kimseyi kınamaz, kimseyi övmez, kimseyi suçlamaz, kimsede kabahat bulmaz, önemli biriymiş ya da bir şey biliyormuş gibi kendinden bahsetmez.
epiktetos - enkheiridion
KIROKAZE
i don't do bad sauce passes
No title available

pixel skylines
Mike Driver
One Nice Bug Per Day

Kiana Khansmith

No title available
taylor price

Origami Around
Game of Thrones Daily

Janaina Medeiros
will byers stan first human second

blake kathryn

titsay

★
we're not kids anymore.
Cosimo Galluzzi
wallacepolsom
tumblr dot com
seen from Australia
seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye

seen from United States

seen from Australia
seen from Australia

seen from Belgium

seen from Italy
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Spain

seen from Colombia

seen from Russia

seen from United States
seen from Germany
seen from Singapore

seen from United States
seen from France
seen from United States
@ysheagi
kimseyi kınamaz, kimseyi övmez, kimseyi suçlamaz, kimsede kabahat bulmaz, önemli biriymiş ya da bir şey biliyormuş gibi kendinden bahsetmez.
epiktetos - enkheiridion
Oğuz Atay'ın "İçimin sesi de olmasa ölürdüm yanlızliktan " diye bir sözü vardır. Bir dönem iç sesimden köşe bucak kaçtığım için bunu hiç anlamamıştım. Bir insan iç sesiyle nasıl huzur için de olup yanlizligini onunla giderebilir diye düşünmüştüm ama mesele iç sesinde huzur bulmak değilmiş. Mesele yerli yersiz her şeyi hatırlatıp seni buhrana ve depresyona sokan o iç sesini dinleme cesaretini gösterebilmekmiş. Kendini anlayabilmek ve kabullenebilmekmiş. Sen kim olduğunu keşfettiğinde hayatta her şeye göğüs gerebilir hale geliyormuşsun yanlizliga bile...
İçgüdülerimin otladığı çayırın altındaki çatlaklardan süzülüp gövdeme doluyordu. İki husus kafamda dolaşıyordu; ölmek ve delirmek. İki hal de ne hissedilebilir ne de doğrulanabilirdi. Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. Delirdiğimi kimselere belli etmemek için hep sakinlikten bahsediyorduysam, ölmüş olduğum anlaşılmasın diye yaşıyor muydum yoksa? Neler neler olmamıştı bugüne kadar, bir bileseniz.
-Butimar
Kaan Murat Yanık
Yalom ölümle yüzleşmeyi güneşe bakmak olarak anlatıyor. Böyle düşününce her daim ölümün gölgesinde yaşadığımız da söylenebilir. Hatta zamanımızın sayılı olduğunu hesaba katarsak geçmiş yılları çoktan öldürdüğümüz de iddaa edilebilir. Peki ne yapmalı, ölüm hiç yokmuş gibi mi yaşamalı yoksa bir güneş gözlüğü takıp onun bilgeliğinden payımızı mı almalı?
seni olduğun gibi öyle seviyorum ki. hayattaki hırsını yine de sakin oluşunu, hiç bitmeyen arzunu, sabrını, hayattan çok fazla bir şey beklemeyişini; yine de çok fazla şey elde edişini çok seviyorum.
simone de beauvoir - love letters
From me to myself
İnsan yaşlandıkça yarasına doğru koşuyormuş.
- Kemal Varol, Kara Sis
"Her şey kendisini ölçüsüzce çoğaltarak var olmaya çalışıyor: İnsanlar, silahlar ve para."
Barış Bıçakçı, Sinek Isırıklarının Müellifi
geçmişi, gerçekleşmemiş bir özlemden ibaretti.
düşleri yoktu . gerçeklere katlanmaya hazırdı.
“sahte olanın tanımlanması, gerçeğe yaklaşmanın ilk adımıdır.”
— eckhart tolle - varolmanın gücü
