendi hikayelerini paylaşma biçimlerine dair manipülasyon yapması, kanımızca kabul edilebilir bir şey değildir. Bizce Türkiye tarihinin bir gerçeği olan bu acılar sosyal medyada ve diğer mecralarda Cenk Türe gibilerin yarattığı hayali figürler tarafından değil, bunları gerçekten yaşamış kişiler ve onların yakınları tarafından dillendirilmelidir. Zira aksi azınlık grupların tarihini ve dilini gasp etmek anlamına gelir.