İnsanların arasında dolaşırken bir şeyler fark ettik. Konuşmaları çöldeki gemileri andırıyordu. Kelimeler hep aynıydı. Ya da cidden biz farklı bir gezegenden gelmiştik. Kendimize ait olan güzel olduğunu düşündüğümüz her kelimeyi paylaşmaya karar verdik. Çünkü bizim amacımız gelişme gösterebilmek ve bu kelime bize sonsuzluğu anımsatıyor. Gelişimin bitmeyen sürecine ayak uydurduk. Her günümüzü geliştirmekte olduğumuz güzel olan her kelimeyi, cümle ya da duygu düşünceyi sizinle paylaşmak istiyoruz. Ve biz uzaylıyız bunu unutmayın...Her şeyin yanı sıra sanat bizim için her şey kalpler bizim için her şey kalbin varsa bize katıl duyguların bizi yaşat bizi mutlu et. Zor değil duygularını kullanmak. Müzik ağır bir iştir eğlence değil.
Aptal dünyada işe yaramaz şekilde Lego parçası gibi kafamı gömüp kalmak istiyorum. Dediklerim çocuksu geldiği hayallerimin uçuk geldiği insanlar zamanı gelince karşılarında ulaşamayacakları birisi duracak. Bir kere olsun hayallere değer verin. Kendinize inanın.
Gerçekler Gözünün önünde yavrum Hayaller ise Beyninin her kivriminda Mutluluğun hepsi hayallerde mi Acıların hepsi gerçeklerde mi Göz mü görür yoksa beyin mi Hiç gerçeklerin hayal oldu mu Hiç hayallerin gerçek oldu mu Güzelim gerçekler hayallerdir Gerçeklerimiz hayal ise Hayallerimiz gerçek midir
Cidden bazı şeylerden sıkıldığım bir gece. Herşeyden hatta. Ne düşünürsem aynı zevksiz düşlere kapılıyorum. Ne mi istiyorum? Bu gerçek bir soru olamaz. Asla cevabını bilemediğim bir soru. Sıkışıp kaldığım anlamsızlığı ifade edecek hiç bir şey yok. Durup ben bu hayatta en çok neyden zevk aldığımı düşünüyorum. Sakinliyorum çünkü bu düşünce beni bir sonuca vardırmıyor. Düşünmeye başladığım noktada buluyorum kendimi. Her şeyin tadı aynıymış gibi zevksiz. Sürekli aynı tadı tadmışım gibi iğrenç. Belkide hayatımda bir farklılık bekleyişimin acısı bu. Belki kalabalıkken bile aradığım kişinin yokluğu. Her gün yaptığım rutin video oyunları yapay bir mekanda benim uyuşturucum gibi dünyayı unutturan aptal oyunlarım. Gereksiz yere yüzümü güldüren herşeyin gitgide anlamsızlaştığı bir evredeyim. Bu demek oluyorki sen boku yemişsin. Artık yeni bir eşya beni mutlu etmiyor veya yıllardan beri hayalini kurduğum bir gitar. O kadar gereksizki herşey o kadar değersizki. Tertemiz ferah bir havada boğularak ölmek gibi. Bundan sonra ne yapmalıyım. Daha fazla sorun mu isteyip istemediğim sorusunun cevabını bile veremiyorum. Geçmişimden sıkıldım. Gelecek hakkındaki düşüncelerimin bir bir yok oluşunu izlemek reklam aralarının hiç bitmemesi gibi. Kocaman bir yılımı yapa yalnız geçirdim. Konuşmayı unutacak kadar iğrenç bir hal aldı. İnsanlara hitap etmeyi unuttuğum zamanlar oldu. Artık zaman geçireceğim hiç bir şeyim kalmadı bu dünyada yapayalnızım. Hala çok güçlüyüm. Ama bu gücü reddediyorum. Senin yüzüne çarpıp görünmez gibi yaşamak istiyorum. Buz devrinde bir buzulun içinde donup milyonlarca yıl hissetmeden geçirmek istiyorum. Bu dünyada işim bitmedi. İstediğimi bu dünyada elde edeceğim. Biliyorum ki mutlu olmayacağım. Neden mi? Bir şeyler eksik. Anlamsız bir eksik. Bende olan ama hissedemediğim bir eksiklik.
