Summer Camp 2017
KIROKAZE
wallacepolsom

roma★
Jules of Nature
Peter Solarz
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

No title available
NASA
Sweet Seals For You, Always
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
we're not kids anymore.

titsay
No title available
occasionally subtle

pixel skylines

Andulka

❣ Chile in a Photography ❣

tannertan36

No title available
styofa doing anything
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia

seen from Canada

seen from Malaysia
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@yunusemreceyhan
Summer Camp 2017
Fazlasıyla güzel. Ben eskilerde yaşamalıymışım gibi hissediyorum hep.
Sana bu acıyı yaşatanlar iki cihanda zelil olsun!
Bir Teknoloji Ürünü : Anneanne Yorganı Şu soğuk kış gecelerinden içimi bir özlem bastırdı. Hani şu 500 kilo ağırlığındaki baklava desenli ( Nevresim olmadığı zaman parlak pembe yada altın sarısı kaygan bir kumaşı oluyor ) anneanne evindeki beton yorgan var ya, işte ona hasret kaldım sanırım. Her anneanne/babaanne evinde bunlardan vardır diye düşünüyorum, default olarak geliyor çünkü. Benim çocukluğum sobalı evde geçmişti, sobalı evde büyüyen herkes bilir bu anneanne yorganı içerisine girip, geceleri yatarken tavanda sobadan yansıyan alevlerin görüntüsünü izlemedeki huzuru.. Tavandaki ışıltıyı izleyerek, sobadan gelen alev sesiyle uyuyup kalmak… Çünkü en güzel uykuları o yorgan altına geçirdiğimi düşünüyorum. Siyasetten, her türlü üzüntüden uzak tek derdimizin yorganın içinin çabuk ısınması olduğu zamanlardı. Artık nostalji gibi geliyor o anneanne yorganı bana. Onun ayrı bir kokusu olur misafirden misafire kullanıldığı için. Küçükken de hep o yorganla yatardım. Bi tane de Casio marka saatim vardı, yorganın altına girip keşif gezilerine filan çıkardım. Zira öyle büyük gelirdi ki bana. Yatmadan önce de yorgana şekil verip o boşluklara girerdim, yattıktan sonra altında şekil vermek imkansız oluyordu. Hele üst kısmında yer alan kaygan saten yerde soğuk soğuk ayaklarını kaydırmaktan aldığım mutluluğu şimdiki yorganlarda bulamıyorum. Bence basit bir şey değil bu anneanne yorganı, biraz da teknolojik yanı var. Çok geç ısınan, çok geç soğuyan bir yapıya sahip. Öyle ki yataktan çık birkaç gün gez gel içine gir halen ısısını muhafaza ediyor. Dışarıya buzul çağı gelse yinede insanı boncuk boncuk terletir. Isınma giderlerini de ciddi oranda da azaltıyor. Ülkemiz için bir enerji kaynağı olarak kullanılsa epey bir faydası olur, çünkü tam bir doğalgaz düşmanı. Esaslı bir yorgan; elyaf, kaz tüyü vs yorganlara benzemez. Karakter sahibi yani. Akkuyu Nükleer santrali için nükleer reaktörü çevreleyen koruyucu kılıf niyetine kullanılması için de birilerine sesimi duyurmak istiyorum, belki kimsenin aklına gelmemiştir. *** Bir an önce bayram, tatil filan gelse de anneanneme gitsem, yaptığı yemekleri yesem sonra beni yatırsa diye beklerim. Şu yaşıma geldim halen o yorganı üzerime örtünce anneannem, çocuk gibi seviniyorum. Ne kadar ağır olursa olsun mis gibi koku, o huzur, o güven hissi başka neyde var ki ? Bir de geceleri yorganın üzerine ekstradan battaniye örtmek için pamuk bir anneanneniz varsa işiniz gerçekten zor :) Bide bu yorganın kardeşi var “boyunbüken” diye. Hani bir yastıkta kocayın diye yapılan, başıyla sonu arasında saat farkı olan yastık. Onu da sonra yazmak üzere buraya not düşeyim :) Allah her çocuğa, benimle aynı hislere kapılıp iç çekenlere babaanne/anneanne evinde 500 kiloluk beton yorgan altında geçirilen geceler nasip etsin.
Sayısız şehit ve buna dur diyemeyen sayısız Şahit.. Mazlumların evlerine ateş düşerken, sen zalimlere rahatlık verme Allah'ım
Gitmek İsteyenlere
