Onu çok seviyorum ama bunu hak etmiyor. Bu çaresizlikten nasıl kurtulabilirim?
Sana sorunun cevabını tek cümlede vermek isterdim. Ama bunu yapamam. Yazdıklarımı okuyup anlayacağına inanarak birkaç cümle kuracağım şimdi. Okurken anlamanı istiyorum.
Öğrenilmiş çaresizlik nedir biliyor musun? Anlatayım.
Filleri bir kafese koyarlar ve boyunlarına da bir zincir takarlar.
Sonra yemeklerini kafesin bir ucuna koyarlar ama zincirleri kafesin diğer ucuna asla yetişmediği için açlık hissettikçe yemeğe yönelmeleri hep başarısız olarak sonuçlanır.
Fil ne zaman açlık hissetse ve kafesin diğer ucundaki yemeği yemek istese bunu başaramaz. Bu yüzden bir müddet sonra şu olur:
Ne kadar denerse denesin başarısız olacağını anlar ve beyninin gösterdiği tepki de değişir. Çünkü daha önce defalarca yapmasına rağmen yemeği yemeyi başaramamıştır. O zinciri kıracağına olan inancı yerle bir olmuştur. Artık o zinciri kırmak yerine, o zincirin kendisinden daha güçlü olduğunu düşünür.
Böylece koskocaman filler, kafasını sallasa onlarca adamı yere serecek güce sahip olan o fillerden bahsediyorum, hepsi çaresizce zincirin daha güçlü olduğunu ve onu yenemeyeceklerini bildiklerinden yalnızca bir tane adamın gelip zinciri çekmesiyle zincirin arkasından usul usul yürümeye başlar.
İşte bunun adı öğrenilmiş çaresizliktir. Artık o filler kendi güçlerinin farkında bile değildir. Çünkü kavgalarından hep yenilgiyle çıkmışlardır. Bu yüzden tekrar bir atak yapmak girişiminin onlara her zaman zarar vereceğini beyinleri anlamıştır.
Buradaki fil sensin. Zincirini elinde tutan da o karşındaki insan. Senin ona olan sadakatini hak etmiyor. Ama sen ne zaman o zinciri kırmaya çalışsan ona aşık olduğun için bu işten zararla çıkacağını biliyorsun ve vazgeçemiyorsun. Oysa o bu aşkı hak etmiyor. Senin sadakatini ve ona hep sadık kalmanı hak etmiyor.
Şimdi otur ve düşün güzel insan. Sen güçlüsün ama öğrenilmiş çaresizliğin yüzünden de bir o kadar korkaksın. Bir korkak olup onsuz yapamadığını mı kabulleneceksin; yoksa ondan vazgeçip o zinciri kırabileceğine mi inanacaksın?
Eğer bir fil olmaya devam edersen, bil ki filler kafalarını kaldırıp kulaklarını yanlara doğru açtığında tehditkar olurlar. Onlar güçlerini bu şekilde sergiler ve güçlü olduklarını sanırlar. Fakat gerçekte biz insanlar bunun tatlı bir hareket olduğunu düşünürüz. Bize tatlı gelen onların en büyük güç gösterisidir belki de. Bu yüzden de filler kaybeder. Sen de en güçlü halini bir filken gösteremeyeceğini bir gün anlarsın umarım. Ve bir gün senin de çiçeklerin açar. Umarım…
Ama asla unutma. Bir fil kadar nazik ve hassas olduğun sürece seni elinde tutabilecekler. Bu yüzden her zaman en çok kırılan, üzülen sen olacaksın. O zincir kime aitse senin ne kadar güçlü olduğunu kafanı başka tarafa çevirdiğin an kendisinin yerle bir olduğunu gördüğünde anlayacak. Bunu da unutma.
Bir de neyi unutma biliyor musun? Sandığın kadar güçsüz olmadığını. Bak her şeyi unut ama bunu asla unutma. Sen ne bir filsin; ne de kafesteki bir hayvan. Bırak seni uçarken sevsinler. Özgürlüğünün bittiği yerde hayatın biter. Hayatının bittiği yerde ise aşk diye bir şey yaşayamazsın. Çünkü aşk yalnızca iki insan tarafından yaşanır ve insanların kendine ait hayatları vardır. Hayatı olmayan insan da değildir. Çünkü buna yaşamak denmez. Öpüldün…








