Aklımın alabora, gönlümün virane olduğu zamanlardayım. Hani insanın ne gidebildiği ne de olduğu yerde kalamadığı anları vardır ya, tam o andayım. Gideceğim yerde beklenmiyorum, kaldığım yere de sığamıyorum. Aradığım yol hangisi, onu bile bilmiyorum. Yönümü, pusulamı kaybettim bu derin denizde. Canımın gittiği yer, canımı bulduğum yerdi aslında. Şimdi gülmeyi unutturup boşluğa baktıran, gözlerime zamanında sevginin ışığını koyandı. Değerimi üç günlük bilmiş, yetmemiş iki kıytırık, cümle demeye bin şahit iki lafla önüme sundu. Sana değil... İnan ki sana değil; verdiğim, sandığım sevgime yazık etmişim. Geceleri gelen hayalin, rüyama giren yüzün, baktıkça seni hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Hâlâ sana bağlı kalan, seni düşünen, hayatına senin yüzünden kimseyi almayan/alamayan, beni sevse dahi adım atamayan her zerreme de kızgınım. Keşke elimde olsaydı, keşke elimde olsaydı alıp paramparça edebilseydim içimde senden yana olan her şeyi. O güne geri dönebilseydim de, merhabadan öteye gitmeseydim. Ama yine de pişman değilim biliyor musun? Korkak da değilim üstelik senin gibi. Yine olsa yine severdim seni. Yine olsa yine kanardım sana. Çünkü ben temiz sevdim, saf sevdim, masum sevdim. Gerçekten sevdim ve bitmesine rağmen hâlâ sadakatimi korudum. Ama sen korkak, bencil olan adi bir adamın tekiymişsin. Bu duygusuzluk, bu nankörlük sana bir ömür vicdan azabı olarak yeter. Sana, senin gibiler gerek. Sana, değer bilmez insanlar hak. Şimdi var git yoluna. Ne karşına çıkarım bundan sonra ne yolunda yürürüm. Buraya da yazıyorum, ben çok sevip bunun çok daha fazlasıyla da sevildiğim mükemmel bir ilişki yaşayıp, yüzümde kocaman gülümsemeyle yürüyeceğim yolumda. Ama sen, sevmeyi bilmeyen bir zavallı olarak kalacaksın hayatın boyunca. Acıyorum. Sana sadece acıyorum.