Saintrow incil ayrıntı. Dio ya kulak ver. Ne demek istediğimi anlamıyor musun? Kaç! kutsal dalgıç Sana bakmak için gelmekte olan mavi ve siyah birşeyin içindeki ses. #saintrow #graphicdesigner #suluboya #designer #graphic #dio #devil #belzaboss #şeytan #cehennem #hell
Sanırım acıları unutmak diye bir şey yok. Acılar bizimle kalıyor unuttuğumuzu sandığımız yerde geçmişimizden gelen bir hatırayla ortaya çıkan lanet lekeler. Bundan sonra bize ait olan bir parça. Can yakan pis bir dost gibi. Bizden üstün olan bir şey varsa işte bu acılarımız. Kendini bir süre kandırırsın. Acıların senin aşkındır aslında. Sevmek gibi. Acının çeşitleri olabilir. Sen onları çektiğin sürece onları seviyorsundur. Farkında olmadan seversin. Sana yapışan bir şeydir. Ondan nefret ettiğini sanarsın. Gerçekten nefret etsen unutdun. Hiç düşündün mü. Seviyorsunuz biliyorum içinizde var. Sevmeseniz canınızın yanacağınızı bildiğiniz hale o kutuyu açarmısınız. Geçmişinden kalan pis kutu. Yatağının altındaki belki yıllarca saklaman gereken anı dolu kutu. O kutu iticiliğini hep korudu. Bazen açmak istedin. Bazen atmak. Cesaretse tartışılır. Ama yüzleşmek istediğin bir acı. Boyutunu hala kimse ölçemez. Ve o kutu açarsın. Sanki küçükken canının acıyacağını bildiğin halde o örtüyü çekmen gibi. Ama örtüyü seversin merak edersin üstündekini. Belki önceden denemişsindir. Belki ileride de vaz geçmeyeceksin. Acı çekmek böyle bir şey işte. Denersin seçersin acını sen seçersin. Ama ektiğin acılar kayıp olmaz kayıp gitmez. Belki bir ömür boyu cebinde taşırsın. O kutuyu atmam gerekirdi. Herkes bunu biliyor. Ama ben öğrenemedim. Hüznün getirdiği titremem. Bu kutu belki beni senden kaçırdı. Dibimde pis bir sünger bulunduruyor gibi hissettiren bu kutu. Tanrım koru beni. Sıçarım ben böyle aşkın içine. Kendini yordun mu büyük sorularla. Sakladığın acılar. Dostun olup intikama dönüşür. Kutuda intikam saklıyorum. Acı dolu intikam. Evrene verdiğimiz aptal mesajlar. Dönüşü intikam la yer değiştirir. Ne zaman şarkı yazmak istesem kutuya bakarım. Kutu bana artık gülümsüyor. İçindeki acı gülümsetiyor. Kendisinin farkında olmadığı şeyler taşıyor. Nerden bile bilir ki. Güzelliklerin ölümcül zehir zerk eden gizemli anılar olduğunu. Bakmayın dediklerime kutu sevimli. Düşüncesi kötü. Nereden anlayacaksınız ki. O kadar korkuya rağmen kutunun içinde yaşamak istiyorum. California da lunaparkta korku trenine binmek gibi çok farklı bir istek. Evet bu aptal yazımı okunuz. Şimdi kutumun yanına gitmeliyim. Müziklerimin zevk vermediği aptal anlara gitmeliyim. Beklide benim zaman makinem diyebiliriz. Rock’n Roll un olmadığı zamanlara gidiyorum. Sanki her şeyin doğru olduğu anlar. Havanın bile doğru zamanda doğru işi yaptığı anlara. Doğru içindeki yanlışı bulmanın şerefine. ŞEREFE….