Boşver. Böyle oluyor bazen işte. Karışıyor, dolaşıyor, sarpa sarıyor herşey. İçinden çıkamayacaksın sanıyorsun evet haklısın içinden çıkamazsın… O kadar karışırki herşey çekip gidesin, kaybolasın gelir. Bu herkeste olur. Ama gidenler hep kaybedenler olur. Kalmak, kalıp sabretmek ve karışıklıkların düzlüğe çıkması için Rabbine Dua etmek hep kazananların işidir.
Gidersen belki kafan rahat edecek ama vicdanınız hep senı takip edecek. Attığın yer adımda için parçalanacak adımların ileri değil sanki geri geri gidecek. Sen en iyisi gitme… Sabret. Vardır bir hayır de bekle… Yansın için cayır cayır, delir, çıldır, haykır ama sabret… Hele bir dur bakalım de kendi kendine… Gün doğmadan de… Neler doğar de… Tokatlar atılsın dur, küfürler edilsin sus, terk edil ama gitme. Bekle. Biraz daha sabret hele bakalım.
Yakma bir sigara sakın, demli bir çay söyle kendine en iyisi… Aç kalırım diye korkma çayın yanında simidi mutlaka Rabbin esirgemez senden. Çalışır düzeltirsin herşeyi, herşey düzelir nede olsa. Fakirin tesellisi bol olur teselli et kendini. Yanından geçen arabalara, ciplere, tezgahlara, vitrinlere hiç bakma. Sen önüne bak. Eğ başını usulca ilerle caddede… Sıkma canını buda geçer. Her şey geçer.
Yeşilçam’da Din Adamları
Belki burada anlatmaya çalışacağım konu, toplumda çoğu kişinin farkında olmadığını düşündüğüm bir mesele. Özellikle Kemal Sunal filmlerinde gördüğümüz, bizimde yeri gelince farkında olmadan gülerek izlediğimiz din adamları tiplemeleri. Şu zamanda algı dünyasında yaşadığımızı unutmadan olaya yüzeysel değinmek istiyorum.
Yıllardır yeşilçam kültürü tarafından toplumun zihnine kazınmaya çalışılmış bir din adamı tiplemesi var. Bu dizi-filmlerde din adamları; herkese elinde tespihle dolaşarak “kafir, yanacaksın” diyen, pis ve dağınık bir takma sakalı bulunan, kirli beyazdan bir sarığı olan, sahtekarlık ile cebini dolduran, cin çıkarma işleri ile kadınlara tacizde bulunan, camiye gelen çocuklara küfür edip dayak atan eli sopalı şalvarlı tipler olarak tanıtıldı. Toplumu yobazlığa sürükleyen bir tip olarak önümüze çıkartıldı.
Daha sonra izleyici olan topluma ” Al bu sakallı tipler hepsi böyle “ tarzında birçok genelleme yaptırıldı. Yıllardır topluma bu din adamı profili empoze edildi, din ve islamofobi bu şekilde beyinlere işlendi.
(Bazen bu dizilerde/filmlerde bunun tam zıttı olarak, saf ve herkes tarafından dalga geçilen bir karakter tiplemesi de karşımıza çıktığı oluyor.)
Diğer taraftan yabancı dizi filmlere bakıldığında ise kendi din adamlarını, papazlarından hahamlarına, haç işaretlerinden vaftizlerine kadar süsleyerek gözlerimize soktular. Yine aynı dizi filmlerde; Papazlar, Rahibeler sanki birer melek veya insanüstü varlıklar gibi tasvir edilirken, Yeşilçam kafasının imamlara böyle aşağılık bir profil giydirmesi çok düşündürücüdür.
Bir proje olarak Yeşilçam’da ve halen birçok dizide topluma empoze etmek istedikleri tek şey batının ahlaksız yaşam tarzı.
Halen de dizi film sektörü üzerinden inanılmaz bir misyonerlik faaliyeti yürütülüyor.
Son olarak eklemek istediğim bu dizi filmlerde kullanılan isimlere ve bu isimlerdeki kişilerin oynadığı karakterleri bir düşünürsek nasıl bir toplum mühendisliği olduğunun farkına daha kolay varabiliriz. ( Örnek : Recep, Şaban, Ramazan, Gaffur.. )
Kısacası dinimizi ve din adamlarımı kötülemek, yerden yere vurmak bir batıcılık değildir.
Yanılıyoruz.
( Dizi film takip eden izleyen birisi değilim. Fakat bu zamana kadar izlediğim dizi filmlerden sadece birisinde bu tiplemeye şahit olmadım. Eşrefpaşalılar filmi. Sıradan bir cami imamının çevresine nasıl bir nefes olduğunu bu filmle gördüm. Tavsiye ediyorum )
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” ayetine gönül vermiş insanlarız. (53/Necm-39 ) Önce gayret sonra himmet :)
Herkes "Benim kalbim temiz" der. Kur'an ise uyarır: "Kendi kendinizi temize çıkarmayın; kimin sakındığını en iyi bilen Allah'tır" - 53 Necm 32