“kendini ıskalayan bu bakışta boşluktan daha şiddetli bir şey, yalnızca gurur ya da nefretten ibaret olmayan bir şey vardı, korku gibi, çılgınca bir umut gibi, yardım çağrısı gibi, tehlike gibi bir şey vardı.”
— georges perec - yaşam kullanma klavuzu
her türlü nefret duygusunun ardında tek bir gerçek vardır; haksızlığa uğramak. nefret edilen birinden, size haksızlık yaptığı için nefret edersiniz. haliyle birinden ya da bir şeyden nefret etmek için ilk önce o şeyi sevmeye gerek yoktur.
immanuel kant - yaşam felsefesi
“Bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte varılması gereken yer o noktadır.”
— Franz Kafka
Dostoyevski bir toplantıda yüksek sesle okuduğu bir şiir nedeniyle
Çar tarafından Sibirya’da hapse mahkum edilir.
Hapis cezasını bitirdikten sonra anılarını kaleme aldığı
“Ölüler Evinden Anılar”
adlı kitabı yazar.
Kitapta, hapishanedeki hayatından önce insanları tanıdığını sandığını ama yanıldığını burada anladığını belirtir.
Yazar, “kara halk” olarak tanımladığı bu kitleyle karşılaştıktan sonra insanları çözümlemeye ve kendi iç dünyasının derinliklerine inmeye başlar.
Dostoyevski hapishanedeki bir köpeğin yanından geçen her mahkum tarafından tekmelendiğini gözlemler.
Köpek mahkumlardan kaçmadığı gibi yanına bir mahkum yaklaştığında eğilerek tekmelenme pozisyonu almaktadır.
Dostoyevski bir gün köpeğin yanına yaklaşıp başını okşar.
Köpek şaşkın şaşkın ona bakarak hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlamaya başlar.
O günden sonra köpek Dostoyevski’yi her gördüğünde ondan kaçar.
Ruhu köleleştirilmiş bu köpek bir sevgi açıdır.
Bu durum insanlar için de geçerlidir. Hayatları boyunca haksızlığa ve kötü davranışlara uğramış sevgi açları iyi bir davranışla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını bilemezler.
Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar, bazense iyi davrandıklarınız sizden nefret eder. Böyle insanların gözünde onları aşağılamanız onlar için bir beklentidir.
Sizi gözlerinde yüceltirler.
Eşit ve iyi davrandığınızda ise onların gözündeki değeriniz birdenbire düşer...
Omne ignotum pro magnifico
Bilinmeyen büyüleyicidir.
“Bazen kafeste olduğumuzu fark edemeyiz. Hayat öyle güzel süslemiştir ki onu; aile, eş, iş gibi planlı kurdelelerle. İstersek uçabiliriz deriz, istersek gidebiliriz, istersek, istersek, istersek….Ama hiç istemeyiz. Çünkü biliriz biz, özgürlüğü bir “eğer” sözcüğü ile eşdeğer tuttuğumuzu. Eğer özgürlük varsa, bu kafesler niye? Neden basit bir böcek kadar bile kanatlanamıyoruz? Neden kartalın baktığı yerden göremiyoruz dünyayı? Neden jaguar gibi hızlıca koşamıyorum? Düşünüyoruz ama düşünmek bizi özgür kılmıyor işte. Düşündükçe yeni yeni duvarlar örüyoruz kendimize. Ve Düşünen Hayvanlar, tüm diğer hayvanlardan daha az özgür oluyor bu durumda. Ayçiçeği gibiyiz aslında. Nerde güneş, yönümüz orda. İşte bu yüzden bizim özgürlüğümüz de, ancak bir bitkinin başının güneşe bakması kadar."
-Friedrich Wilhelm Nietzsche
Gelecek geçmişin açtığı ve göğe bıraktığı uçurtmalardır. Bazı uçurtmalar sönüp aşağı düşerken bazıları da yukarıda kalır, yani gelecekteki yerini alır. Gelecek başka geleceklerin geçmişi olduğuna göre belki de ölüm bir son değildir, zamanın kırılmasıdır ve insanın başka bir evrene veya boyuta zıplamasıdır.